No one minute… Everything good!
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

No one minute… Everything good!

Türkiye Cumhurbaşkanı’nın “Trump’tan itibar görmek, darbe almamak, birtakım taleplerde bulunmak ve bazı ayrıcalıklar kapmak” isterken maruz kaldıkları acıdır. Ah ya, bu iktidara oy verenler, kimilerini “Filistin’in tek savunucusu” diye yazanlar ve bunu yiyenler! Ne diyeyim artık! Nasıl “muazzam” bir illüzyondur bu!

No one minute… Everything good!
Erdoğan ve Trump Oval Ofis'te (25 Eylül)

Herkes hayatında maruz kalmış olabilir… Bir büyüğünden, bir yakınından, bir arkadaşından ya da bir yabancıdan…

Boynunu eğmiş olabilir, sessiz kalmış veya geçiştirmiş olabilir, unutmuş-unutmamış olabilir, öfkelenmiş, cevap vermiş, kavgaya koyulmuş, ilişkiyi bile kesmiş olabilir.

Kendi bireysel-küçük hayatlarımızda maruz kaldığımızda, kendi içimizde (veya dışımızda) olur etkisi ama, bütün ülke, bütün dünya bilmez. Ne bilsin!

Oysa bir cumhurbaşkanıysanız, bir devleti, ülkeyi, milleti, halkı temsil ediyorsanız, çok acıdır. Muhatap olduğunuzda anlamamışsanız da acıdır, acı duymuşsanız da anlayıp susmuş veya yutmuşsanız da. Önce o an sizin için acıdır; sonra da temsil ettiğiniz neler ve kimler varsa.

Türkiye Cumhurbaşkanı’nın “Trump’tan itibar görmek, darbe almamak, birtakım taleplerde bulunmak ve bazı ayrıcalıklar kapmak” isterken maruz kaldıkları acıdır.

Birincisi, görüşmelere de giren, Ankara Büyükelçisi Barrack’ın ağzından aktarılan Trump tavrı: “Meşruiyet” meselesi. “Erdoğan 71 yaşına geldi. Türkiye bir demokrasi ama otoriter gibi. Başkan Trump dahice bir şekilde ‘Çözüm olarak ona meşruiyet vermeliyim’ dedi.” Ayrıntı da doğruysa, adeta “dile benden ne dilersen” demiş Trump; “Meşruiyet” cevabını almış.

Demek “otoriter gibi” olunca “Meşrutiyet” değil “Meşruiyet” şart! Kendi ülkende yıllardır seçim kazan, iktidar ol, başbakan ol, rejimi değiştir cumhurbaşkanı ol; hepsi bu halkın, yani bir kısmının oylarıyla gerçekleşsin ama “meşruiyet” Oval Ofis’in, “otoriter gibi”liği seven ABD Başkanı’nın hediyesi olsun! 1920-23’ten beri “meşruiyet”i dünya nezdinde de tescil edilmiş bir devlet ve cumhuriyet, bir de böyle vesayete ihtiyaç duysun!

Bu işte çok acıdır! İşitmek, duymak da sindirmek de acıdır. O yüzden “kukla medya” bunu hemen sindirmek, sildirmek zorunda hisseder. Geçiştirir. Ki sözde iz kalmasın! Ama kaldı işte. Oy vermiş olalım olmayalım, sevelim sevmeyelim, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ve onun nezdinde devlete, cumhuriyete, millete, seçimlerde oy verenlere dayatılmış bir acı!

İkincisi, “seçimler” meselesi: Trump, gözlerine baka baka, sözlerini sakınmadan, şakayla karışık gibi ama ciddi ciddi, “Kendisi çok saygın bir cumhurbaşkanı… Hileli seçimleri herkesten iyi bilir” deyiverdi! Hadi kendisinin “hileli seçimle kaybettiğini” söylemek de istedi ama yanındaki “saygın” muhatabı için “hileli seçimleri herkesten iyi bilir” dedi. Sahi Trump nereden biliyor bunu! Ve biliyor ya da laf olsun diye söylüyor, neden tam o sırada bunu telaffuz ediyor? Dünya basınında ilk duyurulan da bu!

Robert de Niro’nun Trump için sayıp döktüğü sıfatları tekrarlamayacağım ama, bu tür “otoriter gibi”lerin tek iyi tarafı, bazen akıllarındakini dillerinin ucunda tutmamaktır. Tam olarak ne düşündüklerini, ne hesapladıklarını, nasıl gördüklerini, bazen övgüleri bazen aşağılamaları sırasında net fark edersiniz. Dobralık ve hesapsızlık, kibir ve otoriter ruhları arada size gerçeği en çıplak halinde söyler.

