Gündem

AYM, Şahin Alpay kararının tam metnini sitesine koyup Twitter'dan duyurdu

Anayasa Mahkemesi: Derece mahkemelerinin, tutukluluğu sona erdirmeleri gerekir

16 Mart 2018 23:00
T24

Tutuklu yazar Şahin Alpay’ın ikinci kez yaptığı başvuruyla ilgili yeniden ‘hak ihlali’ kararı veren Anayasa Mahkemesi, kararın tam metnini internet sitesinden yayınladı ve Twitter üzerinden de duyurdu. Anayasa'ya aykırılık eleştirilerine rağmen ilk kararı alt mahkemelerce yerine getirilmeyen AYM, 'Anayasa'nın 19. Maddesi’nde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini’ belirterek, Alpay’ın tutukluluk durumunun sona erdirilmesi suretiyle ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması yönündeki kararın alt mahkemeye gönderilmesine karar verdi.


AYM Genel Kurulu’nun, Alpay’ın ‘2018/3007’ numaralı başvurusuna dair kararının tam metnine şuradan ulaşabilirsiniz.


TIKLAYINAYM kararının arkasında; ikinci kez "Şahin Alpay'ın hakları ihlal edildi" dedi, gözler yerel mahkemeye çevrildi

Şahin Alpay hakkında 11 Ocak’ta verdiği ‘hak ihlali’ kararını uygulamayan ve kendisini ‘yetki gaspıyla’ suçlayan 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin değerlendirmelerine de kararında yanıt veren AYM, "Anayasa’nın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını güvence altına alan 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklamanın ön koşulu suç işlendiğine dair "kuvvetli belirti" bulunmasıdır. Bu nedenle tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda bu koşulun incelenmesi anayasal bir zorunluluktur. Anayasa Mahkemesinin buradaki incelemesi, yargılamanın muhtemel sonuçlarından bağımsız olarak tutuklamanın hukukiliğinin değerlendirilmesiyle sınırlıdır. Bu itibarla başvurucu hakkında verilen önceki ihlal kararının, ceza davasının esasına ilişkin bir değerlendirme içerdiği söylenemez” vurgusunu yaptı.

"Derece mahkemelerinin görevi AYM'nin yetki kapsamını değerlendirmek değil, ihlali ortadan kaldırmaktır"

Anayasa’nın 153. Maddesi uyarınca kararlarının nihai ve bağlayıcı olduğu hatırlatmasında bulunan AYM, "Buna göre derece mahkemelerinin görevi, Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkilerinin kapsamını değerlendirmek değil, mahkemece tespit edilen ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmaktır” dedi.

TIKLAYINProf. Ersan Şen: AYM kararından sonra yerel mahkeme kuvvetle muhtemel Şahin Alpay'ı bırakır

"Derece mahkemelerinin, tutukluluğu sona erdirmeleri gerekir"

Bir önceki kararda 'ihlal sonucuna varırken suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin soruşturma makamlarınca yeterince ortaya konulmadığı tespitinde bulunulduğuna’ vurgu yapan Anayasa Mahkemesi, ‘bu nitelikteki ihlal kararları sonrasında derece mahkemelerinin ön koşulu bulunmayan tutukluluğu sona erdirmesi gerektiğini’ belirtti.

Karara ilişkin yapılan basın duyurusunda, "Aksi takdirde ihlal ve sonuçları ortadan kaldırılmamış olur. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında değerlendirilmemiş olan yeni olgularla suç işlendiğine dair 'kuvvetli belirti'nin ortaya konulabildiği oldukça istisnai durumlarda da ihlal kararının gereklerinin yerine getirildiği kabul edilebilir. Somut olayda ihlal kararı sonrasında derece mahkemelerince başvurucunun tutukluluk durumu sonlandırılmamış, yukarıda belirtilen istisnai hâlin varlığı da ortaya konulmamıştır” dendi.

TIKLAYIN"Türkiye, AYM'nin etkili hukuk yolu kabul edilmemesi tehlikesiyle karşı karşıya; yerel mahkeme derhal tahliye kararı vermeli"

Alpay'a 20 bin lira tazminat ödenmesine hükmedildi

AYM'nin karar metninde, Şahin Alpay’ın 100 bin TL manevi tazminat talebinde bulunduğu belirtilerek, "Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir” ifadelerine yer verildi. Ayrıca, dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve 1.980 TL vekalet ücretinden oluşan toplam 2.274,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerektiği belirtildi. 

AYM'nin ikinci başvuruya dair değerlendirmesinin özeti

Şahin Alpay’ın, verilen ilk hak ihlali kararının derece mahkemeleri tarafından uygulanmaması sonrası 'kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile diğer bazı hak ve hürriyetlerinin ihlal edildiğini' ileri sürerek yeniden başvuruda bulunduğunu hatırlatan AYM, yapılan değerlendirmeleri şöyle özetledi:

Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre herkes, Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.

Somut olayda Anayasa Mahkemesinin önceki kararına konu bireysel başvuruda başvurucu Anayasa'nın 19. maddesine aykırı olarak suç işlediğine dair kuvvetli belirti bulunmadan tutuklandığını ileri sürmüştür.

Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı Anayasa'nın 19. ve AİHS'in 5. maddelerinin ortak koruma alanındadır. Dolayısıyla tutuklama tedbiri nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabileceği ve Mahkemenin bu kapsamdaki başvuruları karara bağlayacağı hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır.

