Gündem

Cemaatin eski 2 numarası: Gülen, 1995'te Cumhurbaşkanı Demirel'e iki kez darbe uyarısı yaptı

Nurettin Veren: Demirel, Gülen'in istihbaratı nereden aldığını sormamıştı

16 Şubat 2016 12:43

Bir dönem Gülen cemaatinin iki numaralı ismi olarak bilinen Nurettin Veren, Fethullah Gülen'in 1995'te dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e darbe uyarısı yaptığını öne sürdü. Veren, "Ben Demirel’e; 'Sayın Cumhurbaşkanım çok dikkatli olun, Fetullah Gülen’in aldığı bir bilgiyi size iletiyorum, ihtilal olma ihtimali var bunu size haber vermemi söyledi' deyince, Sayın Cumhurbaşkanı çok şaşırdı. Fakat, 'Bu bilgiyi Fetullah Gülen nereden aldı' diye sormadı" dedi. Nurettin Veren, Yeni Akit'teki yazısında "Sayın Cumhurbaşkanı Demirel’e, bu 'ihtilal olacak' haberini; Şerif Ali Tekalan, Aysal Aytaç ile beraber iki defa gidip haber verdik, Demirel artık Hoca’nın olağanüstü bir gücüne ve istihbaratına inanmıştı" ifadelerine yer verdi.

Nurettin Veren'in Yeni Akit gazetesinin bugünkü (16 Şubat 2016) nüshasında yayımlanan yazısı şöyle:

1979 yılında İran’daki büyük devrim sırasında Paris’ten kalkan uçak Tahran’a inmişti ve bütün dünya kamuoyu bu olaya dikkat kesilmişti.

Türkiye’de de büyük çalkantılar meydana gelmişti. Ben bu olayın nasıl geliştiğini, bizde de böyle bir değişim mi olacağını Gülen’e sormuştum!

Gülen, sorumu ciddiye almadı ve her zamanki tavrıyla her şeyin en iyisinin ve en mükemmelinin kendisinde olduğunu ifade edecek bir tarzda, bu hadiseyi küçümsedi ve elini havada iki defa boşlukta sallayarak, ‘Humeyni hareketi üçüncü sınıf bir harekettir, bizim hareketimiz ise, birinci sınıf bir hareket olacaktır. İşte böyle ellerini salladıkları zaman hiçbir şeye değmeyecek, görünmez, bilinmez, hissedilmez bir harekettir’ dedi. 

Ben o zaman Gülen’in neyi kastettiğini çok anlayamamıştım, gerçi Gülen zaman zaman askeri dönemlerdeki baskılardan dolayı bize tedbirin hizmet için çok önemli olduğunu anlatırdı. Hatta hizmet etmenin namaz kadar önemli, tedbirli olmanın da namazın abdesti kadar önemli olduğunu vurgulardı.

Ben de bu ifadesini tedbir manasında anlamıştım. Tabii 1979’da söylenen bu sözün, gelinen 1994 yılında “Askeriyeyi, Mülkiye’yi, Yargıyı, Emniyeti ele geçirin” manasında tezahür edeceğini düşünemezdim.

Bizim saf duru duygularımızla Allah, Din ve Vatan Millet yolunda samimi çalışmalarımızın, bir örgüt kurma ve Gülen’in çok öncelerden planlamış olduğu bir istihbarat teşkilatı kurma hazırlığı olduğunu anlayamamıştık.

Zaman zaman şüpheli tavırları vardı, fakat biz bir hikmeti vardır diye sadakat ve güvene devam ederdik. Bir gün beni çağırarak elime bir demet telefon dinleme kağıtları ve iki tane dinleme kasetini vererek, “Ben seni dinlettirdim; Dr.Kudret ve Cevdet Türkyolu kasetleri dinlediler al bunları bunlardan bir şey çıkmadı” dedi.

Bir illegal uluslararası örgüt haline döneceğini bilemezdik. Bu kasetlerde, İlhan İşbilen’in de benim de telefon konuşmalarım kaydedilmişti. 

