Gündem

Bombalanarak öldürülen köylüler kayıtlarda hâlâ yaşıyor!

1994 yılında savaş uçaklarının bombaladığı köylerde ölenler kayıtlara göre hâlâ yaşıyor

13 Kasım 2013 17:13


Şirnak'taki köylülerin avukatı Tahir Elçi, Kuşkonar Köyü'nde öldürülen 25 kişinin köyde toplu mezara gömüldüğü için otopsi işlemi yapılmaması nedeniyle nüfus kayıtlarından düşürülmediğini belirterek, "Defalarca yazılı başvurularımıza rağmen mezarın açılması için bir çalışma yapılmadı" dedi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Şırnak'ta 26 Mart 1994 tarihinde savaş uçaklarının bombalaması sonucu Kuşkonar Köyü'nde 25, bu köye 8 kilometre uzaktaki Koçağılı Köyü'nde ise 13 kişinin öldüğü ve 13 kişinin yaralandığı olaylarla ilgili açılan davada karar verdi. AİHM, olayda ölen 38 kişiden 33'ü hakkında verdiği kararda Türkiye 'yi, 'hava saldırısı emri vermek', 'yeterli soruşturma yapmamak', 'insan yaşamını dikkate almadan bombalama yapmak' ve 'uçuş kayıtlarını gizlemek' suçlamalarıyla 2 milyon 305 bin Euro tazminat ödemeye mahkum ederken,dosya ile ilginç ayrıntılar ortaya çıktı.

 

Toplu mezara gömmek zorunda kaldılar

 

Doğan Haber Ajansı'nda yer alan habere göre, Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, o tarihte Şırnak merkeze bağlı Kuşkonar ve Koçağılı köylerini iki askeri uçağın bombalaması sonucu 43 kişinin öldüğünü, ancak ölenlerden 38 kişi adına AİHM'e başvurulduğunu söyledi. 18 kişinin öldüğü Koçağılı'nda ölenlerden 5'inin yakınlarının AİHM sürecine katılmadığını belirten Tahir Elçi, "Ölenlerin çoğu kadın ve çocuk. İki savaş uçağı doğrudan evleri hedefleyerek, hedef gözeterek ağır bir bombardıman yapmış ve 43 sivil insan yaşamını yitirmiş. Özellikle Kuşkonar'da ölenler bombalama faaliyeti ve operasyonlar devam ettiğinden cenazeleri daha güvenli bir yere taşıma ve dini vecibeleri yerine getirme bile fırsat bulamamışlardır. Kendi elleriyle uzunca bir çukur kazarak 25 sivili, büyük bir toplu mezara gömmüşler ve köyü terk etti. Bugüne kadar da köye dönemedi" dedi.

 

Yazılı başvurulara bugüne kadar yanıt verilmemiştir

 

Avukat Tahir Elçi, bugüne kadar çok sayıda yazılı başvuru yapmalarına rağmen, ölenlerin otopsi işlemleri yapılmadığı için nüfus kütüğünden düşürülme işlemlerinin gerçekleşmediğinden kayıtlarda sağ göründüklerini söyledi. Avukat Elçi, şunları söyledi: "Dolayısıyla toplu mezarların açılması, ölenlerin kimliklerinin tespiti ve nüfus kütüğünden düşürülmesi talebimiz halen yerine gelmemiştir. Resmi kayıtlarda ölen 43 insanın çoğu halen sağ görünüyor. Çünkü çoğu otopsi işlemine tabi tutulmadan defnedilmiş ve zaten kendileri toplu mezara gömerek terk ettiklerinden resmi kayıtlara geçmemiştir" dedi.

 

Türkiye'yi mahkûm ettiren sivil havacılık belgesi

 

Dava dosyası, Şırnak, Diyarbakır ve Askeri savcılık arasında gidip gelirken, Malatya'da bulunan Hava Kuvvetleri Komutanlığı 7'nci Ana Jet Üs Komutanlığı'ndan savcılığa gönderilen yazıda, söz konusu tarihte uçuş faaliyeti yürütüldüğünü dair kayıt olmadığı belirtildi.

