Gündem

'Avrupa'nın mülteci karnesi zayıf'

Alman basını Viyana yakınlarında bir kamyonda onlarca sığınmacının cesedinin bulunması ve Avrupa'nın izlediği mülteci politikasıyla ilgili yorumlara yer veriyor.

28 Ağustos 2015 00:30


Avrupa'ya yönelik sığınmacı akını çoğunlukla Akdeniz'de alabora olan teknelerde ölümle sonuçlanıyor. Bugüne dek binlerce kaçak göçmen Avrupa'ya ayak basamadan batan teknelerde boğularak can verdi. Son olanak Viyana'dan gelen bir haberde, bu kez bir kamyonun kasasındaki onlarca sığınmacının boğularak öldüğü bildirildi. Aynı saatlerde yine Viyana'da Batı Balkan Ülkeleri Konferansı yapılıyordu. Batı Balkan ülkelerine ekonomi, enerji ve eğitim konularında destek olunması yönünde kararların alındığı konferansta bölge ülkeleri üzerinden Avrupa'ya kaçak olarak gelmeye çalışan sığınmacıların dramları da gündeme geldi. Göçmen dramlarının konuşulduğu Viyana'daki konferans, yine Viyana'dan gelen işte bu acı haberin gölgesinde gerçekleşti. Almanya Başbakanı Angela Merkel konferansın sonunda düzenlenen basın toplantısında haberi duyduğunda sarsıldığını söylerken, Avusturyalı mevkidaşı Werner Faymann Viyana yakınlarındaki kamyonda bulunan cesetlerin sığınmacıların dramlarını bir kez daha ortaya koyduğunu ifade etti.

Sığınmacıların yolculukları sırasında yaşadıkları dramlar Alman basınında geniş yankı buluyor.

Handelsblatt gazetesi Batı Balkan Zirvesinde alınan sonuçları değerlendiriyor:

"Söz konusu Avrupa olduğunda meseleler sıklıkla yokuşa sürülüyor. Başbakan Angela Merkel ve tüm Balkan liderlerinin de katıldığı Batı Balkan Konferansı'nda da durum farklı olmadı. Viyana'da düzenlenen toplantıda Avrupa'nın sığınmacı sorunu karşısında ne kadar aciz olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Halen sığınmacıların eşit dağılımları yapılamıyor. Halen insan tacirleri ve suçlular Balkanlar üzerinden milyonluk işler yapıyorlar. Halen Avrupa Birliği'nin dış sınır güvenliği artırılabilmiş değil. Halen tüm Batı Balkan ülkeleri güvenli ülkeler statüsüne dahil edilmiş değil. Avrupa'nın bu başarısızlıklarının sonuçları olacaktır: Eğer Macaristan'ın milli ideali olan bağımsız hareket kararı gerçekleşirse, Avrupa tarihinin en derin kimlik krizine sürüklenecektir. Çünkü Avrupa'nın birliği, 'Birlikte daha iyidir' ilkesine dayanır."

Westfaelische Nachrichten sığınmacıların durumlarıyla ilgili eleştirel bir yoruma sütunlarında yer veriyor:

"Avrupa mülteci politikası konusunda kötü bir fotoğraf sergiliyor. Görünen o ki Yunanistan'ın kurtarılması için çaba harcayan sorumlular tüm güçlerini yitirmişler. Birçok AB ülkesi lideri sağcı popülist seçmen sayısınının artmasından endişe ediyor. Söz konusu kesimin kendilerini mülteci konusundaki çalışmalarından dolayı seçim sandığında cezalandırmasından korkuyorlar. Sorunu insani ölçülerde, gerçekçi yaklaşımlarla ele alacak dayanışma nerede? Avrupa ruhuna ne oldu?"

Kölner Stadt-Anzeiger'de yer alan yorumda ise mülteci sorunun temeline iniliyor:

"IŞİD komandoları doğunun simasını parçaladılar. İnsanlığın dinler ve etnik unsurlarla zenginleşen ortak mirası, Babil'den kalan dilsel çoğunluk ve bin yıllardır süren çok kültürlülük yerle bir oluyor. Azınlıklar sürülüyor, işkenceye maruz bırakılıyor ve katlediliyor. Bir çoğunun Avrupa'ya yönelmesi şaşılacak bir durum değil. Ve şimdi AB sınırlarında yaşananlar aslında başlangıç. Ancak mülteci sayısının artmasıyla Avrupalıların Ortadoğulu uzak komşularıyla ilgili çaresizliği de büyüyor. Yaprağı ters çevirecek olumlu rüzgarlar ise görünürde yok. Buna karşın Arap elitleri dağınıklıklarıyla, beceriksizlikleriyle ve bencillikleriyle IŞİD'in elini güçlendiriyorlar."

Frankfurter Rundschau gazetesi kaçak mültecilerin dramlarını yorumlarken, dün Avusturya'da kamyonda bulunan onlarca cesedin sorumlularını da sorguluyor:

"İnsan kaçakçılarının bir çoğu istisnasız azılı suçlulardır, bu doğru bir tespit. Ancak bu tespit salt, Avusturya'da otobanda onlarca sığınmacının boğulmasına yol açarak kayıplara karışan kamyonun sürücüsü için geçerli değildir. Eğer bu tür kişilere tepki gösterenler inandırıcı olmak istiyorlarsa, sığınmacıları onların kucaklarına itmekten vazgeçmelidirler. İnsan tacirleri sadece yasal yollardan göçün mümkün olmadığı durumlarda başarılıdırlar. Eğer sığınmacıların ilk ayak bastıkları Schengen Bölgesi'nde kalmalarını sağlayan Dublin Kuralları geçerli olsaydı, Macaristan ve Portekiz arasında serbest dolaşım hakkı da kendilerine tanınmış olurdu. Sonuçta eğer gerekirse iltica başvurusunu yaptığı ülkeye iade edilebilirdi. Ancak Dublin kriterleri işlemediği için Schengen Bölgesi'ne gelenlerin tamamı sonuçta nereye gitmek istiyorlarsa, oraya gidiyorlar. Eğer hayatta kalmayı başarırlarsa.