Sondan bir önceki sözü gençler söyleyecek!
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Sondan bir önceki sözü gençler söyleyecek!

“Ne istemediklerini” ve böyle bir hayatın onları onlar olarak “istemediğini, isteyemeyeceğini” artık iyi bilen bir gençlik kesimi, adil bir seçimde, birçoğunun ilk oylarıyla, çeyrek asırlık bir iktidarı değiştirmek isteyecek

Sondan bir önceki sözü gençler söyleyecek!

Erdoğan (ve Bahçeli) ve daha ziyade de Kılıçdaroğlu, Özgür Özel’den bir “parti lideri” yarattılar. Elbet kendisinin de payı vardır ama onların her darbesi, her çıkışı, her kuşatma çabası, her itibarsızlaştırma gayreti ve onca gözaltı, tutuklu ve yargı önyargısının neticesi bu.

Şimdi bu bilgiyi alıp ne isterlerse yapsınlar!

Bu Özel’e ya da Türkiye’ye özgü bir şey değil. Bunu en iyi bilmesi gerekenlerden biri de esasen 2000’lerin başındaki Erdoğan. Ama muhtemelen o Erdoğan’ı bu Erdoğan da çoktan unuttu. O zaman kendisinin nasıl kuşatılmak istendiğini ve en yakın çevresindekileri de artık unuttuğu gibi.

Daha yakınlarda New York belediye başkanı seçimlerinde, İrlanda’da, Danimarka’da ve birçok yerde de az çok benzer şeyler oldu. Kimi “antisemit” kimi “komünist” kimi “gay” diyerek itibarsızlaştırmaya çalıştı ama tam öyle olmadı. Ecevit 12 Mart darbesi arkasından kongrede “İsmet Paşa”yı yenerken de, sonra CHP’yi birinci parti yaparken de öyleydi.

Hatta sağdan örneklerimizle; Menderes, Demirel, Özal için de bir bakıma öyle. 

İnsanlar, partililer, halklar, evet çoğu zaman tahakküme boyun eğebiliyor ama sonra tarihin bir zamanı geliyor. O tahakkümün tuttuğunu zannedenler bir bakıyor, yok, artık olmuyor. Çevresi de Cumhurbaşkanı’na bunu söyleyemiyor olmalı.

Özgür Özel, 1970’lerin başının Ecevit’i kadar bile “soldan” konuşmuyor. Çok net bu. Ama dini, milliyeti veya “tek adamlığı” popülizmle buluşturup yıllarca ekmeğini yiyenlerin karşısında “yeni bir popülizm”le artık. Popülizm olduğu için de bünyesinde her şeyden bir miktar var tabii. Ve zaten böyle bir yoksulluk, yoksullaşma, baskı, kuşatma çağında; bu tür bir popülizm bile “azıcık sol” olabiliyor.

Fakat en önemli unsur, gençler ve gençlik. 19 Mart, belki önemli kısmı CHP’li bile olmayan bir gençliği adeta uykusundan uyandırdı. Onları “siyasallaştırdı.” Belki bizim gençliğimiz gibi, “ne istemediğinden” ziyade “ne istediğin, ne hayal ettiğin, ne için mücadele ettiğin ve hayatını bile riske attığın, onca kayıp vermeyi de göze almak” üstünde büyüyen bir siyasallaşma değil; belki daha çok “ne istemediğin”e dair bir şey. Ama bazen de böyle olur.

“Ne istemediklerini” ve böyle bir hayatın onları onlar olarak “istemediğini, isteyemeyeceğini” artık iyi bilen bir gençlik kesimi, adil bir seçimde, birçoğunun ilk oylarıyla, çeyrek asırlık bir iktidarı değiştirmek isteyecek.

