“Ağaçların da vekili” işkencecisiyle hesaplaştı
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

“Ağaçların da vekili” işkencecisiyle hesaplaştı

Sırrı Süreyya Önder; karınca ezmez, esprili, hayatı alaya alan, alırken ciddiyeti elden bırakmayan, yetişmiş insan olmanın ötesinde, günümüzde ikinci “Çözüm Sürecinin” de, baş aktörlerinden biri. Doktorlar normal yaşamına dönmesi için “süreç uzun” diyor

“Ağaçların da vekili” işkencecisiyle hesaplaştı
Sırrı Süreyya Önder, Gezi direnişinde ağaçları kesecek iş makinalarının önünde

Grup Yorum Metris Cezaevi önünde faşizme karşı direnişin ve özgürlüğün şarkısı Çav Bella’yı çalarken, protestocular arasından bir ses yükseliyor:

“Yoldaşlarımıza olan borcumuz buradaki insanların kararlılığıdır. Dünyanın hiçbir yerinde zulüm kimsenin yanına kalmamıştır.”

“Yoldaşlık” 1970’lerin sonunda Adıyaman’da başlıyor, Dev-Genç sempatizanı olarak.

Sırrı Süreyya Önder bu sözü söylediğinde tarih 19 Aralık 2011, Kürtlerin o dönemdeki partisi Barış ve Demokrasi Partisi milletvekili.

19 Aralık 2000 tarihinde cezaevlerinde tutuklu ve hükümlüler hücre sistemine ve tecride direniyor. Açlık grevi ve ölüm orucuyla süren direnişi bastırmak için girişilen kıyım sonucunda, ki adına “Hayata Dönüş Operasyonu” deniyor, nasıl “hayata dönüş” ise, otuz iki kişi hayatını kaybediyor.

On bir yıl sonra “19-22 Aralık katliamını unutmadık” protestosuna katılan Sırrı Süreyya bu tür eylemlere 16 yaşından beri şerbetli. İlk hapishane deneyimini 1978’de Kahramanmaraş katliamı protestosuna katıldığında yaşıyor.

Gezi direnişinde

2013’te Taksim Gezi Parkı yolculuğuna çıkıyor. Gezi’de ağaçların kesilmesiyle başlayan direnişe katılan ilk milletvekili.

Ağaçları kesecek iş makinalarının önüne çıkıyor:

“Bu talana, bu hoyratlığa dur dememiz lazım.”

Parkta onu engellemeye çalışan polislere:

“Ben milletvekiliyim ama, aynı zamanda ağaçların da vekiliyim.”

Üyesi olduğu Barış ve Demokrasi Partisi Gezi olaylarına uzak dursa da Sırrı Süreyya o uzaklığı kişisel olarak içine sindiremiyor ve desteğini sürdürüyor.

Fulya’da tıp merkezi

Sırrı Süreyya’yı ilk ne zaman, nerede tanıdığımı hatırlamıyorum. Ama, hatırladığım bir olay var.

Sanıyorum 2012 yılı. İstanbul Fulya’da (Beşiktaş) bir tıp merkezi var. Klasik tedavi yöntemlerinden ayrı bel, boyun gibi, türlü vücut ağrılarını vitaminler eşliğinde, akupunktur ile tedavi etmeyi amaçlayan bir klinik.

Bir ara benim de gittiğim o klinikte, bir gün Sırrı Süreyya’ya rastlıyorum. Bir odada yatıyor, her tarafında akupunktur iğneleri.

Şikayetini sorduğumda, o durumda bile, gülümseyerek:

“Her tarafım ağrıyor, bu ülkede nasıl ağrımasın ki!.. Ama, kalbime iyi bakmam gerek.”

Meclis’te sorgulama

TBMM’deki komisyon toplantısından dışarı çıktığında Sırrı Süreyya’nın ilk sözü:

“Tarih sorar. Sanıklar ve onları sorgulayanlar yer değiştirir, işte bugünkü gibi.”

