Gündem

Depremin ilk günlerinde Adıyaman'da neler yaşandı: Çirkin ve soluk renkli deprem battaniyeleriyle kefenlenmiş bedenler

12 Şubat 2023 14:00
Ruşen Takva

Ruşen Takva

Merkez üssü Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesi olan 7.7 şiddetindeki depremi 746 kilometre ötede Van’da ilk hissettiğimde, bu kadar ağır bir tabloyla karşılacağımızı hiç tahmin etmemiştim. 6 Şubat günü sabah yola çıktıktan sonra gelen görüntüler ürkütücüydü elbette ama sabah 11.00’de Van'dan çıkıp, gece 23:30’de varabildigimiz Adıyaman’da gördüğümüz tablo gerçeküstü bir film sahnesi gibiydi.

Depremin üzerinden neredeyse 20 saat geçmişti ancak Adıyaman’a ilk gelen gazeteci ekiplerinden biriydik. Kente girdiğimiz anda yoğun inşaat tozu kokusu ve soğuktan ısınmak için enkazların başında yakınlarını arayan insanların yaktıkları ateşlerden yayılan is kokusu vardı. Şehrin neredeyse tamamı karanlığa teslim olmuştu ve ısınmak için yakılan ateşlerden çıkan duman görünmese, kenti yoğun bir sisin kapladığını düşünürdünüz.

Aklımızda ilk olarak depremin merkez üssü olan Kahramanmaraş ve Pazarcık ilçesine ulaşmak vardı. Zira henüz bu kente gazeteciler ulaşmamıştı ve yıkımın boyutu ile ilgili net bilgiler gelmiyordu. Dolayısıyla Diyarbakır üzerinden Şanlıurfa ve oradan Kahramanmaraş’a geçmeyi planlayarak yola çıktık. Ancak Urfa – Maraş yolunun trafiğe kapalı olduğu haberi gelince yolumuzu Bozova istikameti üzerinden Adıyaman’a çevirdik.

"Dağ köylerinde ne olduğunu bilmiyoruz"

Yolda bulunan köylerde yıkımın ilk etkileri görünüyordu. Bozova-Adıyaman arasında tek şeritli karayolunun kenarında bulunan küçük yerleşim yerlerinde yaşayanların tamamı sokaklardaydı ve henüz depremin ilk şokunu atlatamışlardı.

İlk görüştüğüm köylü durumun vahametini şöyle anlatıyordu; "Buralar yine iyi abi, dağ köylerinde akrabalarımız var. Şebekeler çökmüş, yollar kırılmış durumda. Kendi telaşemize düştük ama oralarda ne olduğunu bilmiyoruz." Köylünün dediklerinin ne kadar doğru olduğu gün aydınlığında ortaya çıkacaktı. Çünkü daha kent merkezlerinde yaşayan milyonlarca insana ve binlerce enkaza dahi ulaşılamamıştı.

Jandarma arama kurtarma çalışmalarına başlamış

Adıyaman’a ilk girdiğimizde şehir merkezine doğru gitmeye karar verdik. Kentin girişi sayılabilecek dört kilometrelik, düz Atatürk Bulvarı üzerinde neredeyse ayakta duran bina kalmamıştı. Arama kurtarma çalışmaları personel yetersizliği sebebiyle belli başlı binalarda ağır aksak başlamış ve çalışmanın başladığı tüm binalardan canlı insanlar çıkarılıyordu. Nitekim kentin güvenliğini sağlamak için İzmir’den gönderilen Jandarma ekibi de görev tanımını değiştirmiş ve 7 katlı bir binada arama kurtarma çalışmalarına başlamıştı.

Henüz 15 dakikadır çalışma yürüten ekip, enkazın altından 30 yaşlarında genç bir kadını çıkardıktan sadece 20 dakika sonra 12 yaşlarında bir çocuğu daha kurtarmayı başardı. Kurtarma çalışmaları devam ederken yıkılan başka bir binada yakınlarından ses aldığını belirten bir depremzede ile jandarma ekipleri arasında şu konuşma geçiyordu;

- Depremzede: Abi kurban olayım şu binaya da birilerini gönderin. Akrabalarım yaşıyor.

- Jandarma görevlisi: Biz güvenlik için geldik. Teknik malzememiz yok. Elimizde tek bir hilti var, burası bitmeden gelemeyiz.

Görüntüler korkunçtu!

