Silivri’de hukukun sağır odası
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Silivri’de hukukun sağır odası

Silivri’nin o izole edilmiş koridorlarında, baskılara, tehditlere ve gözaltı risklerine rağmen tek bir satır haber ulaştırabilmek için çırpınan genç gazeteciler, aslında toplumun adalet bilincini diri tutuyor. Onların kalemi olmasa İmamoğlu ve diğer sanıkların engellenen savunması tarihin karanlık sayfalarında kaybolup gidecekti. Mahkeme salonundaki usulsüzlükler, tecrübesiz heyetin taraflı refleksleri hiç bilinmeyecekti. Silivri, dış dünya ile bağı tamamen koparılmış bir "sağır odaya" dönüşecekti

Silivri’de hukukun sağır odası

Silivri’nin, şehirden ve gözlerden uzak duruşma salonlarında aylardan beri sadece sanıklar değil, anayasal bir hak olan "kamunun haber alma özgürlüğü" de yargılanıyor. İktidar blokunun, yargı süreçlerini adeta birer "sessizlik sarmalına"dönüştürme çabası, adaletin en temel ilkesi olan aleniyeti ortadan kaldırıyor. Son olarak Ekrem İmamoğlu’nun savunma hakkına dolaylı yollardan getirilen engeller ve hemen ardından yaşananlar, bu davanın sadece hukuki bir prosedür değil, siyasi bir mühendislik çabası olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Ancak bu karanlığın ortasında, her şeye rağmen projektörleri o salonlara tutmaya çalışan birileri var: Genç ve cesur muhabirler.

Kalemin gücü ve korkunun gözaltısı

Bu sürecin en çarpıcı örneklerinden biri, Birgün muhabiri Kayhan Ayhan’ın uğradığı muamele oldu. Davanın başından beri duruşma salonunda ne yaşandıysa, hiçbir yorum katmadan, adeta bir ayna gibi nesnel bir biçimde kamuoyuna aktaran bir gazeteci, sadece işini yaptığı için kısa süreliğine de olsa gözaltına alındı.

Bu gözaltının hukuki hiçbir temeli yoktu. Bu, açıkça bir gözdağı operasyonuydu. Mesaj, "Görmeyin, duymayın, yazmayın." idi.  Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP), toplumsal hafızada hiçbir şüphe kalmaması adına duruşmaların TRT ekranlarından canlı yayınlanması talebi, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin dahi bu fikre yeşil ışık yakmasına rağmen karşılıksız bırakıldı. Çünkü biliyorlar ki; hakikat parlatıldıkça, adaletsizliğin gölgesi küçülür. Duruşmaları halkın gözünden kaçırmak, yapılan savunmaların dışarı sızmasını engellemek, aslında davanın hukuki zayıflığının itirafıdır.

Tecrübesizlik ve savunma hakkının gaspı

Duruşma salonundaki manzara ise hukuk devleti adına kaygı verici. Pazartesi gerçekleşen ve kamuoyunda “Casusluk Davası” olarak bilinen davaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bizzat gözlemledim. Davanın heyeti -katip hariç- tamamen değiştirilmişti. Daha tecrübeli ve sanıkları pür dikkatle dinleyen hakim gitmiş, yerine daha genç, bir kadın hakim gelmişti. Heyet de sanki üniversiteden yeni mezun olup çıkıp gelmiş gibi iki genç hakim vardı. Mahkeme heyetinin genç, bu çapta ve bu ağırlıkta bir siyasi davayı omuzlayacak yeterli tecrübeye sahip olmadığı aşikar. Salonun yönetiminde de kendini açıkça hissettirdi.

Bu heyetin karşısında ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı Ekrem İmamoğlu, medya dünyasının en önemli kalemlerinden olan, kitapları, yaptığı görevler ile ülkeye damgasını vurmuş Merdan Yanardağve bu ülkede kampanyalar, titiz araştırmalar ve çalışmalarıyla vergi rekortmenliğini elde etmiş Necati Özkan oturuyor. Avukatlar ise, Türkiye’nin en saygın ve ünlü avukatları… Mahkeme heyeti, bu ağırlıktaki bir davayı sürdürebileceği yönde güven telkin etmiyor. Hâkimlerin, sanıkların en temel hakkı olan savunma hakkına yeteri kadar riayet etmemesi, avukatların taleplerini alelacele geçiştirmesi, adil yargılanma hakkının bizzat kürsü tarafından zedelendiğini gösteriyor.

Adalet sarayları, iddia makamının hazırladığı iddianamelerin monolog alanı değildir. Sanıkların sesinin kısıldığı, savunmanın sınırlandırıldığı bir yargılamadan çıkacak her karar, kamuoyu vicdanında mahkûm olmaya tabidir. Hukukun bu kadar esnediği, tecrübesizliğin ve siyasi baskının gölgesinde kalan bir heyetin yönettiği salonlarda, adaletin terazisi ne yazık ki doğru tartamaz.

Genç muhabirlerin "Kutsal" nöbeti

İşte tam bu noktada medyanın, özellikle de sahada canını dişine takan genç muhabirlerin varlığı hayati bir önem kazanıyor. Onların yaptığı iş, bugün sadece bir meslek pratiği değil, demokrasinin son kalesini savunmaktır. Silivri’nin o izole edilmiş koridorlarında, baskılara, tehditlere ve gözaltı risklerine rağmen tek bir satır haber ulaştırabilmek için çırpınan o genç gazeteciler, aslında toplumun adalet bilincini diri tutuyor.

Onların kalemi olmasa;

İmamoğlu ve diğer sanıkların engellenen savunması tarihin karanlık sayfalarında kaybolup gidecekti.

Mahkeme salonundaki usulsüzlükler, tecrübesiz heyetin taraflı refleksleri hiç bilinmeyecekti.

Silivri, dış dünya ile bağı tamamen koparılmış bir "sağır odaya" dönüşecekti.

Bu yüzden genç muhabirlerin bu salondaki mesaisi kutsaldır, kıymetlidir ve her türlü övgünün üzerindedir. Onlar, gerçeğin sansür duvarlarını aşmasını sağlayan yegâne köprüdür. İsimlerini tek tek saymak isterdim ama, birini unutursam bile haksızlık olabileceğini düşündüğüm için sosyal medyada kullandıkları bir fotoğrafı paylaşarak huzurunuzda onlara teşekkür etmek istedim.

Hakikat karanlıkta kalmaz

Siyasi iktidarlar gelip geçer, mahkeme heyetleri değişir, baskı mekanizmaları biçim değiştirebilir. Ancak tarih, adaleti katledenleri yazdığı gibi, o adaletsizliği kayda geçiren cesur yürekleri de yazar.

Bugün Silivri’de yapılmak istenen, adaleti sessizlikte boğmaktır. Ancak unuttukları bir şey var: Hakikat, ne kadar derine gömülürse gömülsün, fısıltıyla da başlasa eninde sonunda çığlığa dönüşür. Ve o çığlığı taşıyanlar, her şeye rağmen yazmaya devam eden o genç ve onurlu gazeteciler olacaktır. Medya sussaydı, adalet çoktan ölmüştü; medya direndikçe, umut hep var olacaktır.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN


İlgili İçerikler