Dünya

'Dinlerin ortak paydası insan'

'Almanya’da Hristiyanlık ve Müslümanlık' adlı bir başvuru kitabı çıkaran Eugen-Biser Vakfı, Almanya’da yaşayan Hristiyan ve Müslümanların diyalogunu arttırmayı ve ortak yaşamlarındaki pürüzleri gidermeyi hedefliyor.

20 Aralık 2014 10:30


Almanya'da Müslümanların ve Hristiyanların ortak yaşamı ülkenin en hassas ve en tartışmalı konularından biri. Özellikle uyum ve toplumsal barış konusunda dinlerin etkisi siyasetin de yoğunlaştığı gündemler arasında bulunuyor. İslam Konferansları ve sivil toplum örgütlerinin yürüttüğü diyalog platformları da bunun bir parçası olarak göze çarpıyor. Peki, bu diyolog platformları toplumda ne kadar yankı buluyor ve her iki dinin mensupları birbirlerini ne kadar tanıyorlar? Bu sorulardan yola çıkan Eugen-Biser Vakfı, konuyu ele alan 'Almanya'da Hristiyanlık ve Müslümanlık' adlı bir kitabın kaleme alınmasına önayak oldu. Söz konusu kitap, seküler bir devlet içinde Müslümanlığa ve Hristiyanlığa ait değerlere, hak ve şeriat gibi kavramlara ışık tutmaya çalışıyor.

‘Almanya'daki Müslümanların aşırıcılarla bir ilgisi yok'

Kitabın yazarlarından Erlangen Üniversitesi İslam ve Hukuk Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mathias Rohe, bir taraftan İslam'ın komuoyunda algılanması ile diğer taraftan da dinlerin toplumdaki genel koşullarıyla ilgili bir eşitizliğin olduğunu ifade ediyor. Öncelikle Batı toplumlarında yerleşmiş Hristiyanlığın kolay İslam'ın ise yapısal olarak diyaloğa zor olduğu kanısını aşmak gerektiğini belirten Rohe, tıpkı Hristiyanlıkta olduğu gibi İslam'da da farklı yorumların mevcut olduğunu söylüyor. Yazar, kitabın özellikle Almanya'daki Müslüman ve Hristiyanların ortak yaşamını ele aldığını kaydederek, bu yolla önyargıları aşmak istediklerini aktarıyor.

Almanya'da İslam ya da Müslümanlar denince belirli bir dünya görüşünün kafalarda oluştuğunu söyleyen Rohe, son zamanlarda Suriye'de Irak'ta yaşanan olaylar ya da Suudi Arabistan'da ve İran'daki insan hakları ihlallerinin de, abartılı bir şekilde Almanya'daki Müslümanların yaşamına taşındığını savunuyor. Ancak söz konusu Müslümanların konuyla bir ilgilerinin ya da yapabilecekleri bir şeyin olmadığını da ekleyen yazar, bunun daha iyi anlaşılması için kitabın Almanya'da yaşayan Müslümanların özelliklerine ve onların buradaki Hristiyanlarla olan ilişkisine odaklandığını kaydediyor.

‘Savunma hali, Müslümanların katkısına engel'

Kitabın bir diğer yazarı Münster Üniversitesi İslam pedagojisi profesörü Prof. Dr. Mohamed Khorshid, Müslümanların Batı toplumunun önyargılarına karşı bir savunma hali içinde olduklarını, bunun da toplumsal katkılarının önünde bir engel teşkil ettiğini söylüyor:

"Müslümanlar, kendilerini sürekli bir savunma söyleminin içinde buluyorlar ve haklılıklarını ispatlamakla yükümlü tutuluyorlar. Neden camii inşa ediliyor? Neden minareler, neden başörtüsü ya da neden din dersi gibi sorularla karşı karşıya kalıyorlar " diyen Khorshid sözlerini şöyle sürdürüyor: " İslam, Avrupa toplumuna ne tür katkılar sağlayabilir, ne tür zenginlikler katabilirler bunu kendilerine sormaya fırsat bulamıyorlar. Müslümanların 10.11. ve 12. yüzyılda olduğu gibi Avrupa'da kendine bir alan yaratabilmesi için ona bu fırsat sunulmalı ve Müslümanlar artık savunma psikolojisinden çıkmalıdır. Bu nedenle kitabın Müslümanlara değişik bir bakış açısıyla bakılmasına büyük katkı sağlayacağını düşünüyorum."

İslam'da ruhaniyet ve Avrupa değerleri

İslam'da ruhaniyet kavramının Avrupa değerlerine katkı sunabileceğini aktaran Prof. Dr. Mohamed Khorshid, kitapta da bunu öne çıkardığını belirtiyor. İslam'da ruhaniyetin, insandaki tanrısallık olduğunu dile getiren Khorshid, Kuran'ın 15. Ayetinde ‘Biz Âdem'e ruhumuzdan üfledik' ifadesinin de bunun bir işareti olarak kabul edildiğini söylüyor. Profesör Khorshid, ruhaniyetin seküler devletin birey anlayışı ile de örtüşünü şu sözlerle ifade ediyor: "İnsandaki tanrısallık, sevgi, merhamet, lütuf gibi erdemlerin varoluşa geçmesidir. İnsana bahşedilen ruh, bu erdemleri hem kendine hem de yaşadığı dünyaya sunmakla mükelleftir. İnsan bunu maneviyata dönerek değil, günlük hayatın zorluklarıyla yüzleşerek başarabilir."

Khorshid, Hristiyanların ve Müslümanların hatta ateistlerin ortak bir paydada birleşmeleri gerekseydi bunun seküler toplumun da altını çizdiği ‘insan' olacağını savunuyor. Yazar, farklı yollardan da olsa insanın iyiliğinin temel hedef olduğunu aktarıyor. " İnsanı vurgulamak, insandaki tanrısallığı vurgulamaktır " diyen Khorshid, bu yaklaşımın ortak yaşama büyük katkılar sağlayabileceğini söylüyor. İlahiyatçı, kitabın söz konusu bakış açısını soyuttan somuta taşımayı ve farklı bir resim sunmayı hedeflediğini kaydediyor.

Prof. Dr. Mathias Rohe de bireyin korunmasının önemine dikkat çekerek, seküler bir devletin temelini oluşturan anayasal hakların daha çok bireyin korunmasını esas aldığını belirtiyor. ‘Seküler ve demokratik devletler çoğunluğun tahakkümünden ziyade azınlığın sesinin duyulmasından yanadır' diyen Rohe, Almanya'daki hukuk devletinin güvenirliği için İslam ile kurulan ilişkinin bir turnusol kâğıdı görevi göreceğini vurguluyor.