Gündem

'Hrant Dink, Sabiha Gökçen haberinden sonra 'kötü' Ermeni oldu'

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Doç. Dr. Ceren Sözeri, Hrant Dink'in katledilme sürecinde medyanın rolüne dikkat çekti

18 Ocak 2015 13:01

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Doç. Dr. Ceren Sözeri, Hrant Dink'in katledilme sürecinde medyanın rolüne dikkat çekti. Sözeri, Hrant Dink'in Sabiha Gökçen’in Ermeni olduğuna dair haberi yapmasının ardından birden 'kötü' Ermeni ilan edildiğini anımsattı.

Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in, gazete binasının bulunduğu Osmanbey'de 19 0cak 2007 tarihinde sosk ortasında ensesinden kurşunlanarak katledilmesinin üzerinden 8 yıl geçti. 

Medyanın, haberleştirirken Dink'ten bahsediş şekli ve Dink'le ilgili manşetlerde kullanılan ifadelerin cinayette doğrudan olmasa da önemli bir rol oynadığına dikkat çeken Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ceren Sözeri, Dink'in ölümüne giden süreçte medyanın rolünü ve daha sonra bu medyanın neden birden Dink'i sahiplendiğini DİHA'ya anlattı. 

 

'Sabiha Gökçen haberini yapmasının ardından kıyamet koptu' 

 

Dink katledildikten sonra 2009 yılında kurulan Hrant Dink Vakfı’nın, ulusal medyanın nefret söylemi raporunu yayınlamaya başladığını ve bu raporlardan anlaşıldığı kadarıyla, daha muhafazakar, milliyetçi, dini değerleri ön plana tutan medyada nefret söylemi örneklerine çok daha fazla rastlandığını söyleyen Sözeri, bunun ana akım medyada daha az olsa da mevcut olduğunu dile getirdi. 

Sözeri, "Hrant Dink, aslında ana akım medya için ılımlı ve hatta iyi Ermeni kategorisindeydi. Çünkü diasporada yaşayan Ermenileri eleştiriyor, Türkiye'nin soykırımı kabul etmesini şu etapta zorlamak yerine iki halk arasında diyalogun kurulmasına çaba sarf etmenin öneminden bahsediyordu. Dolayısıyla medya için Hrant Dink, daha ılımlı ve iyi bir Ermeni'ydi. Ancak Sabiha Gökçen haberini yapmasının ardından kıyamet koptu. Çünkü birdenbire ılımlı ve iyi Ermeni olan Hrant Dink, ‘kötü’, ‘vatan haini’ gibi ifadelerle anılmaya başlandı" diye konuştu. 

 

'Bu süreçte medyayı da sorgulamak lazım

 

Sabiha Gökçen haberinden sonra muhafazakar ve milliyetçi medyada, "Ya sev ya terk et", "Hrant'ın hırlayışı" gibi nefret söyleminin en uç ifadelerinin kullanıldığını hatırlatan Sözeri, “Bazı gazetelerde Agos gazetesinin adresi gösterildi. Bu önemli bir şeydi. Hrant Dink'in ölümünden devletin sorumluluğu olsa da böyle söylemlerden tahrik olacak ve o kurşunu sıkmaya hazır birtakım insanlar da yetişiyor. Bu insanlar da nefret suçlarında kullanılabiliyorlar. Bu süreçte medyayı da sorgulamak lazım" ifadelerini kullandı. 

 

'Hrant Dink'e ve Ermenilere karşı nefreti artırıcı zihniyetin oluşmasına yardımcı oldular

 

Muhafazakar ve milliyetçi medyanın yanında ana akımın da buna su taşıdığına vurgu yapan Sözeri, “Muhafazakar medyada bu tür söylemler olurken ana akım medya ne yapıyor? Ana akım medya için eskiden 'iyi', 'ılımlı' Ermeni olan Hrant Dink, birdenbire değişmeye başlıyor ve 'kötü' Ermeni olmaya başlıyor. Nasıl oluyor? Evet ana akım medya, muhafazakar medya gibi manşetler atmadı ama 'Hrant yine rahat durmadı?', 'Bu sefer de İstiklal marşımıza laf etti?' manşetlerini kullandı. Böyle okuduğunuz zaman aslında bugün nefret söylemi dediğimiz ifadeleri kullanmadan yine de o zihniyetin, Hrant Dink'e ve Ermenilere karşı nefreti artırıcı zihniyetin oluşmasına yardımcı oldular. Ve bu ifadelerin sonucunda, 2007 yılında toplum tarafından çok sevilen bir gazeteci sadece Ermeni olduğu için öldürüldü" dedi. 

