Ekonomi

Euro Bölgesi'nin stres testi

Euro Bölgesi'nin büyükleri Almanya ile Fransa ekonomi politikalarında anlaşamıyorlar. Finans piyasaları kararsızlıktan rahatsız.

23 Ekim 2014 18:33


Avrupa Birliği Komisyonu'nun onaylanıp göreve başlamasından sonra AB liderlerinin gündeminde şimdi de Euro Bölgesi'nin sorunlarının ele alınacağı devlet ve hükümet başkanları zirvesi var. Bütün gayretlere ve hükümetlerin reform girişimlerine rağmen ortak para bölgesindeki durgunluk atlatılamıyor. Euro Bölgesi'ni canlandırmak için AB'nin izlemesi gerektiği ekonomi politikalarını Brüksel'deki düşünce kuruluşu Bruegel'in konjonktür uzmanı Guntram Wolff'a sorduk.

Borçlanma azaltılırken büyümeyi hızlandırıcı yatırımlara kaynak bulmanın kolay olmadığını belirten Wolff sözlerini şöyle sürdürdü: “Büyüme oranları düşerken Avrupa ekonomisini peşinden sürüklemesi umulan Almanya da tahmini büyüme hızını küçültmek zorunda kaldı. Başarılı ekonomi politikası Almanya'nın büyüme hızını arttırmasına bağlı. Almanya iç dinamiklerini harekete geçirerek daha fazla büyümeli. Ödemeler dengesi ve ticaret bilançosu gayrı safi yurtiçi hasılasının yüzde yedisi oranında fazla veriyor. Almanya dışarıya çok satıyor, ama dışarıdan az mal ve hizmet ithal ediyor. Diğer ülkelerin de durgunluktan kurtulmak için yapısal reformlar yapmaları şart. Zaruri reformları yapan ülkeler başarılı oldu. Örneğin İspanya. Ancak tek başına yapısal reformlar yetmez. Kriz ülkelerinin mal ve hizmetlerine daha fazla dış talep olmadan yapısal reformlar kısa vadede meyve vermez.”

Yatırım mı, tasarruf mu?

Düşünce kuruluşu Bruegel'in konjonktür uzmanı Guntram Wolff Fransa ile Almanya arasındaki ekonomik politika uyuşmazlığıyla ilgili sorumuzu yanıtlarken Fransa'nın yatırımlara, Almanya'nın ise devlet borçlanmasını azaltmaya öncelik vermesini şöyle değerlendirdi: “Sıfır faiz döneminde tasarrufa ağırlık vermek anlam taşımaz. Finans piyasasından ucuz kredi alınıp yatırımlar arttırılmalı. Almanya hükümeti bütçe açığını tasarrufla kapatma inadından vazgeçip büyüme ve istihdam vadeden alanlara yatırım yapmalı. Burada, taze kaynakların çoğu zaman randımanlı yatırımlara değil de siyasi projelere harcanması sorun yaratabilir. Bütçeden ayrılacak paranın daha fazla emekli maaşı ödemek yerine geleceği kurtaracak yatırımlarda kullanılması gerekir.”

Guntram Wolff, Almanya'nın en az 50 milyar euroluk yatırım yapmasını talep eden Fransa'nın da yapısal problemlerini ihmal ettiğini belirterek Paris yönetiminin nasıl bir ekonomi politikası izlemesi gerektiğini DW mikrofonlarına şöyle özetledi: “Fransızlar, kendi ekonomik problemlerinin gerektiği gibi üzerine gitmedikleri için eleştirilebilirler. Paris yönetimi Almanya'dan daha fazla yatırım yapmasını beklemekte haklı ama kendisi de istikrarlı ekonomik politikalar uygulamalı. İki yıldır reform yapılmadı. İş gücü maliyeti ve işletmelerin vergi yükü fazla. Aynı zamanda hükümet ekonomiye çok fazla müdahale ediyor. Fransa bu problemlerin üzerine kararlılıkla gitmek zorunda.”

'Zirveden karar çıkmaz'

Brüksel'deki düşünce kuruluşunun konjonktür uzmanı, AB'nin borçlanmanın azaltılması ile yatırımlar arasında bocalamasına Fransa tarafından yöneltilen eleştirileri ve finans piyasalarının Avrupa'ya kuşkuyla bakmaya başlamasını ise şöyle değerlendirdi: “Finans piyasaları yeniden asabileşiyor. Borsa endeksleri istikrarsızlaştı. Ekonomi politikalarıyla ilgili bu kadar farklı görüşün olması Avrupa projesiyle ilgili kuşkuları arttırdı. Uluslararası finans piyasalarının güvenini kazanabilmesi için Avrupa ülkelerinin birlikte hareket etmesi gerekir. Fransa'nın bütçe açığı Maastricht kriterlerinin üzerinde. Paris yönetiminin durgunlukta mücadele uğruna bütçe açığı vermeye devam etmesini Brüksel kabul etmeyecektir.”

Bruegel adlı düşünce kuruluşunun konjonktür uzmanı Wolff, Brüksel'deki devlet ve hükümet başkanları zirvesinden neler beklediğini ise şu cümlelerle dile getirdi: “Büyük görüş farklarına rağmen henüz bıçağın kemiğe dayanmamış olması nedeniyle önemli kararlar alınacağını sanmıyorum. Son yıllarda, ekonomik politikalarla ilgili önemli kararların son çare olarak gündeme geldiğini sıkça tecrübe ettik. Henüz o noktaya gelinmediği anlaşılıyor.”