Gündem

Hollanda sandık başında

Yaklaşık 12,7 milyon seçmenin bulunduğu ülkede oy verme işlemi başladı. Aşırı sağcı lider Geert Wilders'in ülkenin siyasi eksenini sağa kaydırdığı bir dönemde çıkacak sonuçlar, Fransa ve Almanya'da seçim yapılacak bir yılda diğer Avrupa ülkelerinde de dik

15 Mart 2017 09:46

Hollanda'da bugün genel seçim yapılıyor. Oy verme işlemi TSİ 09:30'da başladı. Sandıklar TSİ 23:00'de kapanacak ve hemen ardından ilk sandık çıkış anketleri açıklanacak.

Türkiye ile Hollanda arasında yaşanan diplomatik kriz nedeniyle bu seçimler Türkiye'de de yakından izleniyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "bir seçim için Türkiye ile ilişkilerini feda eden Hollanda'nın bunun bedelini ödeyeceğini" söylüyor ve atılacak adımların Hollanda seçimlerinin ardından netleşeceğini vurguluyor.

Hollanda'da yaklaşık 12,7 milyon kayıtlı seçmen bulunuyor ve parlamentodaki 150 sandalye için 31 parti yarışıyor. Bunlardan 14'ünün en az bir sandalye kazanması bekleniyor.

Yapılan kamuoyu yoklamaları, Geert Wilders'in liderliğindeki göç ve İslam karşıtı aşırı sağcı Özgürlük Partisi'nin (PVV) seçimden oylarını artırarak çıkacağını gösteriyor.

Wilders'in partisi, Aralık-Ocak aylarında oylarını yüzde 20'nin üzerine çıkarmış olsa da daha sonra ivme kaybetmeye başladı.

Son kamuoyu yoklamalarına göre PVV, Başbakan Mark Rutte'nin lideri olduğu Halkların Özgürlük ve Demokrasi Partisi'nin gerisinde (VVD) ikinci sırada yer alacak.

Hollanda'da, partileri siyasi uzlaşmaya zorlamak amacıyla koalisyon hükümetlerinin kurulması teşvik ediliyor.

Bununla birlikte, PVV'nin sandalye sayısını artırarak, koalisyon görüşmelerinde kilit bir rol üstlenme olasılığına karşın, diğer partilerin hükümet için kapısını çalma ihtimali düşük görülüyor.

Yeni hükümet için yapılacak müzakerelerin uzun sürebileceği belirtilirken, bazı gözlemciler de parlamentoda çoğunluğun ancak üç ya da dört partinin bir araya gelmesi sağlanmasını bekliyor.

Yeni hükümetin kurulması için koalisyona dahil olan partilerin toplamda en az 76 sandalyeye ulaşması gerekiyor.

Genellikle hükümet kurma görevi seçimde birinci olan partinin liderine veriliyor. Ancak Hollanda'da İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana üç kez seçimi kazanan parti, daha sonra kurulan hükümetlerin dışında kaldı. Bu parti de her defasında İşçi Partisi oldu.

Yapılan anketler, seçimlerin ardından ülkedeki kutuplaşmanın daha artacağına işaret ediyor.

Hollanda seçimlerinin, birçok önemli seçimin yaşanacağı Avrupa'da aşırı sağ ve popülist siyasi hareketlerin halk desteği hakkında da önemli ipuçları vermesi bekleniyor.

Bu nedenle, seçimlerin sonuçları ve özellikle de Türkiye'nin "ırkçılıkla" suçladığı aşırı sağcı Wilders'in alacağı oy oranı yalnızca Avrupa'da değil, dünyada da yakından izleniyor.

Hollanda Başbakanı Mark Rutte, seçimlerden hem oy oranını hem de sandalye sayısını artırarak çıkması beklenen Wilders ile hükümet kurmayacağını açıkladı.

Bu açıklama, Wilders'in başbakan olma şansını azaltan bir gelişme olarak yorumlanıyor.

Ayrıca iki parti lideri arasında güvensizlik olduğuna da dikkat çekiliyor.

Wilders, 2010 genel seçimlerinin ardından Rutte başbakanlığında kurulan azınlık hükümetini desteklemiş ancak kemer sıkma politikalarıyla ilgili yürütülen görüşmelerden çekilerek, hükümetin düşmesine neden olmuştu.

Hollanda, bunun üzerine 2012 yılında erken genel seçime gitmek zorunda kalmıştı.

Hollanda ekonomisinin krizden çıkmasıyla birlikte, bu yılki seçimlerin ana gündem maddesi de göç konusu oldu.

Hollanda nüfusunun yaklaşık yüzde 30'unu göçmenler oluşturuyor.

Siyasi yorumcuların, partilerin kampanyalarında ekonomi ve mali krizden çıkış gibi politika odaklı davranmaktan çok, milliyetçi duygulara hitap etmeye çalıştıklarına dikkat çekiyor.

Başbakan ve VVD lideri Mark Rutte, seçim kampanyasını başlattığı açık bir mektupta "normal olmaya" ve Hollanda kültürünü kabul etmeye hazır olmayanların ülkeden ayrılması gerektiğini söyledi.

İnsan hakları örgütleri, Rutte'nin göç konusunda tavrını sertleştirerek anayasayı ihlal ettiğini öne sürüyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün Hollanda Direktörü Anna Timmerman BBC'ye yaptığı değerlendirmede, "Rutte, sanki 'light' PVV gibi davranıyor" diyor.

Rutte, nefret suçu işleyen mültecilere verilecek cezaların artırılması, kamusal alanda peçenin yasaklanması ve savunma harcamalarının yükseltilmesini vaat ediyor.

Rutte'nin bu tutumunun 'Wilders etkisiyle' Hollanda'da siyasi eksenin sağa kaymasından kaynaklandığı öne sürülüyor.

Wilders'in önerdiği politikalar arasında ise Müslüman ülkelerden gelen göçün ve sığınma başvurularının yasaklanması ile "radikal" Müslümanlar için önleyici gözaltı getirilmesi yer alıyor.

Rutte'nin hükümeti kurma görevini alması halinde ilk etapta göçmenlerin entegrasyonunu artırılmasını isteyen Demokratlar 66 (D66) ile entegrasyon sınavını geçemeyen göçmenlerin sınır dışı edilmesini ve mültecilere ise sadece geçici sığınma statüsü verilmesini savunana Hristiyan Demokratların (CDA) kapısını çalacağı tahmin ediliyor.

Seçimler Hollanda'da sağın yükselişte olduğu bir dönemde yapılırken, solda ise kan kaybı ve yeni aktörlerin ön plana çıktığı görülüyor.

Hükümet ortağı İşçi Partisi'nin (PVDA) ciddi bir oy kaybına uğraması bekleniyor. 2012 seçimlerinde oyların yüzde 25'ini alan İşçi Partisi'nin bu kez oy oranının, yaşadığı liderlik sıkıntıları ve hükümetteyken kabul ettiği politikaların parti tabanıyla arasını açmasından dolayı yüzde 10'un altında kalması bekleniyor.

Solun yükselen yıldızı ise YeşilSol Parti (GL). 31 yaşındaki lideri Jesse Klaver ile yükselişe geçen GL'nin hükümet kurma çalışmalarına dahil olabileceği konuşuluyor.

GL, göçmen dağılımının Avrupa genelinde daha adaletli bir şekilde yapılmasını ve ülke içindeki gençlerin radikalleşmesini önleyici adımlar atılmasını istiyor.

Solda yer alan bir diğer oluşum Sosyalist Parti'nin (SP) ise yüzde 10 civarında olan kemik kitlesini koruyacağı tahmin ediliyor.