Gündem

İki yıldan sonra Dört Ayaklı Minare Sokağı ziyarete açıldı

Tahir Elçi'nin öldürüldüğü Dört Ayaklı Minare Sokağı, 28 Kasım 2015 tarihinden beri kapalıydı. Minarenin ziyarete açıldığını duyan halk büyük bir merakla sokağa akın ediyor, ancak sokak eskisinden çok farklı. Hatice Kamer, sokağı görmeye gidenlerle konuşt

29 Nisan 2018 20:30

Dört Ayaklı Minare Sokağı, Tahir Elçi'nin öldürüldüğü 28 Kasım 2015 tarihinden beri kapalıydı.

Sokağın asıl adı Yenikapı ama Suriçi'ndeki tarihi birçok yapının ilk durağı olan ve sokağın hemen ortasında karşımıza çıkan, dört sütun üzerine yükselen, farklı mimarisi ile bir eşi daha olmayan Dört Ayaklı Minare ile anılıyor.

Minarenin olduğu sokak, üzeri brandayla kapatılmış polis bariyerleri ile kapatılmıştı.

Birkaç gün önce sokaktaki bariyerler kaldırıldı. Minarenin ziyarete açık olduğunu duyanlar büyük bir merakla sokağa akın etmeye başladı.

Minarenin sağındaki Şey Matahar Camisi'nde restorasyon devam ediyor.

Kurşun izlerinden delik deşik olan soldaki tüm dükkanların dış cephesi ise betonla kapatılıp beyaza boyanmış.

Minarenin gerisinde, Surp Gragos Ermeni Kilisesi duvarının bitişiğindeki daha önce hediyelik eşya satılan tüm dükkanlar yıkılmış durumda. Kilisenin yuvarlak pencereleri açığa çıkmış ancak duvarlardaki hasar büyük.

Sokağın devamı, caminin köşesinde üzeri Diyarbakır Surlarının resmi olan yüksek bir duvarla kapatılmış. Bu yapay duvarın gerisini merak ediyor herkes.

Diyarbakır Sur resminin önüne konulmuş bankın üstünden yaşlı bir kadın üzgün bir şekilde oturmuş minareyi izliyor.

Duvarın arkasına geçmek istemiş ama izin yok. Adı Halime, 60 yaşında. Kızıyla birlikte Arap Şeyh Camii sokağındaki evi bir patlamada yanmış. Ama bu olay olduğunda onlar evde değilmiş.

Tahir Elçi'nin öldürülmesi onların da hayatında milat olmuş.

Sokağın açıldığını duyunca, evinin olduğu alanı görmek umuduyla gelmiş.

Daha ilerisini göremediği için üzgün. Polis memuru duvarın öbür tarafından bu yana geçince kapının aralığından çok az da olsa görme şansı oluyor. Restore edilen birkaç tarihi yapı dışında hiçbir şey kalmamış. Bulunduğumuz yerden Sur duvarlarının ötesindeki Dicle Üniversitesi'ni rahat bir şekilde görebilmek mümkün.

Gördüğü o boş meydan karşısında gözleri doluyor.

"O adam (Tahir Elçi) bu minarenin ayakları altında öldürüldüğü gün ben silah seslerinden kalp krizi geçirdim. Başıma gelmeyen kalmadı. Her şeyimiz yıkıldı. Şu an Melikahmet tarafında bir evin bodrumunda kızımla beraber kötü şartlarda akrabaların yardımlarıyla geçinip gidiyoruz" diyor.

Dükkanları hasar gören esnaf büyük bir onarım faaliyeti içinde. Mardin Kebap Evi de o dükkanlardan biri. Kebap Evi'nin sahibi Ali Elhakan da çatışmalardan sonra dükkanı başka bir yere taşımak zorunda kalmış.

1965'ten beri aralıksız devam eden dükkan, iki buçuk yıldan sonra tekrar açılacak. Sokağın açılmasında buruk bir sevinç yaşıyor.

Yasak ilanından sonra özel izinle defalarca dükkana gelmiş:

"Boşluktaymışım gibi hissediyordum, sıkılıyordum, dayanamıyordum, geliyordum. Zaten şu an stres için ilaç kullanıyorum, o olaylardan sonra iş arkadaşım gibi olan oğlum da borçları yüzünden bunalıma girdi, intihar etti. İmkanım olsa 2016 yılını hafızamdan silerdim" diyor.

Her şeye rağmen sokağın açılmış olması ve insanların bu bölgenin canlanması adına çabalamasına sevindiğini söylüyor ama hiçbir şeyin eskisi gibi olacağına inanmadığını ifade ediyor.

"Eğer aşağıdaki mahalleler yeniden yapılır ve insanlar tekrar buralarda yaşamaya başlar ve turistler çok gelirse belki canlanır ama bu haliyle biraz zor" diyor.

Sokak oldukça kalabalık, bebek arabalarıyla evli çiftler, öğrenciler meraklı gözlerle her tarafı görmeye çalışıyorlar.

Gençlerin çoğu ellerinde cep telefonları ile minarenin önünde ya da yüksek yerlere çıkıp arkalarına Sur'un son halini alarak selfie çekiyor.

Baran adındaki genç, sırtını kilisenin duvarına yaslanmış gelip geçenleri izliyor.

"Şimdi kravatlı adamlar gelip selfi çekiyor ya benim çok garibime gidiyor" diyor.

"Birazdan gidip sosyal medya hesaplarından fotoğraflarını paylaşacak ancak buralarda yaşanan acıları ancak bu mahallelerin sakinleri bilir" diyor.

Tahir Elçi'nin yaptığı açıklamaya da katılmış. Sonrasında yaşananlara da şahit olmuş.

