Kasım ayında kaçırılmaması gereken dört tiyatro oyunu
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Kasım ayında kaçırılmaması gereken dört tiyatro oyunu

Bu sezonki seçkilerde ve söyleşilerimde alternatif, deneysel işlerin daha çok öne çıkacağını şimdiden not edin. Umarım sahnede bekleneni değil, beklenmedik olanı buluruz

Kasım ayında kaçırılmaması gereken dört tiyatro oyunu

Hellolarca* diyerek yeni sezona enerjik, neşeli ve ümitli bir giriş yapalım!

Aslında Eylül’de başlamayı planlamıştık ama kabul ediyorum, biraz tembellik ettim; sezon açılışını Kasım’a sarkıttım. Ama olsun, bence her şey olacağına varır. Hem biraz gecikmiş başlangıçlar, genelde en keyifli olanlardır.

Şu sıralar kafamda dönüp duran deli sorular var: “İçinde bulunduğumuz ekonomik durum biz izleyicileri ve sanatçıları nasıl etkileyecek?”, “Klasik sahne sanatları müzelik bir hâl mi alacak?”, “Yoksa bizi heyecan verici, çağdaş yapımlar mı bekliyor?” gibi…

Sezon boyunca bu sorulara hem izlediklerimle hem de yapacağım söyleşilerle cevap arayacağım; belki de her oyunda, her sohbette bu soruların yeni bir yankısını bulacağız.

Öte yandan şimdiden söyleyeyim; bu yılki seçkilerimde alternatif, çağdaş ama kökleri sağlam klasik temellere dayanan yenilikçi tiyatro oyunlarına ve performanslara öncelik vereceğim.

Çünkü yaz boyunca birkaç yabancı tiyatro oyunu ve performans izleme fırsatım oldu, bazıları gerçekten acayip işlerdi! Ve açık konuşayım: Bizim de hiç eksiğimiz yok. İsteyince yapıyoruz hem de çok iyi yapıyoruz.

Neyse, uzun zamandır tiyatroya dair yazmadığım için “dilim şişmiş” durumda, o yüzden daha fazla gevezelik etmeden sizi yeni sezonun ilk seçkisiyle baş başa bırakıyorum.

Hazırsanız, perde açılsın!

1. Kalabalık Sofra

Kalabalık Sofra, giderek yalnızlaştığımız bir dünyada aidiyet arayışımız ve birlikte olma arzumuz üzerine kurulmuş çağdaş ve farklı bir performans.

Bir masa etrafında toplanan altı kişi, masayı kuruyor, dağılıyor. Yeniden kuruyor, yeniden dağıtılıyor. Sonra bir kez daha kuruyorlar; inatla ve ısrarla.

Her seferinde biraz daha eksiliyor, biraz daha çoğalıyorlar belki ama yine de bir masanın etrafında altı kişi, devam ediyorlar.

Bu Kalabalık Sofra’yı kaçırmayın; birlikte olmanın, paylaşmanın ve yeniden bir araya gelmenin kırılgan ama umut dolu ihtimaline tanıklık etmek için hemen yarın 2 Kasım’da, Bahçe Galata’ya bir uğrayın derim.

2. Yarın Belki de

Yarın Belki de, klasik yapıda bir tiyatro oyunu değil; karakterler ve olay örgüsü yerine, sahnede iki kişinin canlı bir performans sergilediği bir gösteri. Çağdaş tiyatro sahnesinin önemli topluluklarından biri olan ve ortaklaşa üretim yönteminin öncülerinden kabul edilen Forced Entertainment’ın Tomorrow’s Parties adlı eserinin bugüne ve bugünün Türkiye’sine uyarlaması.

