Dünya

'Gündelik ırkçılık gözden kaçırılıyor'

AfD'nin ırkçı açıklamaları konunun tartışılmaya başlamasına yol açtı. Basel Üniversitesi öğretim üyesi Bilgin Ayata DW'nin, ayrımcılığın normal kabul edilmeye başlamasını konu alan sorularını yanıtladı.

07 Haziran 2016 14:46


Deutsche Welle: Irkçılık şu günlerde sıkça tartışılan bir konu haline geldi. Irkçılık nasıl tarif edilebilir?

Bilgin Ayata: Basit tarifiyle ırkçılık, farklı insan topluluklarının aynı değerde olmadıkları varsayımını benimsemiş ideoloji ve bu ideolojinin uygulanmasıdır. Soy, köken, renk, cinsel yönelme ya da din ırkçılık nedeni olabilir. Olumsuz yabancılık yakıştırması ve sosyal davranış tarzının biyolojik özelliklere bağlanması da bunda rol oynar. Yabancıyı tehdit olarak algılayan ya da olumsuz değerlendiren kendini yüceltmiş olur ve üstün duruma geçer. Bunda ayrımcı tutumun ırkçılık amacıyla mı yapıldığı yoksa ırkçılığı teşvik mi ettiği önem taşımaz. Özetle, ırkçılık kasıtlı davranış değildir.

Deutsche Welle: Bu tarife göre Almanya ne kadar ırkçıdır?

Bilgin Ayata: Irkçılıktan biyolojik özellikler öne çıkarıldığında söz edilir. Thilo Sarrazin ve AfD ille ilgili tartışmalarda olduğu gibi. Ancak ırkçılık sadece, örneğin Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) hücresinin yaptığı gibi şiddet eylemleri veya biyolojik ırkçılıkla gündeme gelirse, Almanya'daki milyonlarca insanın günlük hayatta maruz kaldığı ırkçılık gözden kaçırılmış olur. İsmi yabancı olduğu için ev ya da iş verilmez. Toplumun bütün katmanlarında bu tür ırkçılığa tanık olabilirsiniz.

Deutsche Welle: Almanya'da ırkçılık arttı mı?

Bilgin Ayata: Almanya'da ırkçılık denince nasyonal Sosyalistlerin biyolojik ırkçılığı akla geldiği için bu kavrama karşı savunma gereği hissedilir. Onun yerine tarihi fazla kara leke almamış ‘yabancı düşmanlığı' gibi kavramlar kullanılır. Almanya'nın, ırkçı ideolojiyi esas alan sömürgecilik tarihi ile yeterince yüzleşmemiş olması da önemli. Şiddete dayalı sömürgecilik politikasının bilincine varılmamış olması savaş sonrası Almanya'sının ırkçılıkla yeteri kadar ilgilenmemesinde rol oynamıştır.

Deutsche Welle: Irkçılık, öncelikle AfD yüzünden her yerde tartışılır oldu. Gauland ve Höcke gibi AfD önde gelenlerinin beyanatları bunda etkili oldu mu?

Bilgin Ayata: Tartışmalarda tehlikeli bir şekilde düşünmeden ve çekinmeden bazı kavramların kullanılabildiğini görüyoruz. Irkçılık olarak tanımlanabilecek şeyler rahatça ifade edilebiliyor. Neyin söylenip, neyin söylenemeyeceği arasındaki sınır ortadan kalkıyor. İfadeler radikalleştikçe daha önce söylenen sözler normal geliyor. Ancak ırkçılık problemini AfD partisiyle sınırlamak hata olur. Bu olguyu yıllarca inkar eden siyasetçilerin ve toplumun da sorumluluk payı var. Medya da düşünmeden ırkçı ifadeleri kullanabiliyor ve ‘döner cinayetleri' gibi kavramlar üretebiliyor. Yabancıların araçlaştırılıp damgalandığı göç ve mülteciler konuları seçim kampanyalarında baş tacı ediliyor. Günümüzde kullanılan kaba ifadelerin tohumları geçmişte atıldı.

Deutsche Welle: Irkçılığı önlemek ya da dizginlemek mümkün mü?

Bilgin Ayata: Çok şey yapılabilir. Problem şimdiye kadar ihmal edilmiş olmasından kaynaklanıyor. İlk adım, ırkçılığın ofansif ve samimi bir şekilde toplumun bütün katmanlarında, siyasette, okulda, medyada tartışılması olmalıdır. Başbakanın bir ırkçı ifadelere tepki göstermesi doğrudur ama yetmez. Birleşmiş Milletler Irkçılıkla Mücadele Komisyonu 2015 yılının mayıs ayında Almanya'nın ırkçılıkla ilgili yükümlülüklerini yeteri kadar yerine getirmediğini ve atması gereken birçok adımın olduğunu duyurmuştu. Milli eylem planı var ama uygulanmasında eksikler var. Irkçılık bireysel değil, yapısal bir sorundur. Irkçı görüşleri ve ayrımcılığı hoş gören ya da inkâr eden kurum ve kuruluşlardan işe başlanmalıdır. Nasyonal Sosyalist Yeraltı davasında da tavsiye edildiği gibi devlet tarafından ırkçılık araştırmaları ve ırkçılıkla mücadele enstitüsü kurulmalıdır.