"Sonraki günlerde bir kadın 'Ne zaman ki o adamı öldürdüler, evimiz başımıza yıkıldı' demişti ya, gerçekten aynen öyle oldu. İnsanların evinin başına yıkılmasının ne demek olduğunu çok iyi anlıyorum çünkü 90'larda bizim köyümüz de yakılmıştı. Turist gibi gelip fotoğraf çekenler bu duyguyu anlayamaz" diyor ve oturduğu yerden insanları izlemeye devam ediyor.

Ramazan adındaki yaşlı adam bu mahallede doğup büyüyenlerden.

"Hendek kazıldığı zaman da gelip izliyordum, her şeyin böyle olacağı belliydi. Buradaki halk başta destek verdi ama her şeyin tarumar olacağını düşünmediler" diyerek hendek kazıyanlara ve onlara destek gösterenlere tepki gösteriyor.

Onarım faaliyetlerini göstererek memnuniyetini ifade ediyor ve ömrü boyunca memleketin böyle hizmet görmediğini söylüyor.

"60 senedir bu memleketteyim şimdiki hizmeti hiçbir zaman görmedim, çevredeki herkese sorun bakalım 60 yıldır burası böyle bir hizmet gördü mü?"

1950'lerden beri manuel kepenk yaptıklarını anlatan Sedat Tanrıkulu adındaki genç adam çatışmalardan sonra dükkanı sanayiye taşıdıklarını söylüyor.

"Tarih gitti hiçbir şey kalmadı ama bu çalışmalar güzel, el ele verip birşeyler yapmak gerek. İnsanı yaşatalım ki devlet yaşasın" diyor.

Diğer yandan internette Diyarbakır ve Sur'un ne kadar eski görüntüleri varsa sabahlara kadar izlediğini ifade ediyor.

Mülkiyeti Keldani Kilisesi'ne ait olan ve yap, işlet, devret yöntemiyle restore edilen ve 2013 yılında "Diyarbakır Kahvaltı Evi" olarak faaliyet sokulan yapıda zarar çok fazla.

Mekanın eski haline dönmesi için büyük bir onarım ve temizlik yapılması şart görünüyor.

Sokağın devamı Keldani Kilisesi'ne açılıyor ama orası da Sur desenli duvarlarla kapatılmış durumda. Kahvaltı Evi'nin işletmecilerinden Merthan Anık, zararlarının çok büyük olduğunu anlatıyor.

"Dört Ayaklı Minare ve Diyarbakır Evi, eski Suriçi'nin en yoğun olduğu bölgenin son durağı oldu. Bundan ötesi maalesef birçok tescilli yapı da dahil bütün evler, sokaklar yıkılmış, tamamen boş durumda. Ne zaman yapılacağına dair bilgi alamıyoruz, eski haline dönecek mi, dönmeyecek, tekrar yaşam bulacak mı burada, bunların hepsinde çok büyük bir belirsizlik var" diyor.

Hasar tespitten bir miktar ödeme yapıldığını ama zararlarının çok büyük olduğunu söylüyor. Birkaç esnafın söylediği hırsızlık olayına o da vurgu yapıyor. Diyarbakır Evi'nde yasağın devam ettiği süre içinde 11 defa hırsızlık yaşanmış. Bakır kaplar, avizeler, yükte hafif pahada ağır ne varsa hepsi çalınmış. Masalar ve sandalyeler kırılıp bahçenin ortasında yakılmış.

"Buruk bir duygu yaşıyoruz, yeni nesil belki bilmiyor ama bizim için Suriçi bambaşka bir yerdi, anılarımızın yaşandığı bir yerdi. Tabi burdan ötesini görememek üzüyor insanı, Hançepek, Gavur Mahallesi, Kilisler Bölgesi dediğimiz yerlere şu an girilemiyor. Hemen yanı başımızdan Keldani Kilisesi'nin olduğu o çok ünlü Şeftali Sokak da yok durumda. Birkaç tescilli ev dahil o sıradaki tüm evler yıkılmış durumda. Üzülüyoruz tabi..."

Hamza Özbey Şırnaklı, ama hendek operasyonları sırasında ailesi Şırnak'tan Diyarbakır'a taşınmış. Şırnak halkının yüzde yetmişinin bölge illerinde yaşadığını, şu an Türkiye'nin en büyük şantiye sahası gibi göründüğünü söylüyor.

Sokağın açıldığını tesadüfen görmüş. Bunun güzel bir gelişme olduğunu söylüyor.

"Burda bayağı büyük acılar yaşandı, Tahir Elçi'nin katledildiği alan burası. Bu saaten sonra burada yaşayan insanların yaralarının sarılması önemli. Herkesin içinde kendi evinde yaşamaya hasreti var, yeni yapılar ne kadar işlevsel olacak bilemiyorum ama temennim daha güzel günlerin gelmesi" diyor.

Yasaktan önce sokaktan geçen birçok insan, özellikle de kadınlar, uğur getirdiğine inandıkları için minarenin ayaklarının altından yedi defa geçerek dilek tutardı. Oysa şimdi bu ritüel yerine herkesin elinde cep telefonu, gelip geçen fotoğraf çekiyor. Sanki artık kimse o ritüeli hatırlamıyor gibi.

Tahir Elçi'nin uğruna açıklama yaptığı minarenin ayaklarındaki kurşun izleri hala duruyor. Ne minarenin ayaklarındaki hasar onarılabilecek gibi duruyor ne de Tahir Elçi'nin düştüğü yerdeki bıraktığı izi hafızalardan silinecek gibi. Ama insanlar zamanın iyileştirici gücüne sığınarak güzel günlerin yaşanmasını temenni ediyor.