06 Ağustos 2019

Savaşa karşı savaşmak!

Savaşa karşı çıkanların alnına vatan haini damgası vurmak...

Suriye sınırında savaş tamtamlarının kulak tırmalayıcı sesleri her gün biraz daha yaklaşıyor.
Deniz kıyısında tatildeyim.
Elimde bir kitap, Stefan Zweig'ın çok sevdiğim Dünün Dünyası, Bir Avrupalının Anıları. (*)
İkinci kez okuyorum.
İkinci Dünya Savaşı'nın ilk yılları.
Stefan Zweig inandığı, savunduğu ne kadar değer varsa, hepsinin çiğnendiği Hitler'in o korkunç dünyasından, Avrupa'dan son anda kaçabilmiş, Brezilya'da oturmuş kendi hayat hikayesini yazıyor.
Dünya savaşının birincisinden sonra şimdi de ikincisine yakalanmış olan büyük yazar, çok derin bir hayal kırıklığı içindedir.
Ama var gücüyle yazmaktadır:

Anlattıklarımızla bir gerçek kırıntısını bile bizden sonraki kuşağa ulaştırabilirsek, yine de boşuna yaşamış sayılmayız.

Koca yazar elbette boşuna yaşamadı.
Zamanın trajedisi (**) nedir, nasıl tahammül edilir, acılarına daha kolay nasıl katlanılır, bu konularda çok yazdı.
Çok şey öğrendim Stefan Zweig'dan.
Ama sonunda ne yazık ki 'zamanın trajedileri'ne direnemedi ve 1942'de henüz 60 yaşındayken Brezilya'da karısıyla birlikte intihar etti.
Ama boşuna yaşamadı.
Bu dünyaya boşuna gelmedi.
Deniz kıyısında kitabını okuyorum.
Savaş çığlıklarının her yeri kapladığı, savaşa karşı çıkanların vatan haini damgasını yediği Birinci Dünya Savaşı'nın anababa günlerinde, "savaşa karşı savaşmak gerekiyor" diye sesini yükseltebiliyor, şunu da ekleyebiliyordu:

Sayısız kurbanlarla bir zafer kazanılsa bile değmez.

Kitabı yıllar önce ilk okuduğumda altını çizdiğim satırları bir kez daha okuyorum.

Savaşa karşı savaşmak gerekiyordu!
Ana düşünce çoktandır kafamdaydı.
Savaşacağım düşmanı biliyordum.
Ölüme ve acılara başkalarını göndermeyi yeğ tutan yalancı kahramanlıkla, yüzde yüz zafer palavrası savurup boğazlaşmayı uzatan vicdansız politika ve savaş önderlerinin ucuz iyimserliğiyle -kiraladıkları hayhaycılar korosu arkalarında olanlarla- savaşacaktım.
O savaş laf ebeleri'yle savaşacaktım.
Az buçuk kuşkulanan bir kişi, onların yurtseverlik alışverişini bozabilirdi.
Uyaran kişileri, karamsar diye horgörürlerdi.
Savaşa karşı çıkan herkese vatan haini damgası yapıştırırlardı.
Temkinli kişilere korkak, insancıllara yüreksiz deyip, felaket anında ne yapacağını şaşıran bu palavracılar sürüsü her yerde ve her zaman birdi.
Başından beri 'zafer'e inanmamıştım ve tek şeyi çok iyi anlamıştım:
Sayısız kurbanlarla bir zafer kazanılsa bile değmezdi.
Ama bu uyarmalarımla dostlar arasında tek başıma kalıyordum.

Tek başına kalsa bile oyunlarıyla, yazılarıyla savaşa karşı çıkabilen Stefan Zweig'ı saygıyla sevgiyle anıyorum.
Güney sınırlarımızdan savaş tamtamlarının sesleri her geçen gün daha çok kulaklarımıza çalınırken, bir kez daha şu beş noktayı vurguluyorum:

1. Savaşa karşıyım.
2. Çare, savaş değil barıştır.
3. Barış namlunun ucundan değil diyalogtan, masa başında müzakereden geçer.
4. Bütün bölge Kürdleriyle barış yollarında yürüyen bir Türkiye'nin içeride demokrasi ve hukuk alanı, dışarıda bölgesel nüfuz alanı genişler.
5. Savaş Türkiye'nin çıkmazlarını, siyasal ve ekonomik istikrarsızlıklarını derinleştirir. 


*Stefan Zweig, Dünün Dünyası, Bir Avrupalının Anıları, Almanca aslından çeviren: Burhan Arpad, Can Yayınları, Birinci basım: 1985.

**'Zamanın trajedisi'ni konu alan bu yakınlardaki bir yazımın esin kaynağı Stefan Zweig'dır.

Yazarın Diğer Yazıları

Bu kafa bunca yıldır barış getirmedi Türkiye'ye, bundan sonra da getirmez!

Hep aynı şeyi yapıp farklı sonuçlar beklemek ahmaklıktır, ahmaklık!

İyi ki futbol var dedirten harika bir futbol gecesi!

Futbolseverler için Liverpool-Chelsea Süper Kupa finali unutulmaz bir maç oldu