Dünya

Başörtülü kadının imaj mücadelesi

"Gündelik Yaşamda Avrupalı Müslümanlar" adlı kitabını değerlendiren Prof. Göle Müslüman kadının Avrupa'da kamusal alanda daha aktif olduğunu söyledi.

11 Kasım 2016 23:48

İslam ve kadın konularındaki çalışmaları ve kitaplarıyla tanınan Paris Sosyal Bilimler Yüksek Okulu (EHESS) sosyoloji profesörü Nilüfer Göle, "Gündelik Yaşamda Avrupalı Müslümanlar" adlı kitabının Almanca baskısını tanıtmak üzere Almanya'ya geldi. Göle kitabı çerçevesinde Avrupa'da yaşanan İslam'ı ve Müslüman kadının buradaki rolünü DW Türkçe'ye değerlendirdi. Göle, başörtüsüyle Avrupa'da görünürlüğünün altını çizen Müslüman kadının, artık İslami kodların ve Avrupa'daki Müslüman algısının ötesine geçtiğini ve kamusal alanda aktif bir azınlığa dönüştüğünü söyledi.

DW: Sayın Göle, dört yıl boyunca Avrupa'nın 21 farklı şehrinde Müslümanlarla ilgili alan çalışmaları yaparak, kitabınızı kaleme aldınız. Öncelikle böyle bir çalışmanın altında yatan nedenden bahseder misiniz?

Nilüfer Göle: Avrupa'da yaşayan biri olarak gördüm ki, Müslümanlar etrafında bir dizi tartışma konusu oluştu. Bunlar minare, başörtüsü, helal gıda gibi konular. Kısacası Müslümanların dini yaşamları çerçevesinde dikkat ettikleri ayrıntılar, tüm Avrupa ülkelerinde dozları farklılık gösterse de ciddi tartışma konularına dönüştü. Bu tartışmalardan yola çıkarak bir araştırma yapmak istedim. Çünkü söz konusu tartışmaların çoğu medyada şekillendi ve İslam giderek radikalleşmeyle şiddetle ilişkilendirilen bir “sorun” olarak kavramsallaştırıldı. Bu nedenle medyatik tartışmalarda pek görünmeyen ama Avrupa ülkelerine entegre olmuş orta sınıf Müslümanların ne düşündüğünü tespit etmek istedim ve bir saha çalışması yaptım. Kitap da bu çalışmanın bir ürünüdür.

DW: Araştırma yaptığınız şehirlerde benzerlikler ve farklar neydi? Ülkelere göre dikkat çeken ayrıntılar neler?

Göle: Aslında farklılıklar daha çok tartışma noktalarında karşımıza çıkıyor. Örneğin helal gıda tartışması Fransa'da ağırlık kazanırken Almanya'da tartışma konusu başörtüsü ya da İsviçre'de minareler olabiliyor. Bunlar dediğim gibi medyanın bakış açısını aktarıyor. Ben gruplar oluşturarak Müslüman olanları ve olmayanları biraraya getirdim, böylece bu olaylara kamusal alanda farklı bir boyut kazandırmayı hedefledim. Yani biraz medyadan koparak, yeni bir perspektifle baktım. Neticede İslam'ın Avrupa genelinde yeni bir şekil aldığına dair bir resim karşımıza çıktı. Zira İslam Avrupa'ya ait olmaya başlıyor. Avrupaya ait olduğu için de bir çelişki, çatışma yaratıyor; ama bu onun Avrupalı dönüşümünün bir parçası.

DW: Peki, Avrupalı İslam'dan ya da Avrupa'da yaşanan İslam'dan ne anlamalıyız? Müslüman kadınların kitabınızda ve bahsettiğiniz bu resimdeki yeri nedir?