Renkli panayır ışıklarıyla çerçevelenmiş sade bir sahnede söz yarıştıran iki kişi, geleceğe yönelik olasılıklar üzerine düşünce sektirirken içinde bulunduğumuz döneme eleştirel, ironik ve gülümseten bir bakış açısı getiriyorlar. Yarın Belki de geleceğin neler getirebileceğine dair bugünün umut ve korkularını açığa çıkaran spekülasyonlardan ütopik ve distopik fallara, bilim kurgu senaryolarına, politik kâbuslara ve absürt fantezilere doğru ilerleyen oyuncuların rehberliğinde seyirciyi meraklandırıyor, güldürüyor, heyecanlandırıyor, düşündürüyor.

Oyun, mümkün ve imkânsız gelecek ihtimallerine eğlenceli, dokunaklı ve zaman zaman çılgın bir bakış sunarken 10 Şubat'ta sizi de Özel Sezin Okulu’nda geleceğe dair bu açık uçlu sohbetin bir parçası olmaya çağırıyor ama siz kasım ayında da takipte kalın.

3. GONG

GONG oyunu | Filiz Bozkuş Al (Fotoğraf: Güneş Aman)

GONG, kelimelerin değil bedenin, ışığın ve sesin konuştuğu; sessizlikle çarpan bir sahne deneyimi. Doğumdan çocukluğa, gençlikten kaosa, kayboluştan yeniden doğuşa uzanan bir dönüşüm hikâyesi anlatıyor. Söze ihtiyaç duymadan, bedensel ifade, ritim ve ses aracılığıyla insanın içsel çatışmalarını, bastırılmış duygularını ve varoluş sancılarını görünür kılıyor.

Butoh Dansı'nın etkilerini iliklerinize kadar hissedeceğiniz bu çağdaş performans, teatral dans, fiziksel tiyatro ve görsel şiirsellik arasında salınan bir biçimde ilerliyor. Işık ve ses düzeni, sahnedeki her hareketi bir duygunun yankısına dönüştürürken, sade ama güçlü kostüm tasarımıyla birleşerek neredeyse meditatif bir atmosfer yaratıyor.

Yaklaşık 40 dakika süren bu sözsüz ama yankısı uzun performans, çağdaş dans ile tiyatronun sınırlarını zorlayan etkileyici bir deneyim sunuyor.
İzleyiciyi bir anlatının değil, bir hissin içine davet eden GONG, bastırılmış duyguların kabuklarını kırarak dönüşümün kaçınılmazlığını hatırlatıyor.

GONG, 5 Kasım’da Koma Sahne’de yeniden izleyiciyle buluşuyor gözlerinizle değil, kalbinizle görmeye hazır olun.

TIKLAYIN | Tiyatroya ‘kapı’ olarak başladı, Tayvanlı piyanist annesi kariyerine ilham oldu; Filiz Bozkuş Al, GONG ve Üç Hazine’yi anlattı

4. Ağrı Dağı Efsanesi

Ağrı Dağı Efsanesi, Yaşar Kemal’in unutulmaz romanından sahneye uyarlanan destansı bir aşk ve direniş hikâyesi. Yiğit Sertdemir’in rejisiyle yeniden hayat bulan oyun, Gülbahar ile Ahmet’in gelenek, iktidar ve onur arasında sıkışan tutkulu hikâyesini anlatıyor.

Anadolu’nun efsanelerinden, halk ezgilerinden ve Yaşar Kemal’in şiirsel dilinden beslenen bu görkemli yapım; güçlü oyunculukları, canlı müzikleri ve etkileyici sahne tasarımıyla büyülüyor.

İBB Şehir Tiyatroları'nın sahneye taşıdığı bu klasik metin, 19 Kasım’da Ümraniye Sahnesi’nde izleyiciyi, aşkın ve inancın zirvesine davet ediyor.

TIKLAYIN | Tiyatrocu Yiğit Sertdemir: Yasların en güzeli sıradan hayatı öldürmektir, o zaman yas büyük bir kutlamaya dönüyor


* Hellolarca kelimesi, “merhaba” veya “selam” anlamında, özellikle gençler arasında samimi ve neşeli bir hava yaratmak amacıyla kullanılan gündelik bir ifadedir.

İlgili İçerikler