Eski Türkiye'de uyuyamadık, yeniden yeni bir Türkiye umuduna uyanamadık.
Nihayetinde "mutlu insanlar" yüzde 52 çekti; "umutlu insanlar" yüzde 48'de yine çekti.
Birden benim de ülkeyi böyle bölesim geldi:
Onca acı, trajedi, sıkıntı, baskı, kötülük, yalanla birlikte "tek adam"ı "doğru adam" sayan mutlular...
Onca acı, trajedi, baskı, kötülük, yalana rağmen, "bir adam"la "tek adam"a karşı umutlular!
Sadece dört puan oy farkıyla değil; "mutlular" yani kazananlar daha güçlü.
Çünkü onca mutsuzluk içinde dini, etnik kimliğe, güvenlik paranoyasına; onca yolsuzluk ve bataklık içinde tek adamın riyasetine ve siyasetine gözü kapalı bağlanan kafadan güçlü olur…
"Umutlular" ise umudun o ikili çehresi ve değişmez cilvesiyle şu anda güçsüz sayıyordur kendilerini. Ki öyle olmalı "şu anda!"
Çünkü umut; var olan hakikate karşı, var olmasını istediğin ve mümkün gördüğün, mümkün görünen bir hayale yolculuktur. Gücünü aldığı bu yolculuk, gücünün de birden tükenebildiği bir istasyona varır. Belki de çoğu zaman.
Çizgi: Tan Oral
Lakin, evet lakin…
Ülkesini böyle, kendisini işte tam böyle güçlü sananların ve çoğu aslında kaybederken kazandığını düşünenlerin mutluluğu büyük ölçüde illüzyondur.
Çünkü kazandıklarını sandıkları şey; dini-etnik kimlik üzerinden "tek adam"a adayarak akıllarını, fikirlerini, duygularını ve hayatlarını, "zafer" sandıkları şey; insanlıktan, vicdandan kaybettiklerinin yenilgisidir…
"Umutları" yenik düşen ve muhtemelen bugün yılan, yıkılan nicesinin "güçsüzlük" sandığı yenilgi ise, tam da yine umut beslemenin başlangıç noktasıdır.
Çünkü umut, umutsuzluk içinde yeşermek zorunda olandır. Çünkü umut, sadece yenilgiye değil, yenilenlerin üzerinde tepinen nefret, hiddet ve şiddete karşı, akıl ve kalpteki zafer olarak yaşamak için direnir.
İspanya, Birinci Dünya Savaşı dönemi "barış ülkesi"ydi. Öyle ki, korkunç bir salgın "savaşan, yenen, yenilen, yıkılan, yıkan" ülkelerde, moral bozmasın diye sansürlenirken, adı "İspanyol Gribi" oluvermişti.
Çünkü salgına salgın denebilen bir basına İspanya sahipti. Salgını yazabilen, konuşabilen ülke, salgının çıktığı yer zannedildi bir süre!
Ancak faşizmin ve İkinci Dünya Savaşı'nın provası da İspanya'yı buldu. İç Savaş'la kanadı, Franco faşizmi ve faşizm işbirlikçisi mutlakiyetçilerle, büyük ve orta sermaye ile, dini, ahlaki ve milliyetçi bağnazlıklarla 36 yıla damga vurdu.
İşte "Esperanza" o 36 yılda ölmeyen umuttur. "İç Savaş" sonunda doğanların başka bir rejim ve lider görmeden 36 yaşına vardıkları, tabii varabildiyseler, yine de besledikleri umuttur o.
O yüzden, Franco rejimi yıkıldığında, umut hiç acemilik çekmez. Yeterince beslenerek kuşaktan kuşağa da taşınmıştır. Ve o taşıyıcıların büyük kısmı, yaşından, başından, başına gelenlerden ötürü belki de o anı görememiştir.
Umudun derdi budur zaten:
Tarihi sadece kendi ömrümüzle mi kısıtlı tutacağız?...
Yoksa bir umutsuzluk-umut devinimi olarak ömrümüzden çok öte mi sayacağız?
Galiba umut tarihine ve talihine damga vuran isimli-isimsiz nice insan ikinci sorunun cevabıyla güçlendirir umudunu da umutları da.
Yenilgilerin içindeki esas zafer odur.
İçinde yaşadığımız dünya, içinde yaşamaya çalıştığımız ülke, elbette her insanın kendi ömründe ne görüp görmediğini dert etmesine dair.
Nefesi tükenen nice genç, kaçıp gitmek isteyenler, umutsuzluğa gömülenler bu açıdan haksız değil elbette.
Oysa "Umut"un inanç dünyasının da bir "öte dünya"sı var… Hayalden ve daimi hayal kırıklıklarından ibaret değil; tarih boyunca insanı ve vicdanı beslemiş, diri tutmuş bilinçten, dirençten beslenen.
Seçimleri iki yanından da izlemiş ve hatta katılmış biri olarak size "şuydu buydu" tahlili de yapabilmek isterdim.
Ama "son tahlil"de mesele şu:
Sadece nerede nasıl yaşayacağız sorunu değil; ne için yaşayacağız sorusudur insanı insan yapan.
Ne için?
Nelere rağmen neler için?
Not: Mart ayı sonunda, TİP'ten aday adaylığı (ve sonra adaylık) sürecim başlar başlamaz T24'te yazıları kesmiştim. O son yazı "Size bir şey söyleyeceğim" başlığını taşıyordu. Veda değildi. Şimdi benim sahadaki o siyasi sürecim de bitti. Sonra o günlere dair de yazarım. O süreçte umudumu besleyen genç, hatta çok genç insanlarla yürüdüm, çalıştım ve hem onlardan, hem sokakta konuştuğum, sarıldığım, gördüğüm, tanıdığım herkesten çok şey öğrendim. En önemlisi de işte bu yazının konusuydu! Tekrar merhaba T24 ailesi.
Umur Talu kimdir?Umur Talu, ilk, orta, liseyi Galatasaray Lisesi'nde yatılı okudu. 1980'de Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi'den mezun oldu. |


