İyilik, sağlık!..
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

İyilik, sağlık!..

Bazen ülkeler akıllarını ve ruhlarını kaybedebiliyor; yaralı bedenleri kanıyor... Ama yine de bir kitap sayfasında, bir şarkı güftesinde, bir beden direnişinde, bir cenaze ve düğün alayında umut yazabiliyor!

İyilik, sağlık!..
Desen: Selçuk Demirel

Yıllar önce “hak”kın hakkı adına dört madde sıralamışım. “Yıllar?” Erdoğan-AKP iktidarı henüz altı yaşında; ben gencim! Geçen yıllar, iktidardan başlayarak ülkeyi çürüttü, insanları tüketti, umutları rendeledi, yeni kuşakları bile yıprattı; ben yaş aldım, yaşlandım, bilmiyorum ama belki bedenim de içten içe…

Tam burada aklıma, yine tam o yıllarda “ölümün eşiği”ni görmenin ve bundan çıkışın heyecanıyla yazdığım başka bir şey geldi: İster ezberlerle, ister klişelerle, ister inançla, ister onca bilgiyle de olsa, “her şeyi, dünyayı bildiği”ni düşünen ya da zanneden insanın çaresizliği.

Ne henüz kendini bilmediğin ilk yaşlarında oluşan “ruh”una dair ciddi bilgin var (uzmanı değilsen) ne de dış görünüşüne onca önem verirken pek bilmediğin “iç işleyiş”in, yani organlarının ne halde olduğu, bedeninin neleri barındırdığına dair (yine uzman değilsen veya her an gözün orada değilse!)

İçine doğduğuna teslim olmak veya anlamaya, ifade etmeye, değişmeye, değiştirmeye çalışmak başka bir şey elbette.

“Hak”ka dair, haksızlıkların, adaletsizliklerin kesifleşmesine dair sıraladığım maddeler ise şöyleymiş:

1) Hak gaspının kolaylığı, haksızlığın olağanlaşması, sıradanlaşması, haksızlıkta yarışılması;

2) Hak teslim etmemenin yaygınlığı; güç, kuvvet, kudret, servet ve her boyuttan küstahlığın hak teslim etmeme fütursuzluğu;

3) Hak aranmasını zorlaştırmak, yasaklamak, yıldırmak, gözdağı vermek, tehdit etmek, baskı altına almak, ezmek, suç saymak;

4) Hak aramamak; aramasını bilmemek, aramaktan korkmak, boyun eğmek, kabullenmek, mücadele ve dayanışmadan kaçınmak.

Kendi ülkenizde, bölgenizde yahut evrensel düzeyde, devletler arası ilişkilerde ve öteki ülkelerde de, dördüncü madde neredeyse sabitlenmişse, ilk üç madde zaten kolaylaşıyor.

Tabii, üçüncü madde zaten dördüncünün önüne geçmek üzere. Dört teslim oldukça, kanıksadıkça, uyuyup sinip öyle devam ettikçe, üç sırıtıyor; ilk iki madde de başını alıp gidiyor.

O yüzden “adalet” yukarıdan değil, dörtten gelirse adalet olarak tesis oluyor. Yoksa ya kağıt üstünde ya da bir parti tabelasında yuvarlanıp gidiyor. Tarih de talih de dördüncü maddeyle yazılıyor yahut donuyor, hatta çürüyor.  

İnsanın kendi bedeni öyle böyle tükenirken bile, umudun tükenmemesine dair bir inancı, inadı, ısrarı ve direnci sürdürmesinin en önemli kaynağı elbette ülkesinde ve dünyada bu direnci dik tutmuş, dik tutan insanlar. Aynı zamanda “tarih ve talih”in mücadelelerle, dayanışmalarla değiştirilebildiğini unutmamak, hatırlamak, bunu “geçmiş”in değil “gelecek”in okuması, gıdası haline getirebilmek.

Kişisel olarak “son”un ne zaman geleceğini bilmemekle beraber, her geçen günün ona az ya da çok yaklaştırdığını biliyoruz. Uzaklaşman mümkün değil çünkü. Ancak yakınlaşanı belki öteleyebilirsin ama yok edemezsin tamamen. Fakat “tarihin sonu” yok. Nasıl “hayat, toplumsal düzenler ve ilişkiler” hep böyle olmamışsa, hep de böyle olacak, böyle kalacak demek zor. Mesele şahsi bir ömre sığıp sığmaması değil, o ömrün bunun farkında olması.

Özetle diyebilirim ki, en karamsar günlerde ve günlerimde bile, ömrüm ve hayatım bunun farkında oldu. Bu iyileştirir mi yoksa daha mı beter yapar, değişir… ama “iyidir!” Kendini huzura kavuşturacak bir “öteki dünya hayali”nden ziyade, bu dünyanın, insanların, hayatın iyileşmesine dair bir şey işte! 

Bazen ülkeler akıllarını ve ruhlarını kaybedebiliyor; yaralı bedenleri kanıyor... Ama yine de bir kitap sayfasında, bir şarkı güftesinde, bir beden direnişinde, bir cenaze ve düğün alayında umut yazabiliyor!

Aklın ve ruhun özgürlüğünü; kalp ile bedenin kardeşlik ve dayanışmasını arayarak belki.

İşte tam da bu yüzden, buna adanmış hayatlara, bunun farkında olanlara, bunun direncini gösteren ve mücadele edenlere; ırk, din, milliyet vesaire gibi “kimlikler”in ötesinde, saygı ve sevgiyle!


Not: “N’aber, nasılsın” diye sorulduğunda gerçekten “iyilik, sağlık” diyebilmek için kısa bir süre izninizi rica ediyorum. “Daha iyi günler”de demek zor olsa da, “daha iyi günler” umuduyla!

İlgili İçerikler