Dünya

Eski NATO Daimi Temsilcisi Ceylan anlatıyor: 'Darbeleri desteklemek' dahil NATO hakkındaki iddialar efsane mi gerçek mi?

09 Kasım 2022 00:00
Metin Kaan Kurtuluş

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Soğuk Savaş döneminde kurulmuş ve o çalkantılı yıllarda aktif rol oynamış birçok kurum gibi hakkında birçok efsane olan bir ittifak. NATO'nun "ABD emperyalizminin en güçlü aracı haline geldiği", "Türkiye'deki darbelerde rol oynadığı", "asıl amacının Rusya'yı yok etmek olduğu" bu efsanelerden sadece bazıları. 

Türkiye'nin eski NATO Daimi Temsilcisi Emekli Büyükelçi Fatih Ceylan'la yaptığımız söyleşinin ikinci bölümünde kendisine bu efsanelerin en bilinenlerinin gerçekliğini sorduk...

TIKLAYIN | Türkiye’nin Eski NATO Daimi Temsilcisi Ceylan anlatıyor: NATO Soğuk Savaş'ta neydi, sonra ne oldu, savaş çemberi içinde Türkiye için ne ifade ediyor?

- "NATO, ABD emperyalizminin bir aracıdır, gizli hedefi Avrupa’yı Washington’a askeri olarak bağımlı hale getirmektir”

NATO’nun kurucu antlaşması olan Washington Antlaşması hükümlerinde ittifakın varlık nedeni açıkça ortaya konmaktadır.

NATO, üyelerini olası bir hasmane devlet saldırısına karşı korumak üzere inşa edilmiştir. Bu temel görevlerinden biridir. Bunun yanında NATO; demokratik, bireysel özgürlüklere ve hukuk devleti normlarına saygılı egemen ülkelerin yer aldığı Avrupa-Atlantik güvenliğinden sorumlu bir teşkilattır. Bu açıdan, NATO’yu salt askeri bir teşkilat olarak görmek hatalıdır. İttifakın dayandığı esas temel demokrasilere özgü ortak ideal ve hedeflerdir. Dolayısıyla, NATO aynı zamanda bu ortak değerlere saygı göstermeyi zorunlu kılan siyasi bir örgüttür.

NATO içinde ABD’nin ağırlığının bulunduğu yadsınamaz. Bugüne dek NATO’nun askeri olsun, maddi kaynaklar itibariyle olsun yükünü en çok çeken ülkelerin başında ABD gelmektedir. Bu gerçeği diğer üye ülkeler de teslim ermektedir. Buna karşılık NATO içinde kararların tümü görüş birliği (konsensus) ilkesi temelinde tecelli eder. Üye ülkeler kendi ulusal öncelik ve çıkarları doğrultusunda karar alma sürecinde ABD kadar eşit söz hakkına sahiptirler. Bu çerçevede ABD’nin herhangi bir ayrıcalığı bulunmamaktadır.

ABD Başkanı Joe Biden ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg

ABD’nin neredeyse NATO’nun kuruluş yıllarından bugüne değin Avrupalı müttefik ülkelerden beklentisi savunmaya daha fazla pay ayırmak suretiyle ABD’nin üstlendiği külfeti paylaşmaları olmuştur. Yük paylaşımının baş savunucusu olan ABD, savunma sanayi ürünlerinin mutlaka kendisinden temin edilmesinden yana bir tutum içinde de değildir. Avrupa savunma sanayinin NATO standartlarında Avrupa’da üretilen ürünleri de NATO ve ABD açısından aynı derecede muteber kabul edilir. Aranan önemli koşullardan biri üretilen veya tedarik edilen savunma sanayi ürünlerinin, bütüncül bir mimaride karşılıklı çalışabilir olmalarıdır.

ABD’nin ilk aşamalarda NATO bünyesinde Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliğinin (Avrupa sütunu) inşa edilmesine, ilerleyen dönemlerde de Avrupa Güvenlik ve Savunma Siyasetine (AGSP) destek verdiği anımsanmalıdır.

ABD, nihayetinde dünya siyasetinde süper bir güçtür, küresel ölçekte çıkarları bulunmaktadır; ancak, NATO’nun diğer müttefikler gibi eşit üyelerinden biridir. NATO’nun aldığı her kararda ABD’nin eşit payı vardır. Kimi hallerde NATO bünyesinde ABD’nin pek de gönüllü olarak katılmadığı kararlar alındığı hatırda tutulmalıdır.

- "NATO, Rusya’yı çevrelemeye çalışıyor; hatta onu yok etmek istiyordu”

Soğuk Savaş ertesi dönemde NATO işbirliğine dönük güvenlik görevi çerçevesinde Rusya dahil birçok ülkeyle ortaklık ilişkileri geliştirmiştir. Bu ilişkiler bağlamında en güçlü köprü Rusya’yla kurulmuştur. 1997’de NATO-Rusya Kurucu Senedi imzalanması ve 2002’de NATO-Rusya Konseyi kurulması bu anlayışın somut tezahürleridir.

NATO-Rusya Konseyi 2002'de kuruldu

NATO-Rusya ilişkileri 2008 Rusya-Gürcistan ve 2014’te Rusya’nın Kırım’ı işgal ve ilhakı sonrasında da diyalogdan uzaklaşmadan sürmüştür. Bu bağlamda Rusya’nın, NATO’nun stratejik önemdeki ortağı olduğu 2010’da kabul edilen NATO Stratejik Konsept'inde açıkça belirtilmiştir.

