Tutunamayanlar!..
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Tutunamayanlar!..

Bir insanı hayattan, kendi hayatından vazgeçiren sebepleri sadece “kişisel bunalım”la açıklamak mümkün değil. Onlar bir ülkenin tüm şiddetinin, adaletsizliğin, umutsuzluğun bazen uzun süre bazen bir anda gırtlaklarına yapıştığı nefessiz kalanlar

Tutunamayanlar!..

Dörtyüzyirmibinyediyüzkırküç lira. 26 yaş.

Bilecikli 26 yaşındaki genç ehliyetsiz araçla “Dur” ihtarına uymayınca yakalandıktan sonra yazılan ceza böyle. Onun kendine verdiği ceza ise kendi elinden ölümü.

Amazon işçisi Mehmet ise, iddialara göre mobbing ve baskı uygulayanlara bir ceza veremediği için kendisini ölümle cezalandırdı.

Emekli polis Memduh, 54 yaşındaydı. Özel güvenlikçi. Çalıştığı işyeri kapanınca işsizlik, borç belki, umutsuzluk, kahroluş. Artık baş edemediği düzenin cezasını o da kendine kesti.

İshak Şanlıurfa’da hudutta askerdi. Ne olduysa artık, belki azar, belki hakaret, belki baskı, belki bunalım. Tüfeği çenesine… 

74 yaşında kanser tedavisi görüyordu. Ne ve nasıl tedavi gördüğünü, görüp göremediğini bilemiyoruz. Kanserden önce davrandı, bıçağı boğazına… Sadece Sakarya’da altı ayda intihar eden 40 kişinin arasına katıldı.

Irmak Ayşe öğretmendi, bilirsiniz. Mobing, baskı, manevi şiddet ve belki ötesi. Kendi ırmağına attı kendini.

Ücretlerini alamayan üç TOKİ işçisi 30 metrelik vinçin üstüne çıkmıştı ki, hani ölümüne mi, bilemeyiz; neyse ki…

Yaşıyoruz ya, iyi ya da kötü, artık nasılsa, nasıl hissediyorsak, arkamızda hep sonbahar, hep yapraklar düşüyor, çiçekler soluyor, çocuklar, gençler, kadınlar, askerler, polisler, öğretmenler, kredi ve kart borçluları, evladına ekmek götüremeyenler, haksızlığa-baskıya uğrayanlar “ceza”yı kendilerine kesiyor.

Genç kız ve kadın “intiharları”nda zaten kendi hayatına son ile cinayet arasında gidip geliyor şüphe. Balkondan, pencereden atlayanlar atladı mı, düştü mü, atıldı mı, itildi mi?

Burası hoyrat bir ülke. Sadece şiddetin, devlet şiddetiyle birlikte artarak kuşattığı insanlar yaşamıyor; aynı zamanda şiddetten kurtulmak için o şiddetin en uç noktasını kendi bedenine, kendi hayatına, gençliğine uygulayarak aramızdan düşenler o kadar çok ki.

Bu umutsuzluk çukurunda, dillerin uzandığı hayat çölünde tutunacak bir el, bir dal, bir umut bulamadığını, kötüden, daha kötüsünden kaçmak isteyenlerden bir “ölüler ordumuz” var.

Bir insanı hayattan, kendi hayatından vazgeçiren sebepleri sadece “kişisel bunalım”la açıklamak mümkün değil. Onlar bir ülkenin tüm şiddetinin, adaletsizliğin, umutsuzluğun bazen uzun süre bazen bir anda gırtlaklarına yapıştığı nefessiz kalanlar.

Yaşıyoruz, bazen şaşıyoruz, geçip gidiyoruz. Cehennemin zebanileri ise acaba daha kimlerin hayatını zehrederiz dercesine adeta, tam yol.

Aileden işyerine, okullardan işsizliklere, atanmayan öğretmenden amir baskısını artık kaldıramayana, evladından utanandan kendinden utanana, borcu borçla kapatamaz hale gelenden hayallerini kuramaz hale gelene…

“Hoyrat düzen”in ezip geçtiği insanlar üst üste yığılıyor: Yılda 2 binden fazla işçi, 300 kadar kadın katline, çocukların harcanmasına; kolluk kuvvetindekilerin kulluktan tükenmişlikleri, gençliğinde çoktan yaşlananların umutsuzluğu, emekliliğinde ölüme mahkûm sayılanlar ekleniyor.

“Aşağılama, hor görme” üstünde tepinen, adeta taammüden sessiz ve nefessiz bırakmaya kurulmuş, kurgulanmış vicdansız, adaletsiz, hakkaniyetsiz bir düzenin kurbanlarını da aranızda aklınıza getirmeniz, aklınızda tutmanız dileğiyle!

İlgili İçerikler