Gündem

Başkent Kadın Platformu: Hem Müslüman hem feminist kadınlarız

Kendrilerini "Müslüman ve feminist kadınlar" diye tanımlayan Başkent Kadın Platformu üyesi kadınlar, kadın haklarında 1995'ten bu yana yasalarda yapılan olumlu değişikliklerin yargı hükümlerinde karşılığını bulmadığını söyledi. Platform üyeleri Aile Bakan

29 Nisan 2018 20:30

Başkent Kadın Platformu üyesi kadınlar; Türkiye'de çocuk istismarına karşı yürütülen politikaları, kadınların hak kayıplarını ve kadına yönelik şiddeti BBC Türkçe için yorumladı.

Başkent Kadın Platformu üyesi kadınlar, kendilerini ''Müslüman ve feminist' kadınlar olarak tanımlıyor.

1995'ten beri kadın çalışmaları yürüten platformda hem feminist hem de muhalif politikalara yakın görüşlere sahip kadınlar yer alıyor.

Platformun Ankara merkezinde buluştuğumuz kadınlar, röportaj esnasında hararetli fikir ayrılıkları yaşasalar da birbirilerini tamamen dinliyor ve kimi zaman ortak görüşlerde buluşuyor.

Kadınlara göre, 1995 yılından bu yana kadın haklarını düzenleyen yasalarda yapılan pozitif değişiklikler, yargı hükümlerinde çoğunlukla karşılık bulmuyor.

Platformun Başkanı Zeynep Göknil Şanal, "Anayasa'nın 10. Maddesine kadın-erkek eşittir ifadesinin girmesi, Medeni Kanun ve Türk Ceza Kanunu'nda yapılan olumlu değişiklikler, 2011'de imzalanan İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanun… İşte bunlardan beri de bir şey yok" diyor.

Röportaja, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya'nın 28 Aralık 2017'de Adana'da bahsettiği şu bilgiyle başlıyoruz:

"Boşanma oranlarında son 6 yılın en düşük rakamlarını bu yıl yakalamış olduk."

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TUİK) verileri bakan Sayan'ın ifadesini doğruluyor.

Ancak Platform üyesi Berrin Sönmez, bakanın bu veriyi 'olumlu bir gelişme gibi' ifade etmesini 'görevi ihmal etmek' olarak yorumluyor:

"Bir Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, bünyesinde aynı zamanda Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü'ne de sahip olduğunu, dolayısıyla kadını güçlendirmekle de görevli olduğunu unutmamalı. Boşanmalar azaldı diye sevinen bir aile bakanı, kesinlikle görevinin bu kısmını ihmal ediyor demektir."

Şanal ise, "Şu anki zihniyet şiddet kaynaklı boşanmaları da engellemek istiyor" diyor ve kadına yönelik şiddetin karşılığını açıyor:

"Şiddet sayılması için erkeğin illa kadını bıçaklaması, gözünü morartması gerekmiyor. Perdeleri kapatıp kadını eve hapsetmek, ne giydiğine ve kimle görüştüğüne karışmak da şiddettir."

"Dolayısıyla şiddet boşanma aşamasında başlamıyor. Zaten var olduğu için kadın boşanmak istiyor. Ama İstanbul Sözleşmesi'ne rağmen şiddet vakalarında arabuluculuk yapıyorlar, suç işliyorlar."

Platform üyesi ve AKP kurucularından Fatma Bostan Ünsal ise, "Evliliği sırtlanacak tek kişi kadın olarak görülüyor. Bazı cinayet vakalarında fail erkek mahkemede diyor ki, 'Bu kadın beni katil etti'. Yani kadın hem ölüyor, hem suçlu oluyor" diyor.

Kabinedeki iki kadın bakandan biri olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu'nun "Bakanlıkta da kadın oranı yüksek ama yönetim kadrosunda sayı yeterli değil. Yakın zamanda kadın yönetici sayısını artırmış olacağım." açıklamasını konuşuyoruz.

TÜİK'e göre 20 milyondan fazla kadın işgücüne katılamıyor. Bunların yarıdan fazlası, ev işleriyle meşgul olabilmek için iş gücüne katılamadıklarını belirtiyor.