Yakınlarını bekleyen depremzede jandarma ekibinin gelemeyeceğini anlayınca, yeni bir umutla arama kurtarma görevlisi aramak için enkazdan ayrıldı. Arkasından giderek enkazın hangisi olduğunu göstermesini istedim. Hemen 200 metre ötede olan enkazın başına geldiğimizde artık seslerin duyulmadığını anladık.

Mecazi anlamıyla değil gerçek anlamıyla karanlık öylesine koyuydu ki, araba ışıkları ve suni aydınlatmalar olmasa orada bir enkazın olduğu bile fark edilmiyordu. Enkazın üzerinden cep telefonunun feneri ile başka bir ses ararken bir tarafta bir elin veya kolun, diğer tarafta cansız bir bedenin yarısının enkazdan sarkmış olduğunu görüyorduk. Korkunçtu!

Kentin içlerine doğru gittiğimizde, cadde üzerinde bulunan sağlı sollu binaların neredeyse tamamının yıkıldığını, yıkılmayanın da yıkılmaktan beter olduğunu gördük. Yıkılan binaların enkazları yolu kapattığı için sürekli ters yöne girmek suretiyle ilerleyebiliyorduk.

Kentte sınırlı bir arama kurtarma çalışması olduğu için yakınları enkaz altında kalan depremzedelerden birisi enkazın başında nöbet tutarken diğeri AFAD yetkililerine kendi yakınlarının da kurtarılması için çaresizce yakarıyordu ama yok, personel yetmiyordu ve ilerleyen günlerde gördüğümüz gibi asla da yetmeyecekti.

Çirkin ve soluk renkli battaniyelerle kefenlenmiş cansız bedenler

Adıyaman Devlet Hastanesi kentin en büyük ve en önemli sağlık üssü konumunda. Büyükçe ve gösterişli bir yapı ve geniş bir alana yayılmış yerleşkesiyle dışarıdan oldukça çekici görünüyordu. Ama hastanenin neredeyse tamamı boşaltılmış ve sadece acil servisi yaralılara müdahale etmek için çalışıyordu. Acil servise girdiğimiz an hastanenin de hasar aldığını ve hem yaralı depremzedelerin, hem de sağlık personelinin büyük bir risk altında olduğunu gördük. O yoğun tempoda bir cümlelik zaman bulabilen sağlık personeline bunu sorduğumda; “Farkında değil miyiz sanıyorsunuz ama görüyorsunuz koridorlarda bile cansız bedenler var ve yaralıların bize ihtiyacı var” cevabını aldım.


Gerçekten de acil servisin koridorlarında o çirkin ve soluk renkli deprem battaniyeleriyle kefenlenmiş cansız bedenler, yerde ve sedyede tedavi olmak için bekleyen yaralı depremzedeler vardı. Hastanenin morgu ağzına kadar dolduğu için acil servisin bir bölümü geçici olarak morga çevirilmişti.

Yakınlarını enkaz altında bulamayan depremzedeler, morga çevrilen acil servise geliyor ve yakınını tarif ettikten sonra görevliler tarafından teşhis için cesetlerin yanına götürülüyordu. Teşhis için cesetlere bakan kayıp yakınları battaniye aralığından kendisine gösterilen yüzlerde yakınlarını arıyordu. Hala etkisinde olduğum bir hadise de şöyle cereyan etti.

Metanetini bozmadan kızının cansız bedenini teşhis etti

40’lı yaşlarda, saçları toz, sakalları kırlaşmış üzerinde tozdan mı olduğu belli olmayan gri, siyah renkli bir ceketi olan baba, 5 yaşındaki kızının enkaz altından çıkarılarak buraya getirildiğini söyledi. Acil serviste yaralıların olduğu bölüme bakmış ama bulamayınca yetkililer onu bu sonradan morga çevrilen bölüme yönlendirmişti.

Baba, enkazın olduğu apartmanı ve kızını tarif ettikten sonra morg yetkilisi sedye üzerinde o çirkin battaniyeye sarılı bir cansız beden getirdi. Babası yüzünü açtığında kızını teşhis etti ama hiç metanetini kaybetmedi. O ana kadar ben dahi hiç kimse kızın öldüğünü anlamamıştık. Çünkü babası, kızının yüzünü açtı güzelce temizledi ve 3 kere öptükten sonra sanki tedavi olmaya gönderir gibi görevlilere teslim etti.

Depremin ilk gününde, akşam saatlerinde gördüğümüz manzara buydu. Artık ikinci güna başlıyorduk ama her şey yeni olup bitmiş gibiydi. Saat sabaha karşı 04:00... Kahramanmaraş yolundayız…