İster bilim, ister moda, ister spor organizasyonu olsun... Uluslararası arenaya çıkıldığında, yerine getirilmesi gereken bir kural var.
"O etkinliğin başından sonuna kadar her aşamasında atılacak adımlar, uygulamalar en ayrıntılı biçimde ve tek tek bir protokole dayandırılıyor.
Geçmişte örnekleri var, protokol düzenlenmesinde organizasyonu fiilen yürüten kuruluşa Dışişleri Bakanlığı eşlik ediyor, yön veriyor."
Hele de, o organizasyon Suudi Arabistan'la yapılıyorsa.
Neden?.. Çünkü...
Gerek Suudi Arabistan'da yayımlanan bazı gazetelerde, gerekse Londra'da yayımlanan bazı Arapça gazetelerde "laik Türkiye aleyhtarlığını" sık sık görmek mümkün.
Protokol ne kadar ayrıntılı?
"Bu durumda sayısız kez uyarıldığı halde, böyle bir organizasyonu Riyad'da yapmak zaten baştan faul."
Ama, Galatasaray - Fenerbahçe süper kupa finalini madem orada oynatacaksın, o zaman Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Dışişleri Bakanlığı ile birlikte Suudilerle ayrıntılı bir maç protokolü hazırlamak zorunda.
Böyle ayrıntılı bir protokol yapıldı mı, Dışişleri buna katıldı mı, emin değilim.
Suudilerin açıklamasına bakılırsa:
"Türk Milli Marşının çalınması ve tribünlerde Türk Bayraklarının sergilenmesi için anlaşmaya vardık."
Onlara göre, anlaşma bu iki konuyla sınırlı.
Suudiler takımların maça "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" pankartı ve Atatürk tişörtüyle çıkacaklarını sanki son anda öğreniyor ve bunu kabul etmiyor. Bunun üzerine, bizim takımlarımız da, çok haklı olarak sahaya çıkmıyor.
Hangi ayrıntılar var?
Oysa, Suudi Arabistan nezaketen ve AKP ile iyi ilişkileri açısından pekala güçlük çıkartmayabilir, bir dayatmada bulunmayabilirdi.
Ama konu Atatürk ise, Suudilerin inadını kırmak mümkün değil. Ankara'ya resmi ziyaret yaptıklarında bile, Anıt Kabir'e gitmeyen Suudi yönetimi, kendi ülkesinde Atatürk tişörtlerine izin verir mi?..
İşin öteki yüzüne ise, TFF'nin yanıt vermesi gerekiyor:
"Suudilerle nasıl bir protokol yapıldı?..
- O protokolde hangi ayrıntılar yer aldı?..
- Örneğin, Atatürk tişörtleri ve pankartlar var mı, yok mu?.."
Her zaman, her facia ya da her skandalda olduğu gibi, şu ana kadar ortada tek bir sorumlu yok!..
Yok ancak, ortada iki takımın imza attığı, bütün bir ülkenin yürekten benimsediği Riyad'dan çıkan bir manifesto var:
"Atatürk mü?.. Akan sular duruyor!.."
O buza yazılmış bir manifesto değil, sosyal ve kitlesel temeli var.
Doğru karar
"Atatürk tişörtüne ve onun sözünün yer aldığı pankarta madem izin vermiyorsun, biz de oynamıyoruz" protestosuyla sahana çıkmayan iki takıma Türkiye'nin dört bir yanından olağanüstü destek geliyor.
Manifestonun temeli çok ciddi bir araştırmaya dayanıyor.
Sosyal Demokrasi Vakfı'nın (SODEV) kısa süre önce yayınladığı araştırmada şöyle bir bölüm var.
"Halkın:
- Yüzde 23.6'sı kendisini Atatürkçü,
- Yüzde 22.4'ü milliyetçi,
- Yüzde 17.7'si sosyal demokrat,
- Yüzde 15.7'si muhafazakar,
Yüzde 9.1'i dindar olarak tanımlıyor."
Geriye kalanların bir bölümü küçük oranlarda farklı kimliklerden söz ediyor ya da bilmediğini ifade ediyor. Bununla beraber, özünde halkın siyasi kimliği ortada.
Dolayısıyla, maça çıkmayan iki takımın kararı halkın eğilimi ve kimliği ile örtüşüyor. Zaten onlara verilen desteğin çığ gibi büyümesi o kimliğin tezahürü.
"Üzgünüm leyla"
Bugün yılın son günü, bu gece yarısı 2024'e giriyoruz. Depremler, felaketler, skandallar, geçim sıkıntıları ve adaletsizliklerle dolu bir yıl geride kalıyor.
Öyle bir yıl ki...
Daha bir hafta önce verdiğimiz 12 şehidi konuşurken...
Daha beş gün önce Anayasa Mahkemesi'nin Can Atalay'ın ikinci kez tahliye kararını konuşurken...
Daha dört gün önce yeni asgari ücretin yine düşük kaldığını konuşurken...
Daha üç gün önce yerel mahkemenin Anayasa Mahkemesi'nin kararına uymadığını konuşurken...
Bugün oynanamayan bir süper kupa finalini konuşuyoruz.
Sarsıcı olaylar zincirinde, bunların hepsini bütün Türkiye olarak konuşuyoruz.
Burası böyle bir ülke haline geldi.
Zeki Müren'in söylediği şarkıdaki gibi:
"Üzgünüm Leyla,
Dertliyim, ruhuma hicranımı sardım da, yine inlerim / Şimdi uzaklarda solan gül gibiyim / Gecenin rengini kattım içimin matemine."
Üzgünüm Leyla, daha iyi bir yıl dileyebilirdim, yine de hepimizin daha sağlıklı ve huzurlu olduğu bir yıl diliyorum, umutla!..
Yalçın Doğan kimdir?Yalçın Doğan, 1965 yılında Alman Lisesi'ni, 1969'da İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Gazeteciliğe 1973 yılında Cumhuriyet'te ekonomi muhabiri olarak başladı. 1981 yılında Cumhuriyet Ankara Temsilciliğine atandı. 1989'da köşe yazarı olarak geçtiği Milliyet'te önce Yayın Koordinatörü, 1999'da Genel Yayın Yönetmeni görevlerini üstlendi. 2003'te Hürriyet Gazetesi'nde sürdürdüğü köşe yazarlığı 2015 yılında sona erdi. O tarihten bu yana T24'te köşe yazarlığına devam ediyor. Türk Dil Kurumu, Sedat Simavi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'in çeşitli ödülleri yanında, 2014'te yılın en iyi köşe yazarı, Halk TV'nin 'Kırılmayan Kalemler' ödülünü kazanan gazeteciler arasında yer aldı. Her biri özgün araştırma içeren IMF Kıskacında Türkiye, Dar Sokakta Siyaset, Fenerbahçe Cumhuriyeti, Savrulanlar kitapları ile anılarını derlediği Sussam Susulmaz Yazmasam Olmaz kitaplarını yazdı. Ayrıca, Komünist Enternasyonelde Faşizmin Tahlili başlığı ile yayımlanan Almanca'dan yaptığı bir çevirisi bulunmaktadır. Almanca ve İngilizce bilir. |


