Dünya

'Demokrasi için bir trajedi'

Almanya'nın mültecilere destek veren bir belediye başkanının, aşırı sağcı tehdit üzerine istifasının yankıları sürüyor. Alman siyasetinde aşırı sağcı şiddet üzerine bir kez daha yüksek sesle düşünülüyor.

12 Mart 2015 18:26


"Bir demokratik hukuk devletinde, göreve seçilerek gelmiş bir belediye başkanı aşırı bir grubun baskısı altında kendini güvende hissetmiyorsa tüm alarm zilleri çalmalıdır". Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir, Nierth’in istifasının ardından siyaset ve sivil toplum temsilcilerini bu sözlerle harekete geçmeye çağırırken, Federal Adalet Bakanı Heiko Maas da yaşananları Almanya’daki demokrasi için bir trajedi olarak nitelendirdi. Sosyal Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Ralf Stegner ise istifa kararını ilk duyduğunda pek şaşırmadığını, ancak Almanya’daki eski ve yeni Nazilerin yine küstahça boy gösterdiğini düşünerek çok kızdığını belirtiyor. Aşırı sağ dışındaki siyasetçilerin bu akıma sıfır tolerans gösterdiklerini yeteri kadar vurgulamayı başaramadıklarını söyleyen Stegner, tüm demokratik partilerin aşırı sağ ile mücadele etmeleri gerektiğini kaydediyor.

Sağcı popülistlere göz kırpılıyor

“Almanya’da mültecilere karşı gösteri yapmak için geçerli hiçbir sebep yok. Bunun için sokağa dökülenlerin yüzsüzlüğü, sivil toplum olarak ortak hareket etmemiz gerektiğini gösteren önemli bir işaret. Sanırım kısmen, bu tehlikenin yer yer hafife alınmasının da rolü var günümüzde gelinen noktada. Ki buna demokratik partilerin tavrı da dahil. Sağcı popülistlere göz kırpıp, onların seçmenlerinden oy alacağına inananlar, bu kesime destek olmuş oluyor” şeklinde konuşan Sosyal Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Stegner, doğrudan Federal Hükümeti oluşturan Büyük Koalisyon’daki ortağı Hristiyan Sosyal Birlik’i de eleştiriyor ve partinin mülteciler konusunda daha çok kamuoyunda korku yaratmaya yönelik söylemlerinin yanlış olduğunu belirtiyor.

Stegner, “Zengin Almanya’nın, mültecilere yardım edebilecek kapasitede olduğunu, bu insanların bizim sosyal güvenlik sistemimizi istismar etmek için değil, iç savaşlardan, baskıcı rejimlerden ve acı yoksulluktan kaçtıkları için Almanya’ya geldiğini insanlara anlatmamız, yıllar önce de bu ülkeden insanların Nazi rejiminden kaçarak başka ülkelere iltica ettiğini hatırlatmamız gerek. Burada büyük bir yükümlülüğümüz var. Demokrasimiz bu sorunu çözebilir.” diyor.

"İstifa etmeseydi, olay duyulmazdı"

1998 yılından bu yana aşırı sağ ile mücadele konusunda çalışmalar yapan Amadeu Antonio Vakfı’nın yöneticisi Anetta Kahane ise mültecilere verdiği destek yüzünden aşırı sağcılardan tehdit alan ve bunun üzerine görevinden istifa eden Tröglitz belediye başkanının, aslında yaşananlardan dolayı eleştirilecek son kişi olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “İşin kötü tarafı, olayın belediye başkanı ancak istifa etme raddesine gelecek kadar büyük baskı altına geldikten sonra medyaya yansıması. Kanımca, eğer istifa etmeseydi, olay kamuoyunda bu kadar dikkat çekmezdi.”

Manşete çıkması bile olumlu bir işaret

Bazı konuların kamuoyu ve medya tarafından algılanması için önce bir skandalın olması gerekebileceğini kaydeden Kahane, Almanya’nın bir aşırı sağ sorunu olduğunu kabul etmesinin de çok uzun sürdüğünü belirtiyor. 1990’lı yılların başında ülkenin her köşesinde bir tehdidin mevcut olduğunu, medyanın ve siyasetin tehlikeyi yeterince görmediğini söyleyen aşırı sağ ile mücadele uzmanı, o dönem mülteci yurtlarına ve yabancıların evlerine yönelik saldırılarda çok sayıda kişinin hayatını kaybettiğini hatırlatıyor ve günümüzde ortamın farklı olduğunu vurguluyor. Aradan geçen süre içinde kayda değer bir bilinçlenmenin olduğunu, şimdi durumun daha iyi idrak edilebildiğini söyleyen Kahane, başta NSU davası olmak üzere aşırı sağ konusunda kamuoyunun yoğun ilgi gösterdiği birçok vakanın olduğunu, algının değiştiğini belirtiyor. Kahane, “Bugün Tröglitz'deki gibi bir olayın manşetlere taşınması, bana sorarsanız, olumlu bir işaret olarak bile görülebilir, zira eskiden kimsenin umrunda bile olmazdı bu tür bir olay. Asıl skandal da buydu zaten” diyor.