2012’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde “Darbeleri Araştırma Komisyonu” kuruluyor. Bütün partilerin ortak önerisiyle kurulan komisyonda üyelerden biri Sırrı Süreyya Önder. Eski Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Bakanlar, gazeteciler, sanatçıların yanı sıra, 12 Eylül 1980 darbesi sırasında görev almış askerler de o komisyona çağrılıyor. Soru ve yanıtlar adamına göre, zaman zaman sorgulamaya dönüşüyor.

“Benim işkencecim bu adam”

1980’de Sırrı Süreyya siyasi faaliyette bulunmaktan tutuklanıyor, Mamak Askeri Cezaevi’ne konuyor. O dönemde en büyük iki işkence evinden biri Diyarbakır, diğeri Mamak Askeri Cezaevi. Mamak’taki komutan albay Raci Tetik. Komisyonda sorguya çekilenlerden. O sorgulamanın en kritik anlarından biri.

Sırrı Süreyya Önder: “Siz kendiniz bizzat tutukluları cezalandırdınız mı, mesela dövdünüz mü?..”

Raci Tetik: “Hayır, ben neden döveyim”.

Sırrı Süreyya Önder: “Dövmediğinize şerefiniz üzerine yemin eder misiniz?..”  

Raci Tetik: “Şerefim üzerine, Tanrı üzerine, milletim, vatanım üzerine yemin ederim, kimseye fiske bile vurmadım.”

Sırrı Süreyya Önder: “Kimsenin tanıklığına ihtiyaç yok, Mamak Askeri Cezaevinde benim fiilen işkencecim Raci Tetik’tir.” (TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu Raporu, Kasım 2012, s.871).

Sinirlenen Sırrı Süreyya sigara içmek için toplantıdan dışarıya çıkıyor ve ekliyor:

“Bu adam sadece benim değil, Mamak Zindanı’ndan geçen binlerce insanın işkencecisi. İnsan bir garip oluyor tabii ki, Mamak’ta herkese tabutluklar, falakalar, kendi eliyle dövmeler, köpekleri üzerimize salmalar, hakaretlerin sorumlusudur bu adam.”

Aradan 32 yıl geçse de bir işkenceci işkence yaptığı birisi tarafından sorgulanıyor!..

Kalp mi dayanır?

Davalar, mahkemeler, hapislikler...

Yetmiyor, 6 Aralık 2018’de terör propagandası suçlamasıyla tutuklanıyor, on ay sonra serbest bırakılıyor.

Sırrı Süreyya Önder oyuncu, senarist, eylemci ve milletvekili olmakla birlikte, Çözüm Süreçlerinde daha da ön plana çıkıyor.

Gergin, yorucu, toplam on yıl hapislikten, hatta bir ara 38 kez ağırlaştırılmış müebbet isteminden sonra bir kalp bunlara nasıl dayanır?..

Zaten dayanmıyor, kronik kalp sorunu aort damarının yırtılmasıyla hayati tehlikeye dönüşüyor.

“Türkiye’nin ihtiyacı var”

Ameliyatı nedeniyle Sırrı Süreyya’ya geçmiş olsun dileğinde bulunan bütün siyasiler aynı düşüncede buluşuyor:

“Sırrı Süreyya Önder’e Türkiye’nin ihtiyacı var.”

Neden?..

Karınca ezmez, esprili, hayatı alaya alan, alırken ciddiyeti elden bırakmayan, yetişmiş insan olmanın ötesinde, günümüzde ikinci “Çözüm Sürecinin” de, baş aktörlerinden biri. Doktorlar normal yaşamına dönmesi için “süreç uzun” diyor.

Hiç fark ettirmeden hepimizin gönlünde yer etmiş Sırrı Süreyya’nın en kısa sürede aramıza dönmesini canı yürekten diliyorum.

İlgili İçerikler