 

'Dink'in ölümünden sonra medya söylem değiştirdi' 

 

Dink öldürüldükten sonra toplumda büyük bir tepkinin oluştuğunu söyleyen Sözeri, "Dink'in öldürüldüğünü duyulduğu andan itibaren insanlar Taksim'de toplanmaya başladı. Dolayısıyla medya da buna tepkisiz kalamadı. Birdenbire söylemlerini değiştirdi" dedi. 

 

'Ana akım medyadaki nefret söylemini teşhir etmek gerekiyor

 

"O kadar büyük bir kamuoyu tepkisi karşısında medya da tabii ki sahiplenmeyi tercih etti" diyen Sözeri sözlerine şöyle devam etti: 

“Ama bu sahiplenme hangi anlamda sahiplenme? Sadece Hrant Dink kişiliği üzerinden bir sahiplenme olduğunda o zaman biz dönüp medyanın aslında bu işten bir ders çıkarmadığını fark ediyoruz. Çünkü başka ölümler de var. Ve medya bu ölümlere ne kadar duyarlı yaklaşıyor? Bunları da tartışmak lazım. Bu gazeteciler, gazeteciliklerini bir gözden geçirsinler. Daha iyi bir gazetecilik yapabilirlerdi bu süreç içerisinde. Bunu düşünmeliler. Ana akım medya da nefret söylemi yapıyor. Bunları teşhir etmek gerekiyor." 

 

Hrant Dink'e yönelik nefret söylemi 

 

Hrant Dink, Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen'in Ermeni asıllı olduğuna ilişkin haberi yapmasının ardından hedef haline getirilmişti. 

Haber, 21 Şubat 2004'te Hürriyet gazetesinin manşetine taşınmış, 22 Şubat 2004 tarihinde ise Genelkurmay Başkanlığı resmi internet sitesinde Dink'i hedef gösteren, "Ulusal birlik ve beraberliğimizin en güçlü olması gereken bu dönemde, milli birlik ve beraberliğimize ve milli değerlerimize yönelik bu tip yayımların ne amaçla yapıldığı, Türk toplumunun büyük bir kesimince artık anlaşılmakta ve endişe ile izlenmektedir" açıklamasında bulunmuştu. 

Bu açıklamadan bir gün sonra Hrant Dink, 23 Şubat 2004 tarihinde İstanbul Valiliği'nde görüşmeye çağrıldı. 

Hakkında 25 Şubat'ta suç duyurusunda bulunulan Hrant Dink'e karşı Agos gazetesinin önünde bir grup ülkücü tarafından tehditler içeren pankartlar açılarak eylem yapıldı. 

Bu tarihten sonra da çeşitli basın-yayın organlarında Dink aleyhine haber ve yorumlar yapıldı. 

16 Nisan 2005 tarihinde hakkında “Türklüğü Neşren Tahkir ve tezyif” suçlaması ile dava açılan Dink, artık medyanın 'kötü' Ermeni’siydi. 

Nefret suçu cinayetine kurban giden Dink hakkında muhafazakar ve sağ çizgide yayın yapan Yeni Çağ, Önce Vatan, Vakit, Ortadoğu gibi basın organları, gazete manşetlerinde, "Hrant'ın hırlayışı", "Ermeni Vatandaşın Densizliği", "Hrant Kaşıyor" gibi ifadeler kullanılırken, ana akım medya organları da buna benzer manşetler atmaktan geri durmadı. 

Cumhuriyet gazetesinden Deniz Som, "Damardan" başlıklı yazısında, Dink'in 13 Şubat 2004 tarihli "Ermeni kimliği üzerine" başlıklı yazısını ve Dink'in o dönem 301'inci maddeden yargılanmasına neden olacak olan "Türk'ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni'nin Ermenistan'la kuracağı asil damarında mevcuttur, yeter ki bu mevcudiyetin farkında olunsun" yazılarını karşılaştırdı. 

Milliyet'te Hasan Pulur ise, "Sabiha Gökçen'in Ermeniliği nereden mi çıktı?" başlıklı yazısında Gökçen'le ilgili iddiaları "ipe sapa gelmez laflar" olarak tanımlıyordu. 

Hrant Dink Vakfı'nın 2004-2007 arasında medyada nefret söylemi raporuna göre, Dink, İstiklal Marşı'ndaki 'kahraman ırkım' sözlerinin kendisine ırkçılığı çağrıştırdığını söylemesi üzerine muhafazakar ve ana akım medyanın hedefi haline geldi. 

Dink'in sözleri milliyetçi-muhafazakar çizgideki hemen tüm gazetelerde "Şimdi de İstiklal Marşımıza dil uzattı" şeklinde verilirken 18 Şubat tarihli Vatan gazetesindeki haberin "Hrant Dink hem özür diledi hem de İstiklal Marşı gafı yaptı", Hürriyet gazetesinin Antalya muhabirinin kaleme aldığı haberin manşetinde ise "Dink, bu kez İstiklal Marşı'nı bölücü bulduğunu söylemiştir" ifadeleri kullanıldı.