Cumhuriyet bir asrı geçti… “Kavramlar” ve tarih anlatımı üzerindeki “iç savaş” sürüyor!
Son bombayı “Maarif Nazırı” Yusuf Efendi attı! “Kurtuluş Savaşı” olmayacakmış tarih kitaplarında, “Milli Mücadele” denecekmiş. O zaten deniyor. Diğeri neden rahatsız etti? Çünkü “Osmanlı’dan kurtuluş” manasına geliyormuş.
Bunu keşke aralarında 1918'de mütarekeyle “Osmanlı’yı işgal ve parçalama” harekâtına koyulmuş ve o dönem Osmanlı’yı esir, padişahı rehin almış İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan ve hatta ABD gibi NATO üyelerinin liderlerine silah dağıtırken onlara da anlatsaydınız!
Aslında “resmi tarih”in de çok eksik ve çizgisel anlatımı renklendirilmeye muhtaçken “karşı resmi tarih”inki o kadarını da karartmayı görev biliyor.
Mütarekeden itibaren başlayan dönem, kelimenin tam anlamıyla bir “devrim süreci”dir” “Devrim”i ille sosyalist devrim olarak anlamıyorsak tabii.
Önce birbirinden kopuk direnişler, sonra kongreler, derken düzenli ordu ve mücadeleyi birleştirme süreci, İstanbul’a karşı Ankara’da “ikili iktidar” döneminin başlaması, kiminde geri çekilinse de nihai sonuca giden muharebeler, Doğu’da Karabekir’in düzenli birliklerinin “sınır ötesi” harekatları, saltanatın ve hilafetin kaldırılışı, Büyük Taarruzla birlikte “cumhuriyet” kararlığının 28 Ekim 1923’teki “Yarın ilan edeceğiz”den önce Ocak 1922’de İzmit’te “matbuat”a berrak bir imayla ilanı…
Sonrasında olan bitenle birlikte bütün süreç bir “devrim”dir! Bu “devrim”in getirdiklerinin ve götürdüklerinin tümüyle mutabık olmak şart değil elbette; ama “Devrimdir” işte!
Üstelik yanı başındaki bir “devrim”le etkileşim içinde. Kâh ilham alarak, kâh destek bularak, kâh uzlaşarak kâh çelişerek ve bu ilişkiyi işgalcilere karşı her manada koz olarak kullanarak! (Desem ki “Almanlar yenildiği için yenildik… Sovyetler kazandığı için de kazandık…” elbette gerçeği anlatmaz ama anlamak istersek, önemli bir kısmını izah eder!)
Ve birçok devrim gibi, bir yandan “dış düşman”a, işgale karşı bir “bağımsızlık savaşı” (İstiklâl) verirken bir yandan da bu ülkede pek anlatılmadığı, pek telaffuz edilmediği üzre, bir “iç savaş”tır. “Sovyet Devrimi” nasıl savaşı ve Alman ilerlemesini “iş savaş” ve “devrim”e çevirmişse, elbette farklı biçimde, burada olan da bir benzeridir.
Hem “muharebeler ve savaş, iç savaş” manasında hem ikili iktidardan tek iktidara giden sürecin her aşamasında.
“Osmanlı Sarayı” ve onun bir dönem gönderdiği kuvvetlere karşı; hem onun kurumlarına karşı; hem Yunan ya da Fransız kuvvetlerinin yanında konuşlanmış “kimi” Osmanlı Rum ve Ermenilerine karşı; hem Çerkes Ethem vb. kuvvetlere hem Koçgiri başta, isyan ve ayaklanmalara karşı… aynı zamanda “iç savaş”tır! Hatta buna Birinci Meclis, İkinci Meclis ve sonrasını da ekleyebilirsiniz.
Tekrarlıyorum: İdeolojiniz, tarih yorumlarınız, inandıklarınız, bildikleriniz ya da ezberleriniz çerçevesinden “olan biten” veya “olmayan” her şeyle mutabık olmanız gerekmez. Ama tarih böyle akmış, çok çeşitli iradelerin de karıştığı fırtınalar ortasında böyle akıtılmıştır.
Ve evet “kurtuluş”tur. İşgalden de rejimden de. “Kuruluş” olduğu gibi “kurtuluş” da vardır!
Cumhuriyet”in tarih anlatımı, bağımsızlık ve cumhuriyetin kuruluşundan sonra yapılanları “devrimler” olarak anlatmayı sever. Böylece “Devrim” devletleştirilir, “devrimlerleşir!” Oysa 1918’den sonra olan sürecin tamamı “Devrim”dir. Ama “Sovyet Devrimi”nin gölgesinde, “anti komünist” bir teyakkuzla “Devrim” kavramından genellikle kaçınılır.
Enzo Traverso (bence muhteşem) “Devrim” kitabında (Ayrıntı Yay.) şöyle der:
“Devrimlerin, kendilerine yön veren toplumsal güçlere ve siyasi hedeflere göre btandart sınıflandırması -dinsel, burjuva, proleter, köylü, demokratik, sosyalist, sömürgecilik karşıtı, antiemperyalist, ulusal ve hatta faşist devrimler- genellikle bunların kronolojik ve siyasi sınırlarını aşan coşkusal boyutuna vâkıf olmaya çalışan tarihçiye hiç yardımcı olmaz.
Devrimler, tarihsel sürekliliğin şiddetli kırılmaları oldukları için yoğun biçimde yaşanırlar: Devrimlerin meydana gelmesi için insanların sıradan hayattakiyle kıyas kabul etmeyecek yoğunlukta enerji, tutku, etkilenme ve duygu sergilemeleri gerekir…
… devrimleri yorumlamak ise onların aniden beliren yıkıcı ortaya çıkışlarını, bir düzenin yıkılıp yenisinin inşa edildiği yaratıcı bir yıkım sürecine dahil etmek anlamına gelir.”
“Milli Mücadele ve Kurtuluş”la olan da böyle bir şeydir, bir “Devrim”dir! Ve her “devrim” herkesi mutlu etmeyebilir. Ya da her veçhesi her cepheyi!
“Mutsuzluk ve umutsuzluk" iktidarımız 25’inci yılına geldi; çeyrek asır, dile kolay. Ve çeyrek asrın sonlarında aklına ders kitaplarındaki “Kurtuluş” geliyor! Onca yıl buna bile kafa yoramamış! Tam “çürüme ve çöküş devri”nde “kurtuluş”tan nefret etmenin bir manası olmalı tabii!
Bitirirken de söyleyeyim: Adına ne derseniz deyin, olan biten bir “devrim”dir. Nasıl “karşı devrim” mümkünse, o da o gün çok sayıda tarihsel irade ve rastlantının birleşmesiyle mümkün olmuştur.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN |


