Gündem

Gül'ün verdiği şeref madalyasını iade edecek tarihçi: Erdoğan'ın Türkiye'si saygı duyulacak bir ülke değil

Tarihçi Erik Jan Zürcher, Türkiye'nin geldiği noktayı 'diktatoryal yönetim' olarak nitelendirdi

11 Mayıs 2016 13:32

Yakın Türkiye üzerine çalışmalarıyla bilinen Hollandalı tarihçi Erik Jan Zürcher, dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından verilen ‘Şeref Madalyası’nı Türkiye’deki ‘diktatoryal yönetim’i gerekçe göstererek iade etme kararı almaasına ilişkin açıklama yaptı. Zürcher, "Erdoğan’ın ve AKP’nin yarattığı bir Türkiye, bundan böyle yasalarına ve hukuki düzlemine saygı duyulabilecek bir ülke değildir. Aynı zamanda da Avrupa Birliği’ne de uyum sağlayamaz" dedi. 

Hollanda basınına yazdığı makelede iade gerekçelerini açıklayan Zürcher, "Siyaset, yargı, medya, üniversiteler ve yurttaşlar fiili bir diktatörün oyuncağı haline geldi. Temel özgürlüklerin ve yasaların var olmadığı noktada, Türkiye artık Avrupalı değildir” demişti. 

 

BirGün’den Burak Abatay'a konuşan Erik Jan Zürcher'in açıklamaları şöyle: 

 

Şeref madalyasını Türkiye’ye iade etmenizdeki temel sebepler nelerdi?

 

Madalyayı iade etmemde iki temel sebebim vardı. Birincisi, adım adım tek parti diktatörlüğüne doğru yol almış ve gazetecilerde, yayıncılarda, akademisyenlerde gördüğümüz gibi kendilerini protesto eden, edebilecek potansiyel herkesi (mimarları ve avukatları da içerisinde barındıran geniş bir yelpaze) baskı altında tutan şu anki Türk hükümetinden aldığım madalyayı daha fazla elimde tutmak istemedim. Hükümetin bu baskıcı politikalarından etkilenen insanların çoğu ya benim arkadaşım ya meslektaşım ya da yaptıkları işlere saygı duyduğum insanlar. Bu yüzden madalyayı iade etmemdeki birinci temel sebebim geçtiğimiz 5 yıllık süreçte Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve politikalarına karşı bir protesto idi.

 

İkinci sebebiniz nedir?

 

İkinci ana sebebimse şudur: Ben bu madalyayı Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde desteklediğim için aldım. Ama bundan böyle daha fazla destekleyebileceğimi düşünmüyorum. Hâlâ Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girdiğini görmeyi çok isterim. Bu hususta AKP hükümeti tarafından kandırıldığımı da söyleyebilirim. Erdoğan’ın ve AKP’nin yarattığı bir Türkiye, bundan böyle yasalarına ve hukuki düzlemine saygı duyulabilecek bir ülke değildir. Aynı zamanda da Avrupa Birliği’ne de uyum sağlayamaz.

 

Sizi Türkiye’nin Avrupalılaşabileceği ile alakalı kandıran isimleri merak ediyorum. Kimdi onlar?

 

Dikkate değer hususi isimler yok. Ama 2002-2005 yıllarına dönecek olursak Meclis’teki AKP çoğunluğu 300 tane yasayı Türkiye’yi daha demokrat bir ülke kılmak adına Meclis’ten geçirdi. Bu olay ülke içerisinde ve ülke dışarısında birçok insanın Türkiye’nin nihayet gerçek demokrasiye dair köklerine sahip olabileceği ile alakalı umutlarını iyimser kıldı. Unutmayın ki 5 yıl sonra Taraf gazetesi çevresindeki “sol” kanat, “sekülerist” çevreler bile AKP hükümeti tarafından Ergenekon ve Balyoz davalarında bir araç olarak kullanıldıklarını kabul etti.

 

Madalyayı iade ederken ki yaptığınız açıklamada “Türkiye’de sokakta imam bulmak, herhangi bir içki satan yer bulmaktan daha kolaydır” dediniz. Tüm bu İslamcı süreç hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

İmamlardan bahsetmedim. Ama alışveriş merkezlerinin bile içinde olduğu, umumi kullanılan tüm binalarda namaz yerlerinin yer almasını içeren hukuki gereksinimlere atıfta bulundum. Ve bu süreç de, namaz kılınan yerlerin çevresinde yasalarla içki satışının yasaklanmasıyla aynı zamana rastladı. Bu baskının ciddi manada artışıyla alakalı sadece bir örnek. Bu konuda ben bir uzman değilim. Bu sadece benim gözlediğim şeyler.

AKP hükümeti, Türkiye nüfusunun muhafazakâr ve inançlı kesiminin toplumsal ve kültürel normlar üzerinde hegemonya sahibi olmasını politikalarıyla teşvik ediyor. Bu da bir anlamda cumhuriyetin ilk yıllarındaki Kemalist laik politikalarının tersten okuması. Ama bu halkın seferberliğinde olan zamanlardı. Sorunun tamamı bana göre, İslam ile alakalı değil. Ki ben İslam’ın Avrupa mirasının bir parçası olabileceğini ve bir Müslüman ülkenin de AB’ye katılabileceğini defaatle savundum. Ama Türkiye’de, Erdoğan sayesinde yükseltilen muhafazakâr İslam anlayışı derinlemesine bir şekilde patriyarki ve tek adam yönetimi, otoriterizm ile bağdaştırıldı.

 

Türkiye’deki muhafazakâr ve İslamcı politikacılara/isimlere inandığınızdan dolayı bir pişmanlığınız var mı?

 

Bence varsayımlarım 2004 öncesinde çok da fena olmayan akla yakın gerekçelere sahipti. Ama AKP ile ilgili tahminlerim ise muhtemelen yanlıştı. Çünkü tahminlerim bir rüyanın, bir hüsnükuruntunun ürünüydü. Reformların esasen güçle alakalı olduğu aşamalarını küçümsemiş olabilirim o dönemde. Fakat bu husustaki savunmam için şunu diyebilirim ki, 2011-2016 yılları arasında AKP,  2002 yılının AKP’siyle tümüyle farklı. O zamanki Başbakan Erdoğan durmaksızın aleniyetiyle ve kapsayıcılığı ile vurgulandı. Şimdi ise bu durumdan eser yok.