Özgür Özel, partisinin “önyargı yargısıyla” da kuşatılması sonucunda, elbet kendi çabaları ve bazen lafın nereye gittiğini bilmeden savrulsa da hitabetiyle, öyle bir “momentum”a denk düştü. Yakaladı diyemiyorum çünkü bu daha ziyade bir buluşma. Çaresizlikler ve umutsuzluklarla birikmiş bir toprak üzerinde, bilhassa genç öfkelerle buluşmak sayesinde.

Birtakım araştırmalar, gençler ve ilk kez oy verecekler nezdinde, CHP’nin bir zamanlar Ecevit’le yakalanan yüzde 40 sınırının üstüne çıkabildiğini söylüyor. Genel bir orandan değil, genç orandan söz ediyorum. Aynı gençlikte, umutsuzluk, güvensizlik, bıkkınlık, bu ülkeden gitme arzusu veya hayali ise çok daha yüksek tabii.

Zaten değişimler, dönüşümler, tarihte hafif veya sert kırılmalar, umutsuzluk toprağı üzerinde biraz umut ve çıkış ihtimali tohumlarıyla, hatta birbirinden uzak ve farklı görünenlerin birlikte akabilmesiyle mümkün oluyor. New York belediye başkanı seçimlerinde mesela, böyle bir şey oldu. Ön seçimde kazandığı partisinin bile destekten kaçındığı, karşısına ön seçimde yendiği aday çıkan; servet, sosyal medya ve Trump iktidarının vurmaya çalıştığı birisi, Zohran Mamdani, nihai olarak 33 yaşında attığı adımlarla, 34 olduktan hemen sonra bir kırılma yaratabildi. “Müslüman, demokratik sosyalist ve çok genç” kimliğiyle.

Devrimlerin, karşı devrimlerin, darbelerin, hatta nihayetinde ilk iktidara gelişleri seçimle olmuş ve sonra asıl korkunç yüzünü halka da yapıştırmış faşizmlerin elbette başka bir dinamiği olabiliyor. Ne var ki normal şartlarda “seçim kazanmak” bir umutsuzluk deryası içinde umut yaratabilmek, bir sessiz öfke çağında bile onu sese dönüştürebilmek ve evet, bir “seçmen koalisyonu” sağlayan ve en çok da gençlere hitap eden “bir nebze popülizm”le mümkün galiba.

İngiltere ve Galler’de yıldızı yükselen bir “muhalif” olan, Yeşil Parti’nin daha çiçeği burnunda genç lideri, Yahudi kökenli ve “LGBTi artı” bir birey olan Zack Polanski mesela, kendini “Çevreci popülist sosyalist” olarak tanımlıyor. İrlanda’da Catherine Connolly’nin, onlar kadar genç olmasa da, tamamen bir taban hareketiyle ve açık “sosyalist” kimliğiyle tarihin en çarpıcı oyuyla cumhurbaşkanı seçilmesi de öyle.

Özgür Özel’in önündeki en önemli meselelerden biri elbette, hızlanmış gözüküp patinajlar yapan, “Terörsüz Türkiye” diye paketlenen “barış süreci.” Çünkü partisine desteğin önemli bir kısmı da bu sürece karşı olanlardan. Dolayısıyla, “tek adam” kararlarının ve lidere itaat ile biatın “dün dündü, bugün bugün”e hemen geçebildiği “ötekiler”e göre, bu sürecin samimiyetini ölçebilecek, kendi samimiyetiyle bir köprü gibi katkıda bulunabilecek (bulunabilirse) parti CHP ve hatta solundaki TİP, EMEP vb.

O yüzden de birbirini kırıp dökmeden, belki biraz da “Demirtaş ruhu”yla, CHP ve DEM arasındaki diyalog önemli. Ne CHP Kürt seçmenin kalbini kırmalı ne de DEM, AKP-MHP iktidarının bir parçası olmadığını, nihayetinde “muhalif bir parti” olduğunu unutmalı! Çünkü ikisi de, öyle ya da böyle, bu ülkenin “az ya da çok ve çok çok” hırpalanan insanlarını temsil ediyorlar.

Öyle ya da böyle!   

İlgili İçerikler