Soğuk Savaş'ın bitiminden 2022 Şubat ayına kadar geçen dönemde NATO üyesi ülkeler ile NATO üst düzey yetkilileri İttifakın Rusya’yı çevreleme gibi bir niyeti olmadığı hususunda bu ülkeye güvence vermeye dönük bir yol izlemeyi tercih etmişlerdir. Rusya’yla askeri kanallardan da diyalog kurmayı ihmal etmemişlerdir.

Nükleer silahlara sahip bir Rusya’yı ‘yok etmek’ gibi bir hedef gerçekçi değildir. ABD dahil hiçbir NATO üyesi ülkenin bunu savunamaz. Bunun da ötesinde böyle bir hedefi hayata geçirmeleri de mümkün değildir.

- “Soğuk Savaş’tan sonra NATO, Rusya’nın ittifaka katılmasına gerçekten açıktı”

Soğuk Savaş sonrasında 1990’lı yılların sonundan, özellikle 2000’li yılların başından itibaren Rusya’nın da NATO’ya katılması konusu gündeme gelmiş ve birçok analize tabi tutulmuştu. Sonuçta ne zamanın ABD liderliği ne de o yıllarda iktidara gelen Putin bu tasarıyı kabullendi. Rusya’nın olası üyeliği yerine 2002’de NATO-Rusya Konseyi kurulması suretiyle ilişkilerin güven artırmaya dönük bir kulvarda ilerletilmesine, üyelik meselesinin zamana bırakılması formülü üzerinde hem Rusya hem NATO mutabık kaldılar.

- “Türkiye’deki askeri darbelerin arkasında NATO desteği de vardı. Darbeleri yapanlar ilk açıklamalarında ‘NATO’ya bağlılık taahhüdünün bedeli buydu’ dedi”

NATO, üye ülkelerde darbe tezgahlamak gibi bir kurgu üzerine inşa olmuş bir teşkilat değildir. Üye ülkelerdeki darbecilerin ABD’deki bazı çevrelerle yürüttükleri temasların ve hayata geçirdikleri eylemlerin NATO’ya mal edilmesi ucuz ve ideolojik bir yaklaşımdır. NATO’nun çalışma yöntemlerini ve kültürünü bilmeyenlerin çeşitli saiklerle ortaya attıkları bir şehir efsanesidir. Kendi bünyelerindeki darbe kültürünü aşamayanların Ortadoğu’da çok yaygın olan ‘sorunun kökünü kendinde aramayıp, başkasına yükleme’ sendromunun dışa vurumudur.

- “Olası bir ihtiyaçta, NATO Türkiye topraklarına yerleştirilen nükleer bombaların kullanmasını engelleyecektir”

NATO’da nükleer kuvvet kullanma meselesi 1960’lı yıllardan bu yana gerçekleştirilen nükleer planlama çalışmaları kapsamındadır.

Nükleer planlama Soğuk Savaş ertesi dönemde köklü bir uyarlamaya tabi tutulmuştur. Buna göre NATO nükleer bir İttifak olarak kalmakla ve nükleer silah kullanımı en son çare oluşturmakla birlikte bu silahların kullanılması olasılığı son derece düşük tutulmuştur.

NATO üyesi bazı ülkelerde bulunan ABD’ye ait uçaklardan atılmaya müsait nükleer silahların en kötü senaryoda kullanılabilmesi için NATO bünyesinde kapsamlı danışmaların yapılması zorunluluğu vardır. Bu danışmalar ertesinde varoluşsal bir tehdidin nükleer silah kullanarak bertaraf edilmesi konusunda NATO içinde karara varılsa dahi nihai yetki ABD’ye ve bağımsız nükleer güçler olan İngiltere ve Fransa’ya aittir.

Olası bir nükleer mukabelede hangi müttefik ülkedeki silahların ne amaçla ve nerede kullanılabilecekleri sonuçta NATO bünyesinde yapılacak danışmalarda kararlaştırılacak bir husus olup, buna baştan bir engel getirilmesi NATO’nun nükleer planlama anlayışıyla uyuşmaz.

- Sonuncusu Macron’dan “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti”

Suriye'deki çatışmaların devam ettiği bir sırada ABD’nin NATO’da gerekli danışmaları gerçekleştirmeden Suriye’den kuvvetlerinin büyük bölümünü çekmesi ve bunun akabinde Türkiye’nin yine NATO’da istişareler yapmaksızın Suriye’de operasyonlara başlaması üzerine Macron 2019 Ekim ayında verdiği bir mülakatta NATO’nun ‘beyin ölümü’nün gerçekleştiğini açıkladı. Bu açıklama Macron’un duygusal bir tepkisi olarak kaldı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

‘Beyin ölümü’ içindeki NATO’nun liderleri 2019 Aralık ayında Londra’da düzenlenen zirvede bir araya geldiler ve 2022 Haziran’ında Madrid Zirvesi'nde kabul edilen yeni Stratejik Konseptin hazırlanmasına dönük bir düşünce egzersizi başlattılar. Bu süreç sonunda Liderler, Bağımsız Uzmanlar Grubu tarafından hazırlanan, yeni NATO stratejisine esas oluşturan ‘NATO 2030: Yeni Bir Çağ İçin Birliktelik’ başlıklı Rapor 2021 Brüksel Zirvesinde onaylandı. Bir yıl sonra da Madrid’de NATO’nun önümüzdeki on yılına ışık tutan sekizinci stratejik konsept kabul edildi.

Bu çalışmaların yapıldığı dönemde ve özellikle Rusya’nın ikinci kez Ukrayna’yı işgale başlamasıyla Macron’un, öldü dediği NATO’ya iştiyakla sahip çıktığını gösteren tutumlar sergilemesi gözden kaçmadı.