Üçüncüsü “Rahip” meselesi: Bu ülkede gazeteciler, sokaktaki vatandaş, biraz itirazı olan gençler, belediyeciler, şarkılar, konserler, tweetler iki dudak arasında hapislerde. Her çıkanın yerine daha fazlası! Bir de hiç çıkamayanlar var. Ancak yine Trump’ın kemiksiz dilinden anlıyoruz ki, yani bir kez daha söylemek ve “otoriter gibi” üzerindeki otoritesini göstermek istiyor ki… “Rahip Brunson’ı serbest bıraktı. 35 yıllığına hapse atılmıştı. Bunu durdurması gerekiyordu. Onu aradım ve serbest bıraktı” diye sıkıştırıyor. Övgü mü bu şimdi!

Ah hatırlarsanız, sadece aramamış, “Türkiye ekonomisini batırmak” için düğmeye basmış, dolar ve euro bir anda iki katına çıkmıştı. O krizden bu yana, o kurları, o faizleri, o enflasyonu, o yoksullaşmayı bile arayan bir “Yeni Türkiye” doğdu. Şimdi kibarlıktan bunu tam söylemese de diyor ki “Ne kanun, ne bağımsız yargı, ne adalet… Ben aradım, rahibi serbest bıraktı.” Demek “adalet terazisi” de hileli!

Şimdi hep olumsuz yazdım ya, olumlu çok şey de var tabii! Onları ballandıra ballandıra “kukla medya” ve troller kadar güzel anlatamam, bağışlayın.

Biri Trump’ın övgüsüyle “Muazzam bir askeri güç yaratmış olmak.” O “muazzam”ın bir kısmı, dokuz yıl önce, hem de iktidarın “Fetö” ile birlikte tayin ettiği kimi komutanla, “darbe girişimi”nde bulundu. O girişimde teslim olanlardan biri Cumhurbaşkanı’nın yanındaydı Trump ziyaretinde. Bir diğeri de “darbeyi fark etmemişti!” Halkı yoksullaşan bir ülkeye bu “muazzam askeri güç” ve “darbe yüzünden” hemen “gibi” bile olmaktan çıkan “otoriterlik” tesellidir tabii!

İşte o “muazzam”a muazzamlık eklemek için, F-35 teslimine kapı aralandı. “F-35, yolun yarısı!” Çünkü karşılığında istenen Rusya ile petrol, füze ve nükleer santral gibi ilişkilerin kesilmesi. Diğerlerini bilmiyoruz. Çünkü Trump “Bugün gerçekleştirilenlerin ne olduğunu duyduğunuzda gerçekten etkileneceksiniz”dedi.  Hakikaten öyle, ne olduğunu duyduklarımız bile etkileyici! “F-35 yolun yarısı… Delikanlı çağınızdaki cevher… Yalvarmak, yakarmak olağan bugün… Gözünün yaşına bakmadan gitti gider!”

Neden “F-35 yolun yarısı?” Onu da söylüyor Trump: “F-35’ler konusunda anlaşma yapabiliriz ama önce Erdoğan da bizim için bir şeyler yapmalı.” Ne acaba? Sadece gümrük vergileri değil herhalde. Sadece Rusya meselesi mi? Halkbank’ı rahat bırakma ya da Heybeliada Ruhban Okulu mu sadece? Başka neler? Neden “önce onlar için?” Bizde “meşruiyet” sorunu olduğu için mi? Bizde kur hassasiyeti, itibar çürümesi, yoksullaşma süreci olduğundan mı?

Peki “Gazze tatil köyü” ne olacak? Binlerce ölü, binlerce göçmen ve sürgün, bombalarla veya açlıkla ölmüş ve ölen onca çocuk ne olacak? Hangi gözle, hangi yüzle bakılacak onlara da buradaki hassas ruhlara da? İçeride atıp tutup Trump trampleninde düşeyazarken, hangi vicdanla?

Dünyanın en tuhaf iktidar ortaklığı günü de tam bu sırada kendini göstermez mi? Erdoğan ABD’de Trump övgüleri alır ve taşlara maruz kalırken, “adanmış” ortağı Bahçeli birden “ABD muhalifi” oldu. Sadece muhalif değil, inadına “Rusya ve Çin’le ortaklık” talebiyle de.

Ah ya, bu iktidara oy verenler, İspanya gibi “Hristiyan” ülkeler sert tavırlar alırken kimilerini “Filistin’in tek savunucusu” diye yazanlar ve bunu yiyenler! Ne diyeyim artık! Nasıl “muazzam” bir illüzyondur bu!

İlgili İçerikler