Gündem

Halaskârlar arası kavga

Halk, kendi kurtuluşu için bir araya gelmeyi beceremediği yerde kurtarıcılar arası kavgada seyircidir. Sonuçta fatura hep ona kesilir

31 Mayıs 2021 22:00

Ali Türer

Malum, bizde modern eğitim, Batı'daki gelişmelere duyulan ilgi temelinde, çökmekte, çözülmekte olan devleti ayakta tutacak halaskârları (=kurtarıcıları), seçkinleri yetiştirmek üzere ortaya çıktı. Bunun iş yaşamı, sosyal, siyasal yaşam üzerinde sonuçları oldu. Bugün bu sonuçla ortaya çıkan karmaşayı yaşıyoruz.

Temel istihdam alanı devletti. Üsttekine bağlanma, alttakini koruma ilişkisi içinde liyakat (yeterlilik) ve hukuktan uzak bir bürokrasi ortaya çıktı. Modern eğitim içinde, mesleki kişilik, mesleki olgunluk sahibi birey yetiştirilemedi.

Modern eğitimin uç beyi okullardan Hukuk, Harbiye, Tıbbiye, Mülkiye içinde yetişen Jön Türkler ilk kongrede (1902) bölündüler. Bölünenler sonra kendi içlerinde yeniden bölündüler. Bir sınıfın bir toplumsal kesimin çıkarlarını savunmak için değil de devleti kurtarmak için ortaya çıktı siyasi partiler. Batılı anlamda bir parlamento, bir uzlaşma ortaya çıkmadı, çıkmadı.

Demokrasinin gelişmesi önünde asıl handikap, ayak bağı aslında buydu. Sonuçta mülkiyet ilişkisi içinde gelişen bir kültürden değil, biat kültürü içinden geliyoruz.

Batı'da iş bölümünü arttıran, ihtiyaçları çeşitlendiren, iş yaşamını geliştiren mesleki eğitim, bu ülkede Mithat Paşa'nın kurduğu Islahhaneler biçiminde, yetim kalmış kimsesiz çocuklara bari bir el becerisi edindirmek için, bir hayır işi olarak ortaya çıktı. Cumhuriyet yıllarında meslek okulları hep fakir fukara çocuklarının gittiği okullar oldular. Oradan mezun olanların çoğu, öğrendiği mesleği de yapmadı. Yapmak isteyenler de iş bulamadı, Almanya gibi ülkelere gittiler. Mesleki eğitime dönük ciddi adımlar ancak 12 Eylül darbesi ardından Özal eliyle atılmaya başlandı.

Sol bile bu ülkede, mesleki eğitime, burjuvaziye eleman yetiştiren araç olarak baktı? Oysa kaliteli emeğin, mesleki kişiliğin, mesleki eğitim içinde şekillenmediği yerde, emekçi, emeğine sahip çıkacak öz güveni bulamaz, emek, değerini bulamaz, emekçi emeğin değerini bilemez, emeğine sahip çıkamaz.

Bu ülkede siyaset neden bu kadar hayat memat meselesi, siyasi kavga neden bu kadar sert geçiyor? Her gün bir skandalla yatıp bir skandalla kalkıyoruz. Sivil toplum örgütü diye gördüklerimiz, siyasi müfrezeler halinde birbirleri ile neden böylesine mücadele içindeler? Bunun bir açıklaması olmalı!

Bu ülkede siyasi liderler, konuşma yaparken parmaklarını neden rakiplerinin gözüne sokar gibi hep sallıyorlar. Siyasilerin ses tonlarına mimiklerine bir bakın! Hepsi son derece gergin, kavga eder gibiler, bağırıp çağırmadan dertlerini anlatamıyorlar. Programını, diyeceğini sakin sakin dile getireni göremiyorsunuz. Kavgada bile söylenmeyecek laflar ediyorlar birbirlerine, neden?

İktidarı ele geçirmek, elde tutmak için komploculuk, çetecilik, hafiyecilik gibi her türlü aracın mubah sayıldığı bir siyasi kültür içinden geliyoruz. Rant ve güç beklentisi bunu motive ediyor.

Yeniden su yüzüne çıkan iktidar mafya-derin ağabey ilişkilerini, ilk mi yaşıyoruz? II. Abdülhamit'in mutlakiyet rejiminde, II. Meşrutiyet'in İttihat Terakki döneminde temelleri atıldı bu siyasi ilişki biçiminin. 1950 sonrasında, 1970-1980 arasında epey deneyim kazandı. Devlet için kurşun sıkan da kurşun yiyen de muteber sayıldı 1990'larda.

Bu ülkede faili meçhul cinayetler neden bu kadar çok. Anneler İstanbul'da, Galatasaray'da neden hâlâ evlatlarını arıyor. Kahraman Maraş olayları, Sivas, Gazi Mahallesi olayları nasıl yaşandı, kim kışkırttı bu olayları? Doğuda kentlerin yeri nasıl değişti?

Çünkü kefeni giyip devleti kurtarmak için yola çıkanın başka kurtarıcıya tahammülü yoktur. Buradan uzlaşma kültürü doğmaz. Kurtarıcı çatışmadan, kamplaşmadan, ötekileştirmeden beslenir. Ya amacına ulaşıp berhudar olacak, ya da yerini başkasına bırakıp bertaraf olacaktır, ortası yoktur. Peşinden gelenleri de bu girdabın içine sürükler.

Bunalım dönemleri kurtarıcıların bölünme, birbirine düşme, birbirini yeme dönemleridir. Bu oyun içinde HSK'ya bir adam fazla nasıl sokarım kavgası veriyorsanız, anca sistemi meşrulaştırırsınız. Yaşama biçimleri üzerine doğrudan müdahale ediliyor. Kanal İstanbul'un yapılmasının önüne nasıl geçeceksiniz?

Halk, kendi kurtuluşu için bir araya gelmeyi beceremediği yerde kurtarıcılar arası kavgada seyircidir. Sonuçta fatura hep ona kesilir.