Dünya

Barış arayışı çıkmazda

İsrail - Filistin barış görüşmelerinin sonuçsuz kalmasından sonra taraflar taktik değiştiriyor. Mücadele hukuk ve diplomasi alanına kayıyor. ABD tek devlet formülünün sakıncalarına işaret ediyor.

29 Nisan 2014 16:34

Ortadoğu barış görüşmelerinin bir kez daha başarısızlığa uğramasından sonra taraflar arasındaki gerginlik adeta hukuk savaşına dönüşmeye başladı. İsrail ve Filistinliler arasındaki mücadele silahla değil, anlaşma maddeleriyle sürdürülüyor.

İsrail ile Filistinliler arasındaki barış görüşmelerine tanınan sürenin dolmasına birkaç gün kala Hamas ve Fetih, Filistin özerk bölgelerini birlikte yönetmeye karar verdiklerini duyurdular. El Fetih'in, İsrail ve Batı tarafından terör örgütü addedilen Hamas ile işbirliği başlatmasına tepki gecikmedi ve Kudüs yönetimi barış görüşmelerinden çekildi. Çekilmeseydi de değişen bir şey olmayacak ve barış görüşmeleri zaten sonuçsuz kalacaktı.

Tel Aviv Milli Güvenlik Enstitüsü uzmanlarından Mark Heller, ‘taraflardan birinin müzakerelere karşı olduğu bir ortamda barışı görüşmenin bir anlamı olmadığını ancak Hamas'a şans tanımak gerektiğini' söylüyor.

Barış müzakerelerinin sürdürülmesinin yararlı olacağından kuşku duyanlar arasında Filistin sivil toplum kuruluşu Badil'in temsilcisi Rania Madi de bulunuyor. Müzakere sürrecinde hiçbir şeyin değişmediğini, işgal altındaki topraklarda yeni yerleşim birimleri kurulduğunu, Filistinlilerin tutuklandığını ve kendilerine sürekli müşkülat çıkarıldığını belirten Badil temsilcisi ‘Filistinlilerin özerk yönetimi görüşmeleri sürdürmeye zorlamaları için tek bir makul neden dahi söylenemeyeceği' görüşünde.

Yeni bir Apartheid devleti mi?

Hukukçu Rania Madi önde gelen iki Filistin grubunun aralarında anlaşmasının İsrail açısından da yararlı olacağını çünkü ‘Hamas'ın Fetih ile ortak yönetim kurmaya hazır olduğunu açıklamasının, şimdiye kadar özerk yönetim ile İsrail arasında varılan anlaşmalara uyacağı anlamına da geleceğini' belirtiyor.

İki devletli çözüm formülünün başarısızlığa uğrama ihtimaline paralel olarak karşılıklı suçlamalar da artıyor. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin, ‘tek bir İsrail devleti çatısı altında birleştikleri takdirde ya iki sınıflı Apartheid devleti doğar ya da İsrail, Yahudi devleti olmaktan çıkar' şeklindeki uyarısını İsrailli güvenlik uzmanı Mark Heller şöyle yorumluyor:

“Bu senaryo uzun süredir İsraillileri tedirgin ediyor. Bu formül bir, iki yıl değil, İsrail – Filistin anlaşmazlığının başından beri dile getiriliyor. İsrailliler bu yüzden Filistinlilerle tek devlet olmak istemediler. John Kerry tek devlet formülü karşısında uyardı. Mevcut durumu tasvir etmedi.”

Mark Heller Filistin özerk yönetiminin uluslar arası antlaşmalara katılmak için yaptığı başvuruları İsrail'e karşı diplomatik silah olarak kullandığı görüşünde:

Hukuk savaşı

Siyasi mutabakat olmadığı için Filistinlilerin siyasi pozisyonunu takviye ederken İsrail'in pozisyonunun sarsmaya çalışıldığı bir süreçten geçildiğini belirten Heler sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Ama bunun dışında başka siyasi sonuçlar doğuracağını sanmıyorum. Filistinliler bir dizi uluslar arası kuruluş ve hükümet tarafından zaten resmen tanındılar. Filistin temsilcisinin delege ya da elçi olarak tanımlanmasının hayati konular üzerinde etkili olabileceğini sanmıyorum.”

Filistinli hukukçu Rania Madi ise özerk yönetimin başvurduğu yöntemin Filistiilerin hukuk güvenliğine kavuşması açısından taşıdığı öneme şöyle vurgu yapıyor:

“Böylece yasal haklarımıza kavuşacağız. Uluslar arası yasalar Filistinliler tarafından değil, dünya devletleri tarafından yapıldı. Hakkımızı uluslar arası yasalar aracılığıyla almak istiyoruz. Hukuki direniş gösteriyoruz. Bundan böyle hukuk silahımız olacak. Başka bir şeye de ihtiyacımız yok.”