Gündem

İncirlik krizi: Almanya nasıl yanıt verecek?

Almanya'da uzmanlar iki ülke arasındaki gerginliğin son halkası olan İncirlik krizi karşısında, genel seçimlere hazırlanan Berlin'in net adım atmakta zorlandığı, ancak mülteci anlaşmasının Türkiye açısından eskisi kadar büyük bir koz olmadığını söylüyor.

29 Nisan 2018 20:30

Almanya, Türkiye ile gerginliğin son halkası olan İncirlik krizi sonrası askeri üssü Bundeswehr'i taşımak için komşu ülkeleri inceliyor. Alman Parlamentosu, Ürdün, Güney Kıbrıs ve Kuveyt dahil sekize yakın alternatifi tartışıyor.

Perşembe günü de, Yeşilller Partisi ve Sol Parti, parlamentoya askerlerin İncirlik'ten çekilmesi için bir tasarı sundu.

Bazı uzmanlar, askerlerin Türkiye'den çekilmesinin bir "diplomatik kriz" anlamına geleceğini söylerken, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Nazi' suçlamaları, Die Welt muhabiri Deniz Yücel'in tutukluluğu, Ermeni tasarısının kabulü gibi gelişmeler sonrası "ilişkilerin zaten öldüğü" görüşü ağır basıyor.

Mülteci anlaşmasının yanında tarafların karşılıklı askeri ve ticari "bağımlılıkları" nedeniyle ilişkilerin kamuoyuna yansıdığı kadar kötü olmadığına dikkat çekenler de var.

22 Eylül'de gerçekleşecek seçimlere hazırlanan Almanya'nın, krize yönelik net adım atmakta zorlandığı görülüyor.

Seçimler için kilit önemdeki mülteci anlaşmasının iki ülke arasındaki gerginliğin ivme kazanmasını engellediğini düşünenler de var, mülteci anlaşmasının Berlin'in ayağını eskisi kadar bağlamadığı görüşünü dile getirenler de.

Askerlerin İncirlik'ten çekilmesi durumunda krizin ilk belirgin sonucunun ortaya çıkacağı ifade ediliyor ve Berlin'in mesajlarının söylemde kalmayacağı belirtiliyor.

Berlin merkezli Bilim ve Politika Vakfı'ndan Türkiye uzmanı Günter Seufert'e göre, Almanya'da siyasilerin Ankara'nın tavrını ciddiye almadığını söylemek yanlış olur.

Seufert, "Türkiye'nin herhangi bir eleştiri karşısındaki bu retoriği, diğer tarafları patronluk taslamak ya da sömürgecilikle suçlaması, bu yeni gelişmelerle sınırlı değil" derken, Almanya'da siyasilerin böyle bir dile gerek olmadığını düşündüğüne dikkat çekiyor.

Seufert ayrıca, Almanya toplumunun büyük bir dikkatle Türkiye'deki gelişmeleri izlediğini söylüyor:

"Sadece basın ve siyasiler değil, öğretmenler, doktorlar, Türkiyeli göçmenlerle her gün teması olan sokaktaki insanlarda, bu gelişmeler büyük yankı buluyor. Çünkü olanlar komşularını, çocuklarının okul arkadaşlarını, kasaplarını, mahallelerini etkiliyor."

Alman hükümetinden ziyade, sivil toplum, yerel örgütlenmeler ve parlamentonun inisiyatifiyle Türkiye'ye yanıt verildiği, uzmanların dikkat çektiği başlıklardan.

Seufert, "Almanya toplumu, hükümetin kendi politikalarını yürütmesini engelleyecek kadar Türkiye'deki gelişmelere kendi eylemleriyle tepki gösterebiliyor. Ermeni Soykırımı tasarısının oylanması, Alman polisinin Ankara adına casusluk yaptıkları şüphesiyle Türk imamlara yönelik baskınları, hükümet değil bizzat parlamento üyelerince atılan adımlardı" diyor.

Ancak bu durumun toplumda bir kutuplaşma yarattığı görüşüne katılmıyor.

Bern Üniversitesi'nden Türkiye uzmanı Christoph Ramm ise, diplomatik ilişkilerin hızla siyasi alana kayması ile kutuplaşmanın daha da derinleşeceğini söylüyor.

Ülkede 3 milyona yakın Türkiye kökenli, 1.5 milyon kadar Türk vatandaşı olduğu biliniyor. Anayasa değişikliği referandumu için Türk bakanların bu vatandaşlarla biraraya gelerek kampanya yürütme talebi Almanya tarafından reddedildiğinde Erdoğan'ın 'Nazi' benzetmesi yapması, bu anlamda kilit gelişmelerden.

Ramm, "Referandum kampanyası sırasında ilk olarak Almanya karşıtı duyguları tetikleyen taraf Cumhurbaşkanı Erdoğan'dı. Sonrasında bazı Alman siyasetçiler de kamuoyu önünde yaptıkları Türkiye karşıtı imalarla karşılık verdiler" diyor.

Basel Üniversitesi'nden Siyaset Bilimci Bilgin Ayata, üç temel başlığın ilişkilerde radikal değişimleri engellediğini söylüyor: Mülteci sorunu, ticari ilişkiler ve Almanya'da Eylül ayında yapılacak parlamento seçimleri.

Başbakan Angela Merkel için üst üste yapılan eyalet seçimleri ve yaklaşan parlamento seçimleri, mülteci politikasına yönelik tavrını yansıtacak bir sınav olarak görülüyor.

Bilgin Ayata, tarafların beyanları sert olsa da, göç politikaları nedeniyle Angela Merkel'in, partisi Hristiyan Demokrat Birlik'in son eyalet seçimlerinde üst üste kazandığı başarıları riske atmayacağını söylüyor.

Duisburg- Essen Üniversitesi'nden siyaset bilimci Burak Çopur ise, mülteci anlaşmasının Türkiye için eskisi kadar büyük bir koz olmadığını ifade ediyor.

Burak Çopur, Balkan rotasının kapanmış olması nedeniyle bundan sonrası için göç akınının odağında Yunan adalarının olacağını söylüyor.

Çopur'a göre göç sorunu, Türkiye'nin de meselesi. Dolayısıyla mülteci anlaşması, tek taraflı bir koz değil. Mülteci anlaşması kapsamında sınır kapılarını kapatan Türkiye için, kapıları yeniden açması uyum sorununu da beraberinde getirecek.

Uzmanlar, seçim kampanyaları ivme kazanırken Alman hükümetinin Türkiye'ye dönük net politikalar geliştirmekte zorlandığı konusunda hemfikir.

Ayata "Almanya'nın Türkiye'ye ithal ettiği silahlar rekor düzeye ulaştı. Türkiye'ye hem sınırları aştığı söyleniyor, hem de iç ve dış politikada silahlandırmaya destek veriliyor. Almanya bunu açıklayamıyor" diyor.

Duisburg- Essen Üniversitesi'nden siyaset bilimci Burak Çopur, Almanya'nın İncirlik krizi sonrası "Türkiye'nin restini görmeye hazırlandığını" ifade ediyor.

Çopur, "Türkiye gibi bir NATO ülkesinin nasıl böyle bir öç duygusuyla yaklaştığını Alman siyasiler anlamakta zorlanıyor" diyor.

Dış ve iç güvenlik konularında Türkiye'nin"güvenilemez" konuma geldiğini söyleyen Çopur, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "anti siyasetinin" Türkiye'nin çıkarlarını da zedelediğini kaydediyor:

"Bu, IŞİD'e karşı koalisyonu zayıflatacağı gibi, NATO-Türkiye ilişkilerini de etkileyecek."