Dünya

AİHM’de 'askerde ölüm' duruşması

Türkiye’de askerlik görevini yaparken hayatını yitiren asker ve subayların ölüm nedenleri hakkında son yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gündemine taşınmış çok sayıda dava başvurusu bulunuyor.

16 Nisan 2014 20:22


Birçok aile, hayatını yitiren çocuğunun “kuşkulu” ölüm nedeni hakkında Türk adaletinin yeterli soruşturma ve adil yargılama yapmadığını savunmakta. Bunlardan biri de 2004 yılında Diyarbakır Kocaköy’de askerlik hizmetini ifa ettiği sırada tüfeğiyle yaralandıktan sonra hastanede hayatını yitiren Astsubay Çavuş Cihan Tunç’un ailesi tarafından Strasbourg Mahkemesi'ne taşınan dava. Tunç, 13 Şubat 2004 tarihinde saat 05.50’ye doğru, güvenliği jandarma tarafından sağlanan özel petrol şirketi NV Turkse Perenco’da nöbet tutarken ateşli silahıyla yaralanmış, kaldırıldığı Diyarbakır Askerî Hastanesi’nde hayatını yitirmişti. Adli Tıp tarafından kaleme alınan otopsi raporunda, Tunç’un ölümünün “soluk borusuna ve sol akciğere isabet eden kurşunla yaralanmaya bağlı kan kaybı neticesinde gerçekleştiği” not edilmişti.

Kocaköy Savcısı'nın raporuna göre, Perenco tesislerinin bulunduğu alanda, “yüksek kule” olarak adlandırılan bir gözetleme kulesi ile beş nöbet kulübesi olmak üzere toplam altı nöbet noktası bulunmaktaydı. Olayın meydana geldiği yer 2’ye 2 metre en ölçülerinde, 2.33 metre tavan yüksekliğine sahip, zeminden 1,50 metre yukarıya yerleştirilen açıklıkları olan bir yapıydı. Yine rapora göre, nöbet kulübesinin içinde, doğruca toprak zeminde, iki fişek ile bir fişek kovanı bulunmuş, tavanda, bir atış neticesinde oluşabilecek türden darbe izine rastlanmıştı. Raporda, Tunç’un G-3 marka tüfeğinin yüzeysel olarak incelenmesi sayesinde, çok kısa bir süre önce kullanıldığının anlaşıldığı da kaydedildi.

Kaza iddiası

Savcılık, herhangi bir unsurun Cihan Tunç’un ölümüyle ilgili olarak üçüncü bir şahsa sorumluluk yüklemeye imkân vermediğini göz önünde bulundurarak 30 Haziran 2004 tarihinde takipsizlik kararı aldı. Diyarbakır Hava Kuvvetleri Askerî Mahkemesi 14 Ekim 2004 tarihinde, Tunç’un yakınlarının itirazını kabul ederek savcılığın ek bir soruşturma başlatmasına karar verdi. Savcı, tavandaki kurşun izi ve maktulün vücudundaki kurşun giriş ve çıkış deliklerine göre kurşunun izlediği yolun belirlenmesi ile ilgili olarak, şöyle bir varsayımın kabul edildiğini belirtti:

“Cihan Tunç bir mühimmat sandığı üzerine oturmuş, silahının kurma koluyla ve şarjörüyle oynuyordu; silahı şarjörü ayrı olarak sağ tarafında tutarken öne doğru eğilmişti ve yeniden doğrulmak için silahına yaslanarak sağ tarafına eğilmişti, eli silahın tetiğine yakın bir yerdeydi ve silah ateş aldı; kurşun boynunun sağ tarafından girip, tavana çarpmadan önce sol kürekkemiğinin alt kısmından çıkmıştı.” Dolayısıyla Cihan Tunç intihar etmemiş, bir kaza kurbanı olmuştu.

Aile AİHM'ye başvurdu

Dava 2005 yılında Cihan Tunç’un ailesi tarafından “ölüm nedeni hakkında etkin soruşturma yapılmadığı” gerekçesiyle AİHM gündemine taşındı. AİHM’nin 7 yargıçlı bir dairesi 25 Haziran 2013 tarihinde açıkladığı ilk kararında, “soruşturma tedbirlerinin ivedi, uygun ve eksiksiz biçimde alınması ve başvuranların yargılamaya etkin olarak katılmaları konusundaki tespitlere rağmen, soruşturmanın nihai kontrolünden sorumlu organ olan Askerî Mahkeme'nin gerektiği gibi bağımsız olmadığı gerekçesi ve oybirliğiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkının korunmasıyla ilgili 2. maddesinin usul yönünden ihlal edildiği sonucuna vardı. Gerekçeli kararda, soruşturmanın etkin olabilmesi için soruşturmakla görevli olan ve soruşturmayı yürüten kişilerin olaylara karışmış olabilecek kişilerden bağımsız olmaları gerektiği belirtildi. Türk hükümeti davacı aileye 10 bin euro manevi tazminat ve 2 bin euro yargılama masrafı ödemekle cezalandırıldı.

Büyük Daire gündemine taşınan ilk dava

Ancak Ankara karara itiraz etti. İtiraz gerekçelerini kabul eden AİHM’de dava bugün 17 yargıçlı Büyük Daire önünde esastan yeniden görüldü. Türk hükümeti adına yapılan savunmada, Cihan Tunç’un ölümü hakkında yapılan soruşturmaların bütünüyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun gerçekleştiği tezi ön plana çıkarıldı. Askerî yargıç ve savcıların soruşturmaya katılmalarının Sözleşme’yle bağdaşık olduğu görüşü savunuldu.

Davacı ailenin İngiliz avukatları ise Cihan Tunç’un Tuncelili Alevi ve Kürt kimliğini gündeme getirip, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde son yıllarda gözlemlenen intihar girişimlerine dikkat çektiler. Türkiye’de askeri yargıçların “kağıt üzerinde bağımsız” olduğunu savunan avukatlar, soruşturmanın da bağımsız yapılmadığı tezini ileri sürdüler. Avukatlar, bu tür olayları çözmek için Türkiye’de resmi makamların “siyasi irade sahibi olmadııklarını” da savundular.

AİHM gündeminde Türkiye’de askerlik hizmetini yaparken hayatını yitirmiş er ve subayların aileleri tarafından Ankara’ya karşı açılmış yaklaşık 80 dava bulunuyor. Cihan Tunç davası bunlar arasında 17 yargıçlı Büyük Daire gündemine taşınmış ilk dava olma özelliğine sahip. Bu yıl sonundan önce açıklanması beklenmeyen nihai karar askerî yargı ve soruşturma hakkında tüm Avrupa kıtası için yeni bir içtihat oluşturacak.