Gündem

Aydınlar ve sanatçılar: Açlık grevleri ölümle sonuçlanmadan harekete geçilsin

51. gününe giren açlık grevleri ölümlerle sonuçlanmasın diye aydınlar ve sanatçılarda duyarlılık çağrısında bulundu

01 Kasım 2012 16:58

Ruken Tuncel

 

Kürt tutukluların sürdürdükleri ve kritik eşiğe gelinen açlık grevleri İstanbul'da bir dizi etkinliğe konu oldu. Taksim Hill Otel'de Prof. Gençay Gürsoy, gazeteci Aydın Engin ve Prof Dr. Fadime Gök'ün çağrısı ile bir araya gelen çok sayıda aydın, gazeteci ve yazarın katıldığı bir basın toplantısı yapıldı. Basın toplantısının ardından Taksim Meydanındaki tramvay durağında sanatçıların katıldığı bir etkinlik düzenlendi.

Yazılı ve görsel medyanın yoğun ilgi gösterdiği basın toplantısında çağırıcıların yanısıra Yaşar Kemal, Murathan Mungan, Zülfü Livaneli,  Türk Tabipler Birliği (TTB) Başkanı Profesör Özdemir Aktan, Yıldız Ramazanoğlu, Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu, Türkiye Pen Başkanı Tarık Günersel kısa birer konuşma yaparak hükümetin ve özellikle Başbakan'ın açlık grevlerine ilişkin sözlerini eleştirdiler. Tutsakların “Anadilde eğitim-savunma” ve “Öcalan'a uygulanan tecridin kaldırılması” taleplerinin zaten hükümetin gündeminde olduğu ifade edilen basın toplantısında, hükümet kanadının konuyu bir inatlaşmaya dönüştürdüğü vurgulandı.

 

'Bir nesli yok edecekler'

 

Basın toplantısında konuşan yazar Yaşar Kemal  daha önce yaşanan açlık grevlerini hatırlatarak şunları söyledi:  "Daha önce de açlık grevleri ve ölüm oruçlarıyla karşılaştık. O zamanlarda da çok uğraştık. O çocuklar çok zulüm görmüşlerdi bir kısmı yaşıyor bir kısmı da öldü. Daha önceki açlık grevlerinde tüm yetkililer ve hükümet sorumluydu. Bu sefer de sorumlular. Bugün açlık grevleri tutanların oğulları, babaları da bu mücadelede taraf olacak, bir nesli yok edecekler. Bir insanın açlıktan ölümünü izlemek acıların en büyüğüdür. Bu, insalığa hiç bir zaman yakışmaz. Bugün insanların ölüm pahasına talep ettikleri demokrasiler de, insan haklarının içindedir. Çözümü mümkünken, ölümler engellenmezse vebali iktidarın, muhalefetin, medyanın ve hepimizin olacaktır. Barış, bu ülkede herkesin özlemi ve hakkıdır" diyen Kemal, barışın önünün açılması gerektiğini vurguladı

 

'Anason kokusu dönülmez noktadır'

 

Aydın Engin:  "1996 ve 2000'de açlık grevlerini yakından takip ettim.  40. günden sonra soluklarda anason kokusu duyulmaya başlanmıştı. Anason kokusunun duyulmasının bir tek anlamı var, bedende geri dönülmez sakatlıkların, Korsakoff dediğimiz hastalığın bir adım öncesinde olunduğu. Bu nedenle  'Şov yapıyorlar, yeyip içiyorlar, kuzu kebap çeviriyorlar' gibi ahlak dışı söylemler, cezaevlerinden ölümlerin yaşanmasına çanak tutmaktır"

Livaneli, Başbakan Erdoğan'a da seslenerek, "Lütfen bu üslubu değiştirin, zaten kabul etmiş olduğunuz şartları,  bir yenilgi gibi de görmeyin, demokratik toplumlarda talepler vardır, iktidarı elinde tutan insan mutlak hakim değildir, lütfen taleplere kulak verin, üslubu da değiştirin. Çünkü Başbakan'dan sonra bunu çözebilecek hiç kimse yoktur. Bu da şu demektir, ölümlerden de Başbakan sorumludur"

 
TTB Başkanı Özdemir Aktan: "Açlık grevindekilere tıbbi destek vermek amacıyla başvuru yaptık fakat talebimiz cevapsız kaldı.Hükümetin “zorla besleme” anlamına gelen “müdahale” eğilimini TTB olarak kabul etmiyoruz"

 

'Biz yaşamayı uğrunda canımızı verecek kadar çok seviyoruz'

 

Taksim Hill'deki açıklamanın ardından Taksim Gezi Parkı'nın önündeki merdivenlerde toplanan grup sloganlar ve alkışlar eşliğinde Taksim Tramvay Durağı'na yürüdü. Üzerlerinde açlık grevinde olan tutuklu ve hükümlülerinin isimlerinin yazılı olduğu tşörtler giyen aydınlar ve sanatçılar burada yaklaşık on dakika sessiz oturma eylemi yaptı. Oturma eyleminin ardından sanatçılar açlık grevinde olan tutsaklardan gelen mektupları okudu.