Avukatın talebi üzerine Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nün savcılığa gönderdiği yazıda ise, "Şırnak ili batısı ile kuzey batısı 10 NM (18.55 Km'de) Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından iki uçuş icra edildiği tespit edildiği" belirtildi.

Yazının ekinde gönderilen ve üzerinde, '26 Mart 1994 günü Görevler' başlıklı belgede ise, her birinde iki uçak olmak üzere iki uçuşun gerçekleştiği, uçuşların saat 10.24 ve 11.20 saatlerinde başlandığı, bombalamanın saat 11.00 ve 11.20 sıralarında gerçekleştiği, uçakların bomba yüklü olduğu, uçuşlardan birinin iki F-4 ve diğerinin ise iki F-16 tarafından yapıldığı belirtildi. Avukat Elçi, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nden gelen yazıyı acil olarak AİHM'e gönderirken, bu belge üzerine Türkiye'nin mahkum edildiği belirtildi.

 

Savcılıktan tanık ifadeleri

 

Olay ile ilgili Cumhuriyet savcılığına ifade veren Kuşkonar Köyü'nden Ahmet Yıldırım, 1994 yılının Mart ayında sabah ile öğlen saatleri arasında evin önünde bir işle uğraşırken üzerlerinden çok yakın mesafeden iki uçağın geçtiğini, uçakların sesinin çok aşırı gürültü yaptığından kendisinin evin altında bulunan bodruma kaçtığını söyledi. Yıldırım, o günü şöyle anlattı:

"Eşim Elmas Yıldırım da benim arkamdan koşmakta idi. Ben bodruma girdiğimde büyük bir patlama sesi duydum. İçeri girdiğim bodrumda epeyi bekledim. Eşim arkamdan bodruma girmeye yetişememişti. Sesler kesilince ben tekrar dışarı çıktığımda eşim Elmas Yıldırım'ın her tarafının parçalandığını, yerde yatar vaziyette gördüm. Yine evimin etrafında ikamet eden akrabalarım olan ve dilekçede adları yazılı Selim, Şerife, Melike, Şaban ve İrfan Yıldırım ile nüfus kaydı olmayan Hunav Yıldırım'ın öldüklerini öğrendim. Cenazeleri köy meydanında topladık. Hatırladığım kadarıyla toplam 25 ölü vardı. Ölüleri topladıktan sonra tek bir mezara gömdük. Evimin önünde 2.5 metre derinliğinde bir çukur gördüm. Çukur çevresinde kol büyüklüğünde bomba parçaları gördüm. İki üç gün sonra eşyamızı ve hayvanlarımızı toplayıp köyden Kumçatı Köyü'ne göç ettik."
 
Bombalamanın yapıldığı Koçağılı Köyü'nden İbrahim Kıraç ise, Savcılıkta verdiği ifadesinde, çay içerken köylerinin üzerinden ilk önce bir helikopter geçtiğini, helikopterin geçerken duman renginde iz bırakan bir şey bıraktığını belirterek şöyle dedi:
 
"Arkasından 2 tane jet köyümüzün üzerinden geçerken, geçişlerinde toplam her biri 4'er tane toplam 8 adet bomba attı. Bombalar tek seferde atılmadı. Bomba atıldıktan sonra gidip dönüşte tekrar bomba attı. Bombaların uzunluğu yaklaşık 1.5 metre genişliği bir metre civarındaydı. Bomba atılmasından sonra biz köyden kaçmaya başladık. Bombanın atılmasından hemen akabinde köyümüz uçaklar tarafından tarandı. Halen köyde bulunan duvar ve pencere yerlerinde izler mevcuttur. Atılan bombalar parçasının bir kısmı evimize isabet ettiğinde evde bulunan Abdullah, Halime, Hazal ve Zahide Kıraç öldü. Ben ilk bombanın atılmasından dolayı köyden kaçarak uzaklaştığımdan yaralanmadım. Köyümüzden olaydan dolayı toplam 13 kişi öldü."