Ben bunları kimden aldığını sormadım. Sadece bunların içerisinde kendisinin bilmediği, görüştüğüm siyasilerden başka onun endişe edecek hiç kimsenin olmadığını söyledim. O da bana takdirlerini ifade etti; ‘şimdi güvenim tam’ dedi.

 Ben bu durumu İlhan İşbilen’e söylediğim zaman, Altunizade FEM Dershanesi’nde İlhan İşbilen’in kaldığı odada, İlhan İşbilen, eline aldığı bir dedektörle, ‘Nurettin kardeş ben bu odada dinleme cihazları olduğunu çok önceden  tespit ettim. Sen daha yeni mi bunun farkına vardın’ dedi.

Ben bunu duyunca, Gülen’e; “Siz en yakın arkadaşlarınızı nasıl dinletirsiniz” dedim, o da “Bu benim hakkım. Ben sizin cüzdanlarınıza, ceplerimize bile bakabilirim” dedi.

İşte bu şüpheci ve vehimli kişiliği ile en yakınlarını bile gizli bir istihbarat teşkilatı kurar gibi güvensizliğe dayalı, bu yapıyı gittikçe geliştirerek, her şeyi dinlemeye, onu yönlendirmeye çalıştığını yeni yeni anlamaya başlamıştık.

1986-87 yılında başlayan kamu kurum ve kuruluşlarındaki görev alan arkadaşlarımız, artık 95 yılında gelindiği zaman bu 10 yıllık dönem içerisinde kurmay binbaşı, kaymakam, savcı, hakim, emniyet amirleri seviyesine ulaşmışlardı

Bunların hepsini tanıyordum ve biliyordum, fakat bunların içerisinden her birisinin ünitesi ile ilgili bir sorumluyu seçip, kendisi özel odasında bire bir görüşerek, tek hücre haline getirerek o şahısla yönetilmesini sağlıyordu.

Bizim bu işlerden hiçbir haberimiz yoktu. Sadece bu şahısları tanıyorduk, beraber oturup toplantılarımızda, yemeklerde ve namazlarda beraber oluyorduk.

Fakat bu yetkili kıldığı şahısları teker teker odasına alıp, özel görüşüp, onlara talimatlar alıp veriyordu, onlardan aldığı bilgilerle bana verdiği işler ve görevler vardı.

En önemlisi de kurmay subaylardan almış olduğu küçük avuç içine sığacak kağıtlarla notları bana verip, askerin darbe yapacağını veDemirel’e gidip, bu darbe hareketini söylememi istediği olaydı, ben bu işin ülkeyi kurtarmak, bir ihtilale mani olmak için önemli olduğunu, vatana millete hizmet ettiğimizi düşünerek, hiç tereddütsüz bana verdiği bu emri aktarmak için Şerif Ali Tekalan ve Aysal Aytaç ile beraberDemirel’e gittik.

Ben Demirel’e; “Sayın Cumhurbaşkanım çok dikkatli olun, Fetullah Gülen’in aldığı bir bilgiyi size iletiyorum, ihtilal olma ihtimali var bunu size haber vermemi söyledi” deyince, Sayın Cumhurbaşkanı çok şaşırdı. Fakat, “Bu bilgiyi Fetullah Gülen nereden aldı” diye sormadı.

 2004’te Nazlı Ilıcak’ın da, gazetesinde yazdığı gibi, gerçekten Fetullah Gülen’in istihbaratı çok kuvvetliydi. Bununla; Gülen hem Demirel’e hem cemaate olağanüstü bir istihbarat teşkilatının gücünü gösteriyordu. 

Gülen, gücü kullanmayı sever.. Bu güç gösterisi ile hem cemaati ürkütmek, korkutmak ve kendine itaate alıştırmak, hem de siyasilere mesaj vererek, kendisinin önemini ve gücünü hatırlatmayı hedefliyordu. 

Sayın Cumhurbaşkanı Demirel’e, bu “ihtilal olacak” haberini; Şerif Ali Tekalan, Aysal Aytaç ile beraber iki defa gidip haber verdik, Demirel artık Hoca’nın olağanüstü bir gücüne ve istihbaratına inanmıştı.