Platform üyesi kadınlar ise, başörtülü olarak meslek edinme ve çalışma haklarının nasıl kısıtlandığını 28 Şubat'tan örneklerle anlatıyor.

Kampüs kapısında başını açmasına rağmen ODTÜ'den atılan Şanal, "O zamanın mazlumları şimdi zalim oldu. Ama biz 28 Şubatta da ötekiydik, şu anda da ötekiyiz" diyor.

Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken üniversiteden atılan Sönmez ise 28 Şubat'ta dindar kadınların farklı, erkeklerin farklı muameleye maruz kaldığını anlatıyor:

"O dönem ordudan atılan dindar erkekler ya da karısı başörtülü olduğu için ordudan atılan erkekler tazminatlarını aldı. Ama başörtülü olduğu için kamudan atılan kadınlara tazminatlarını vermek söz konusu bile olmadı."

Hangi yaşın 'çocuk' sayılacağı, tecavüz vakalarında 'rıza' aranıp aranamayacağı ve tecavüzcüsüyle evlenmenin cezai hükmü ortadan kaldırıp kaldırmayacağı yıllardır tartışılıyor.

'Tecavüzcüsüyle evlenme' yasası 2004'te kaldırıldı ancak 2016 yılında AKP, çocuklara cinsel istismar suçlarında mağdur ve failin evlenmesi halinde cezanın ertelenmesini öngören düzenlemeyi tekrar gündeme getirdi.

Dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ teklifi, "İçerde bu mağduriyeti yaşayan 3-4 bin insan var" şeklinde açıklamıştı.

Şanal, hükümetin bu teklifinde TBMM Boşanma Komisyonu'nun etkili olduğunu söylüyor:

"18 yaş altı çocuklar bir şekilde evlendiriliyorlar ve bu şikâyet konusu olduğunda oğlan direkt hapse gidiyor. Aslında 'çocuk' rızalarıyla, ya da aile baskısıyla yapılan akran evliliği dediğimiz şey bu. Boşanma Komisyonu da bunları önlemek için, tecavüzcüsüyle evlenme kanununu geri getirme önerisinde bulundu."

Sönmez ise aynı teklifin ilk önce Yargıtay tarafından dile getirildiğini ekliyor:

"Komisyondan iki yıl önce Yargıtay, bünyesindeki dava dosyalarının azaltılması için 'tecavüzcüsüyle evlenmiş kadınların şikâyetlerinin düşürülmesini' teklif etti. Onun hemen öncesinde Anayasa Mahkemesi, imam nikâhı kıymak için önce resmi nikâh kıyma şartını kaldırdı. Yani yargı, siyaset ve tarikatlar ortaklaşa kadınlara tuzak kurdu."

Sönmez, çocuk yaşta evliliklerde cezai sorumluluğun ailelerde olduğunu savunuyor ve şu önerileri getiriyor:

"Anne-baba kızın adı çıkacak diye hemen evlendiriveriyor, bu olacak iş değil. Ülkemizde flört mekanizmasının dindar kesim içinde de kullanılması lazım ve gençleri hemen evlendirmek yerine nişanlılık hukuku çerçevesinde yönlendirebilmemiz lazım."

Bu noktadan aileleri aşan durumların yaşanabileceğini söyleyen Ünsal, ailelerin cezalandırmak yerine hâkimlerin vaka-vaka ilerleyerek karara varmasını doğru buluyor.

Öte yandan Sönmez'e göre, 'erkek yargı' hiçbir zaman kadın ve çocuk lehine düşünmüyor:

"Ataerkin hâkim olduğu bir ortamda hâkimlerin verdiği kararlar kadınların lehine olmuyor. Hâkimler daha çok erkeğin evini geçindirmesini, itibarını düşünüyor. Sadece kadın hareketinin olay çıkardığı davalar olduğunda dikkate alıyorlar."

Ünsal ise kadına yönelik şiddet vakalarında cezalandırılan erkeklerin de mağdur olduğunu ve bunun toplumsal bir mağduriyet yarattığını savunsa da, Sönmez buna katılmıyor:

"Evet, bütün bir toplum bunun mağduru ama aynı zamanda bütün bir toplum bunun sorumlusu."