Gündem

Hürriyet: Orada gazeteci var mı?; Sabah: Zincirini, pranganı sök, at!

Sabah gazetesi ile Hürriyet gazetesi arasında süren tartışma bugün, gazetelerin genel yayın yönetmenlerinin birbirlerine karşı yazdıkları yazılarla devam etti

18 Mayıs 2014 14:24

Hürriyet gazetesi ile Sabah gazetesi arasındaki “Soma” kavgası devam ediyor. Sabah gazetesinde dün (17 Mayıs 2014) yayımlanan “Market yalanı” başlıklı habere tepki gösteren, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Enis Berberoğlu, “Galiba senin derdin, işin gücün haber değil. Başbakan’la bizleri -hem de bu matem ortamında- karşı karşıya getirmek istiyorsun” dedi.

Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak da, Enis Berberoğlu’nun dünkü “Şimdi zamanı değil” başlıklı yazısına tepki gösterdi. Şafak, bugünkü “Hürriyet’e cevap değil, tavsiye” başlıklı yazısında “Hürriyet, yalan-iftira-entrika- manipülasyon halkalarından oluşan zinciri koparmalı; sadece ayağında değil, yüreğinde de çöreklenmiş olan o prangayı söküp atmalı” ifadelerini kullandı.

Enis Berberoğlu’nun “Ey Sabah gazetesindeki meslektaşım” başlığıyla yayımlanan (18 Mayıs 2014) yazısı şöyle:

 

Enis Berberoğlu: Ey Sabah gazetesindeki meslektaşım...

 

Orada mısın?
Lafı uzatmayacağım.
Dünkü birinci sayfana sen de şaşırdın mı?
Soma marketi sanki Soma felaketinden daha önemli...
Hayrettir, bu ne şiddet, bu ne gazap...
Başta Hürriyet, Doğan Grubu yalan yazıyormuş.
İnsaf ve vicdanı geçtik, bari aklımızla alay edilmesin.
Olan biteni, kamera görüntüleri ile milyonlar izledi.
Bir kanaat edindi.
Arbedeyi gördü, darp edilen işçiyi dinledi.
Başbakanlık korumalarının orantısız şiddetine tanık oldu.
Peki, Hürriyet ne yaptı?
“Marketteki o an” başlığını tercih etti.
Darp edildiğini iddia eden gencin ifadesini de, “Fiziki müdahale yok, arbede var” yönündeki Başbakanlık açıklamasını da, birinci sayfasında ulusal mateme saygılı ölçüyle kullandı...

Ey Sabah gazetesindeki meslektaşım...
Haydi diyelim ki, hepsi montaj-dublaj...
Hatta kumpas ve dahası paralel komplo...
Hâlâ Türkiye’ye bir sorunun yanıtını borçlu kalırsınız.
Soma’daki o markette ne oldu?
Markette o itiş kakış ve arbede nasıl başladı?
Görüntüde, “Gel buraya, kaçma...” diye haykırdığı duyulan kimdi?
Dondurma dolabının önündeki genç neden yerlerdeydi?
O gence tekme tokat girişenler polis miydi?
*
Ey Sabah gazetesindeki meslektaşım...
Bırak, el âlemin ne dediği ile yazıp çizdiği ile uğraşmayı...
Sen anlat Soma’daki markette olan bitenin aslını...
Ama kanıtıyla, tanığıyla, görüntüsüyle...
Bakıyorum dünkü haberinde hiçbirisi yok.
Galiba senin derdin, işin gücün haber değil.
Başbakan’la bizleri -hem de bu matem ortamında- karşı karşıya getirmek istiyorsun. 
Bak açık söyleyeyim... Beceremezsin, oyuna gelmeyiz.
Çünkü Başbakan sadece sizin değil hepimizin başbakanı, neden kavga edelim, bu bir.
Gerçek haberci hiç kimseye düşmanlık etmez, kin gütmez, çamur atmaz, bu da iki...
O yüzden yazacağın doğru yoksa, bari bir sus.
Üstelik sen susuyorsun diye gazetecilik biter sanma. 
Benim derdim senin de gazeteciliğin bitmesin diye. 
Sahi, orada gazeteci var mı?

 

Erdal Şafak: Hürriyet'e cevap değil tavsiye

 

Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Enis Berberoğlu dün SABAH'ı hedef alan bir yazı yayınladı. Kendi imzasıyla. 

Bizi gündemi değiştirmeye çalışmakla suçluyor.

Soma faciasının "İlk gününde, saatlerinde kıdemli yazar ve muhabirlerini alana yollamak"la övünüyor. 

Soma'ya gönderdiği o kıdemli yazarlardan birinin bir TV programındaki korkunç ifadelerini duymuş olsa, herhalde o yazıyı kaleme almazdı.

***


Gelelim, Berberoğlu yönetimindeki Hürriyet'in kamuoyu nezdindeki imajına. 

-Gezi'den 17 Aralık'a, MİT darbesinden Soma faciasına kadar şu son birkaç yılda Türkiye'de toplumsal travmalara yol açan tüm olaylarda Hürriyet marjinal grupların peşine takılmadı mı? 

-Sırf muhalefet olsun diye birkaç yüz, bilemedin birkaç bin tirajlı uçuk gazetelerin haberlerini mal bulmuş mağribi gibi sayfalarına taşımadı mı? Denize düşen yılana sarılır misali. 

-Enis Berberoğlu'nun yazısında kullandığı ifadeyle, "Medyanın hükümete yeminli muhalif bölümü"nün saflarında, hem de en ön saflarında yer almadı mı? Gönüllü olarak. Seve seve. Yıllardır. 

-Salt iktidara muhalefet edebilmek, sırf hükümeti örseleyebilmek için her türlü yalana, iftiraya, entrikaya, manipülasyona sadece kapılarını değil, sayfalarını da ardına kadar açmadı mı? 

-Paralel Yapı'nın medyasıyla kol kola girip 17 Aralık sürecinde adeta Gülenciler'in misyonerliğine soyunmadı mı? 

***


Biz SABAH olarak, Hürriyet'in Türk medyasının güçlü bir parçası olmasını istiyoruz.

Çünkü SABAH olarak bir rakibe ihtiyacımız var.

Hürriyet yara alırsa, SABAH da bundan zarar görür. 

Zira ikimiz "Ana akım mecra"yı veya "Merkez medya"yı oluşturuyoruz. 

"Ana akım mecra"nın veya "Merkez medya"nın iki kolundan biri körelirse, öbürü de aşırı yüklenmeden, aşırı baskıdan mutlaka olumsuz etkilenir.

Biz SABAH olarak, Hürriyet'in Türk medyasının güçlü bir parçası olmasını istiyoruz; ama güçlü olmanın, güçlü kalmanın yolunun dürüst, ahlaklı, erdemli, etik, objektif, vicdanlı bir yayın çizgisinden geçtiğini de meslektaşlarımıza hatırlatmak gereğini duyuyoruz.

Hürriyet, yalan-iftira-entrika- manipülasyon halkalarından oluşan zinciri koparmalı; sadece ayağında değil, yüreğinde de çöreklenmiş olan o prangayı söküp atmalı. 

***


Hürriyet yönetiminin bu yazıyı bir dost tavsiyesi olarak değerlendireceğini umuyorum.

Ve şimdilik... Onları "Müstahak", "Asıl darbe şimdi başlıyor" gibi zıvanadan çıkmış yazarlarıyla baş başa bırakıyorum.
Son sözüm budur!