 

AİHM kararından sonra köyde olayı anlattılar

 

AİHM'in kararından sonra dün Koçağılı Köyü'nde kararı değerlendiren köylülerden İbrahim Kıraç, olay gününü şöyle anlattı:

"Ben evin bahçesinde oturuyordum. Birkaç kişi ile helikopteri seyrediyorduk. Helikopter geldi. Bir duman izi bıraktı. Ardından savaş uçakları geldi. İlk attığı bombada, amcalarımın evine isabet etti. Biz kaçtık, kaçabilenler kaçtı. Diğerleri çoluk çocuk, kadınlar zaten köyde kaldılar. Bizim isteğimiz para değildi. Zaten para olduğunu bilseydik dava açmazdık. Biz bu olayın faillerinin yakalanması için başvurduk. Faillerinin cezalandırılmasını bundan sonra böyle bir olay olmaması için, bu faillerin cezalandırılması gerekiyor" dedi.


'Derdimiz para değil, faillerin cezallandırılmasıdır'


Olayda annesi ve 5 yakınını kaybeden Ahmet Bengi ise bombalamanın olduğu günü Kürtçe anlattı. Bombardımanın başladığı anda bulunduğu yeri gösteren Ahmet Bengi, şöyle dedi:
"Olay günü köydeydim, burada çay içiyordum, baktım uçaklar geliyor. İki uçağın yönü köye dönüktü, eşim hastaydı annem ihtiyardı, komşumuzun çocukları bize gelmişti, onlar da bizim evdeydi. İlk önce Hamit Kaçar'ın evine bomba attılar, diğerini de buraya attılar. Olay bittikten sonra baktım köylülerin çoğu camiye girmişler, diğerleri de aşağıya doğru kaçtılar. Buraya geldim buradan sesler geliyordu. Elle kazıdım ve bazı cesetleri gördüm komşumuzun kızı da annemin kucağında ölmüştü. Eşim altında kalmıştı, kızım ölmüştü, kardeşimin kızı da öldü, bizim aileden 5 kişi öldü. Bizim derdimiz bunu yapanların ismi çıksın ve ceza verilsin. Derdim para değil, para bana dert değil, kızımın tırmığını bütün dünyaya vermezdim. Bu olayı yapanları cezalandırılsın."

 

Biz acıyı yaşadık, onlar cezasını çeksin

 

Köylülerden Emine Kaçar da Kürtçe olayı anlatırken, "Ben o olayda annemi, kardeşimi, yeğenimi, amcamın kızlarını ve oğullarını kaybettim. Olay zamanında ben köydeydim. Uçaklar geldi ve onlara bomba attı. Eşim sanki buradan oraya atıldı. Adaletin yerini bulması iyi olmuş" dedi.

Hezni Kaçar da, "Uçaklar geldi, bombalama yaptılar. Oğlum, kayınpederim, eltim ve eşimin kardeşi öldü. Biz bunu bize yapanlardan hakkımızı istiyoruz. Cezalandırılmalarını istiyoruz. Biz acıyı yaşadık onlarda cezasını çeksin" diye konuştu.

 

'Bizi insan saymadılar'

 

Koçağılı Köyü'ne düzenlenen hava bombardımanında babası, kızı ve yengesinin de aralarında bulunduğu toplam 6 yakınını kaybeden Hamit Kaçar da, köye önce helikopterin geldiğini ve işaret fişeği gibi bir şey attıktan sonra uçakların köyü bombaladığını ileri sürdü. Kaçar, şöyle dedi:

"Köyü bomba duman altında bıraktı. Dumandan sonra bir helikopter geldi, tüm evleri taradı. Hiçbir ev ayakta kalmadı. Hepsi yıkıldı gitti. Bizden 6 tane gitti. 14 kişi bizim köyden gitti. 20-30 kişi yaralı vardı. Önemli olan faillerin cezalandırılmalarıdır. Biz bunu istiyoruz. Biz hiç bir şey yapmadan, geldi bizi bombaladı. Bizi insan saymadılar. O gün herkes köyde olsaydı hiç kimse kalmazdı. Kimi yaprağa, kimi hayvanları ota gitmişti. Ufaklar kalmıştı hep bebek, o bebeklerin o ihtiyarların ne suçu vardı? Biz ne yapmışız ki? Gelip bizi o kadar şey yaptılar, insanlık dışıydı. Evlerimizin hiç biri kalmadı. Sadece cami kaldı ayakta. 8 tane kazan attılar. O kazanların yerinde su çıktı."