“Not ediyor...”
Ama, CHP’nin çok kapsamlı attığı adımı “not etmeyi” nedense ihmal ediyor!..
DEM Eş Başkanı Tuncer Bakırhan CHP’nin İmralı heyetinde yer almayışını eleştiriyor:
“CHP’nin üye vermeme kararı Kürtleri yaralamıştır, kırmıştır. (...) Bunu bir yere not ettik”.
Oysa, İmralı seferinin komisyonda oylanacağı gün CHP, Kürt sorunu çözümünde AKP ve MHP’den farklı olarak ve fakat DEM’in sık sık dile getirdiği istekleri “parti politikası” olarak kayıtlara geçiriyor.
Kürt sorununu “Öcalan ile yüz yüze görüşmeye” kilitleyenleri mahcup edecek ölçüde.
“Ana dil eğitimi”
Özgür Özel iktidara geldiğinde CHP’nin uygulayacağı politikaları açıklarken:
“Kürt sorununda kalıcı çözüm, yalnızca terörün sona ermesiyle değil, eşitlikçi, katılımcı, demokratik bir siyasi ve toplumsal düzenin kurulmasıyla sağlanacaktır. Herkesin kendisini ülkenin eşit yurttaşı hissetmesi esastır.”
TBMM’de konuşulduğunda tutanaklardan çıkartılan Kürtçe ile ilgili “devrim niteliğinde” hedef gösteriyor:
“Tüm yurttaşların ana dilini öğrenme, kullanma ve geliştirme hakkına saygı gösterilecek, kimsenin kimliğinden dolayı dışlanmasına izin verilmeyecektir.”
Tuncer Bakırhan “CHP Kürtleri yaralamış ve kırmıştır” düşüncesinde hâlâ ısrar ediyor mu?..
Ya da DEM’in ana dilde eğitimle ilgili önergesinin AKP ve MHP oylarıyla reddedildiğini unutuyor mu?..
CHP, “terörü sonlandırma” sürecini geniş kapsamlı ele alıyor:
“Kürt yurttaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı bölgelerde derinleşmiş eşitsizliklerin giderilmesi, toplumsal barışın ve refahın kalıcı hale gelmesi için güçlü bir bölgesel kalkınma programı hayata geçirilecektir. Eğitim, sağlık, istihdam, altyapı, dijitalleşme alanlarında yatırımlar artırılacaktır.”
CHP’nin radikal programında, yine DEM’in şikâyetler dizisinde yer alan “Avrupa Yerel Yönetimler Şartı’nın uygulanması, Terörle Mücadele Yasası’nın değiştirilmesi” gibi ilkeler de var.
DEM bu saatte bunları göremeyecek ölçüde başka rüzgarların etkisinde, başka bir rotada.
5 Ağustos - 21 Kasım
Meclis’te kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” ilk toplantısını 5 Ağustos’ta yapıyor.
İmralı’ya gidilmesine ilişkin oylama 21 Kasım’da.
Komisyonun adında “demokrasi” de var ya...
5 Ağustos - 21 Kasım, aradan geçen üç buçuk ay içinde...
Atılan tek bir demokratik adım var mı?..
Tam tersine...
AKP’nin 23 yıllık iktidarını kökünden sarsan CHP’ye yönelik yargı kuşatmalarının biri bitmeden, diğeri başlıyor. Kurultay davaları, İstanbul İl Başkanlığı YSK kararlarına rağmen, Anayasa’ya aykırı olarak sürüncemede bırakılıyor.
AYM ve AİHM kararları Anayasa’ya rağmen, uygulanmıyor.
Yeni tutuklamalarla birlikte, tutuklu belediye başkanlarının aileleri, yakınları bile soruşturuluyor.
Ankara’da Mansur Yavaş’a yönelik hamle başlıyor.
CHP’li belediye başkanları AKP’ye geçmeye zorlanıyor.
Kayyım uygulaması devam ediyor.
Komisyonun adındaki “demokrasi” nerede?..
Kaldı ki, hukukun üstünlüğü sağlanmadan, ekonomik ve sosyal program olmadan, hangi demokrasi?..
İmralı veya Silivri
Bu arada “İmralı’ya gitmeye hazır” Devlet Bahçeli, gazeteci Ceyhun Bozkurt’la söyleşide akıllara durgunluk veren bir karşılaştırma yapıyor:
“İmralı da Silivri de Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde. Silivri’ye gidişle, İmralı’ya gidiş arasında ne fark var?.. Yok. Silivri’ye gidiliyorsa, İmralı’ya da gidilir.”
Ne?..
Nasıl yani?..
Fark mı yok?..
Bahçeli’nin yıllardır kullandığı deyimle...
“İmralı’da terörist başı var iken...
Silivri’dekilerin hangisi terörist?..
Hepsi siyasi tutuklu, üstelik suçlu olup olmadıkları bile kanıtlanmış değil.”
Coğrafya üzerinden, İmralı - Silivri karşılaştırmasına yürek dayanmıyor!..
Kutsal ittifak
Demokrasiye aykırılıklar zincirinde ve her türlü yargısal kuşatma altında, CHP doğru bir karar veriyor, İmralı’ya gidecek heyete katılmıyor.
Bunlar olup biterken...
Hem perde arkasında hem herkesin gözü önünde adım adım ilerleyen bir ittifak iyice netleşiyor:
Huzurlarınızda AKP + MHP + DEM ittifakı!..
Madalyonun öteki yüzünde...
Yeni ittifakın Cumhurbaşkanı adaylığı ve seçiminde tercihini tahmin etmek hiç zor değil.