Göle: Öncelikle Avrupa'da Müslümanlar ilk defa kendilerini azınlık olarak görüyorlar ve diğer dinlerle ilişki halindeler hem Hristiyanlık, hem Musevilik hem de İslam'ın farklı türleriyle. Ayrıca seküler bir atmosferde dinlerini yaşamaya çalışıyorlar. Onun için İslam yeni bir şekil alıyor. Örneğin inşa etmek istedikleri camiler bile Avrupa mimarisiyle örtüşen taraflar, modern çizgiler taşıyor. Söz konusu Müslümanlar bulundukları ülkelerin dilini iyi konuşan, meslek sahibi, yaratıcı ve yaşadıkları topluma artı değer katma çabası içindeler. Ve İslam, Avrupa'da kültürel anlamda kendini gerçekleştirirken Müslüman kadınlar merkezi bir rol üstleniyorlar. Zira söz konusu kadınların sosyal hayatta kendilerine açmaya çalıştıkları yer, özel ve kamusal alandaki sınırları zorluyor ve güncel çatışmaların gidişatını belirliyor. Bir anlamda kamusal kültürün oluşumunda kadınlar daha etkin. Bu nedenle kitabımda da önemli bir bölümü teşkil ediyorlar.

DW: Avrupa'da Müslüman kadınları kültürü dönüştürme noktasında önemli bir aktör olarak niteliyorsunuz. Ancak Avrupa'da bir de aşırı İslamcılık olgusu var. Sözkonusu kadınlar, aşırı İslamcılık ve modern dünya arasında nasıl bir konumda?

Göle: Bu noktada kitabın ele aldığı başörtüsü kavramından söz edebiliriz. Başörtüsü, dini olarak kadının özel alanını mahremiyetini temsil ediyor. Kadının özgürleşmesini savunan feminist bakış açısı ise bu yaklaşımı kadının kamusal alandan uzaklaşması, cinselliğininin bastırılması olarak okuyor. Beraberinde İslami düzenlemeler de başörtüsüyle kadından zaten bunları talep ediyor. Ancak Avrupalı Müslüman kadınlar hem başörtüsü taşıyor, hem de eğitimiyle, iş hayatındaki girişimleriyle kamusal alanda etkin bir görünüm sergiliyor. Bu kadınlar ailelerinin yaşadığı veya dini geleneklerin işaret ettiği gibi dini kimliklerini mahrem şemsiyesi altında değil, görünür olarak yaşamayı tercih ediyorlar ve başörtüleriyle bunun altını çiziyorlar. Adeta feministlerin kadını toplumda görünür kılma çabasını başörtüsüyle gerçekleştiriyorlar. Yani Müslüman kadının artık, İslami kodların ve Avrupa normlarının ötesine geçtiğini ve sadece görünür azınlık değil, toplumsal hayata güçlü katılımlarıyla aktif azınlığa dönüştüğünü de söyleyebiliriz.

DW: Araştırmalarınız çerçevesinde ifade ettiğiniz görünür azınlıktan aktif azınlığa geçen Müslüman kadınlara dair örnekler vermeniz mümkün mü?

Göle: Görüştüğümüz kadınlar arasında başörtüsüne dair ilginç değerlendirmeler vardı.18 yaşında Berlin doğumlu, lisede okuyan ve üniversiteye hazırlanan Müslüman bir genç kadın şöyle demişti:" Başörtüsü kadını gözlerden uzak tutmak, dikkat çekmesini önlemek için var. Ama Almanya'da dikkat çekiyor. Bakın ben Müslüman'ım diyor ve silik göründüğümüz bu dünyada bizi görünür kılıyor. Bu algıyı seviyorum, onun için renkli, modaya uygun örtüler taşıyorum." Yani bu kadınlar kendilerine dair Avrupa'daki din, ataerkil baskının kurbanı algısını aşarak kimlikleriyle özgüven içinde görünür olmayı tercih ediyorlar.

Bir başka örnek de Amsterdam'da ailesinin "başörtüsüyle burada kendine bir gelecek kuramazsın" demesine rağmen başörtü taşıyan, hukuk okuyan ve Polder Cami'nin yöneticisi olmayı başaran Yasemin ile ilgili. Yasemin'in yöneticiliğindeki bu camide erkekler ve kadınlar birlikte cuma hutbesine katılıyorlar; konuşulan dil Flemenkçe, kültürlerarası diyolog ve kadınlar arası dayanışma caminin en önemli yapı taşlarını oluşturuyor. Bu yüzden özellikle İslamiyet'e yeni geçmiş Hollandalı kadınların tercih ettiği bir cami. Kısacası söz konusu genç kadın farklı etnik ve kültürlerden kadınları biraraya getiriyor, üstelik erkeklerle de eşitlikçi bir zeminde. Bu da Müslüman kadının kamusal alanda aktif olduğuna dair önemli bir resim.

© Deutsche Welle Türkçe

Özlem Coşkun / Berlin