İlk olarak Diyarbakır Cezaevi'nde açlık grevinde olan Emel Gültekin'in mektubu okundu. Sanatçı Şebnem Sönmez'in okuduğu mektubun bir kısmı şöyle: "15 Aralık 2010'da tutuklandım. Anadilimde savunma yapmak istedim fakat talebim red edildi. savunmam alınmadan 7 buçuk yıl ceza aldım. Hakikat aşkının özgür yaşaam yaklaştığı bir dönemden geçiyoruz. Böyle kutsal bir eylemde insanlık adına verilen bu savaşta bedenimi ölüme yatırmak benim, bizim için onur verici ve büyük bir anlam taşımaktadır. biz yaşamayı ve yaşatmayı uğrunda canımızı ve verecek kadar çok seviyoruz"
Sönmez'in ardından sanatçılar Nur Sürer, Mustafa Alabora, Jülide Kural ve Orhan Alkaya cezaevinden gönderilen diğer mektupları okudu.

Mektupların okunmasından sonra sağlık sorunlarından kaynaklı eyleme katılamayan  yazar Vedat Türkali'nin kendi ağzından açıklaması dinletildi. Türkali konuşmasında şöyle dedi: "51 gündür açlık grevine yatan Kürt yurttaşlarımızın sayısı 685 kişi oldu. 60 aşkın kişi için ölüm günleri başlıyor. Siyasal egemenliği tekelinde tutan iktidarı, muhalefeti ile Türkiye 'devlet partileri', her tarihsel önemdeki olay gibi bugün de çözümsüzlük tutumunda yarışıyorlar. İnatla savundukları bu çözümsüzlük yolu akıllarınca korudukları devletin de kanlar içinde kalmasına neden oluyor. Tüm insanlarımıza acılar yaşatmaktan başka bir şey kazandırmıyor. İktidarı tekeline almış örgütlü karanlık gücün, iktidarın, son yalanına bu açlık grevleriyle bir kez daha ortaya çıktı"

Türkali Başbakan'a seslenerek şöyle devam etti: "Temel insanlık hakları için ölüme yatmış bu kişiler sizin kafanıza değil olması gereken vicdanınıza sesleniyor. Çözüm yolunu açmanızı, kanı durdurmanızı ölümlere son vermenizi bekliyor"

 

'Başbakan cezaevlerindeki insanları yaşatsın ki devlet yaşasın'

 

T24'e konuşan Mustafa Alabora, Başbakan'ın sıklıkla kullandığı Şeyh Edebali'nin "insani yasat ki devlet yasasin"  sözüne vurgu  yaparak "Şimdi Başbakan cezaevlerindeki insanları yaşatsın ki devlet yaşasın" dedi.

Sanatçı Jülide Kural'da, cezaevlerinden  heran ölüm haberlerinin gelebileceğini hatırlatarak: "Başbakan ölümler yaşanmadan en temel insan hakkı ve meşru talepler olan anadilde eğitim ve savunma hakkının olabileceğini söylemelidir. Öcalan'ın üzerindeki tecridi kabul edip bu tecridin kaldırılacağını söylemelidir" diye konuştu.
 
"Toplum vicdanınan sahip çıkmalı" diye konuşmasına başlayan sanatçı İlkay Akkaya, "Ölümlerin yaşanmaması için çaba gösterdiğim üçüncü açlık grevi malesef daah önce birşey yapamadık. Bu kez aynı şeyler yaşanmasın. İnsanlar arasında incecik bir köprü kalmuşken herkes vicdanına sarılsın. Ölümler olmasın" dedi.

Ahmet Kaya'nın eşi Gülten Kaya'da anadilde eğitim hakkı dikkat çekerek "Anadilde eğitim hakkı, ana süt hakkıdır. Bu talep tartışılamayacak bir taleptir. Meşrudur" şeklinde konuştu.

Açıklamaların ardından Kardeş Türküler, eşliğinde türküler söylendi.