"AYM kararının 'yerindelik denetimi' olarak nitelendirilmesi mümkün değildir"

Anayasa Mahkemesi önceki kararında başvurucunun yukarıda belirtilen iddiasını Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında incelemiştir. Anılan maddede "Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler ... tutuklanabilir." denilmek suretiyle tutuklama tedbirine ilişkin anayasal güvencelerden birinin de suç işlendiğine dair "kuvvetli belirti" bulunması olduğu açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin "suç işlendiğine dair kuvvetli belirti"nin bulunup bulunmadığını incelemesi anayasal bir zorunluluktur.

Esasen her somut olayda -tutuklamanın ön koşulu olan- suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi öncelikle anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki değerlendirmesi Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Mahkeme bu husustaki denetimi, özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapar.

Anayasa Mahkemesi önceki kararında da yukarıda belirtilen kapsam ve yöntem doğrultusunda inceleme yapmıştır. Dolayısıyla bunun "kanun yolunda gözetilmesi gereken bir hususun incelenmesi" veya "yerindelik denetimi" olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.

Ayrıca önceki kararda da ifade edildiği üzere Anayasa Mahkemesinin buradaki incelemesi, yargılamanın muhtemel sonuçlarından bağımsız olarak tutuklamanın hukukiliğinin değerlendirilmesiyle sınırlıdır. Bu itibarla anılan ihlal kararının, başvurucu hakkındaki ceza davasının esasına ilişkin bir değerlendirme içerdiği söylenemez.

"AYM kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını bağlar"

Öte yandan Anayasa'nın 153. maddesinin birinci fıkrasına göre Anayasa Mahkemesi kararları kesindir. Anılan maddenin altıncı fıkrasına göre ise bu kararlar yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin başvurucu hakkında verdiği ihlal kararının nihai ve bağlayıcı olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Buna göre Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu ihlal kararları başka bir merci tarafından Anayasa'ya veya Kanun'a uygunluk yönünden denetlenemez. Başvurucunun tahliye taleplerini karara bağlayan derece mahkemelerinin aksi yöndeki değerlendirmelerinin anayasal veya yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.

"Derece mahkemelerinin görevi ihlal ve sonuçlarını ortadan kaldırmaktır"

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı verip 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca bu ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına hükmettiği durumlarda derece mahkemelerinin görevi, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerinin kapsamını değerlendirmek değil, Mahkemece tespit edilen ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmaktır. Bu zorunluluk, Anayasa'nın 138. maddesi anlamında mahkemelere verilmiş bir emir veya talimatın yerine getirilmesi değil, bir hukuk devletinde mahkemeye erişim hakkının hayata geçirilmesidir. Nitekim Anayasa'nın 153. maddesinin altıncı fıkrasında, 138. maddesinden farklı olarak, Anayasa Mahkemesi kararlarının yargı organları yönünden de bağlayıcı olduğu ifade edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi önceki kararında ihlal sonucuna varırken suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin soruşturma makamlarınca yeterince ortaya konulmadığı tespitinde bulunmuştur.

"Tutukluluğun sonlandırılmamış olması Anayasa'nın 19. Maddesi'ne aykırıdır"

Anayasa Mahkemesinin bu nitelikteki ihlal kararları sonrasında derece mahkemelerinin, ön koşulunun bulunmadığı tespit edilen tutukluluğu sona erdirmeleri gerekir. Aksi takdirde ihlal ve sonuçları ortadan kaldırılmamış olur. Bununla birlikte daha önce tutuklama gerekçesi olarak gösterilmeyen, dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında değerlendirilmemiş olan yeni olgularla suç işlendiğine dair "kuvvetli belirti"nin ortaya konulabildiği oldukça istisnai durumlarda da ihlal kararının gereklerinin yerine getirildiği kabul edilebilir. Ancak derece mahkemelerinin bu husustaki takdir aralığı ilk tutuklamaya göre oldukça sınırlıdır. Böyle bir durumda "kuvvetli belirti"nin yeni olgularla ortaya konulup konulmadığı yönündeki nihai değerlendirme Anayasa Mahkemesine aittir.

Somut olayda Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı sonrasında derece mahkemelerince başvurucunun tutukluluk durumu sonlandırılmamış, yukarıda belirtilen istisnai hâlin varlığı da ortaya konulmamıştır.

Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin başvurucu hakkındaki kararda tespit ettiği ihlalin ve sonuçlarının derece mahkemelerince ortadan kaldırılmadığı anlaşılmaktadır.

Bu itibarla suç işlediğine dair "kuvvetli belirti"nin bulunmaması nedeniyle verilen ihlal kararına rağmen başvurucunun tutukluluğunun sonlandırılmamış olması Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırıdır.

"Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir"

Sonuç olarak mahkemeye erişim hakkının sağladığı güvencelerle de bağdaşmayacak şekilde Anayasa Mahkemesinin tutukluluğa ilişkin ihlal kararının uygulanmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Başvurucunun tutukluluk durumu hâlen devam etmektedir. İncelenen başvuruda tespit edilen ihlalin niteliği dikkate alındığında bu ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için başvurucunun tutukluluk durumunun sona erdirilmesi dışında bir imkân kalmadığı değerlendirilmiştir. Bu nedenle başvurucunun tutukluluk durumunun sona erdirilmesi suretiyle ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın Mahkemesine gönderilmesi gerekir."

AYM'nin, Alpay’a ilişkin ikinci kez verdiği hüküm, kararın tam metninde şu şekilde yer aldı:

A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin başvurucunun tutukluluk halinin sona erdirilmesi suretiyle ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2017/112) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 294,70 TL harç ve 1.980 TL vekalet ücretinden oluşan 2.274,70 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması halinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 15/3/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.