İki diploma, iki cezaevi arası Türkiye talihi!
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

İki diploma, iki cezaevi arası Türkiye talihi!

Biri Rize’den biri Trabzon’dan, biri İmam Hatipli biri Kuran Kursu eğitimli, biri ANAP ve Özal’ı anan, biri siyasete ANAP’la başlamış, biri Camialtı, İETT, Erokspor (bu arada süper lige gelmek üzere) futbolcusu; biri Trabzon Lisesi ve Lefkoşa Türk Ocağı kalecisi, biri girdiği ilk üç seçimde yenilmiş, biri önce partisi tarafından ilçe belediye başkan adayı yapılmamış, ikisi de İBB başkanı seçilmiş, ikisi de o koltuktan cezaevine gitmiş “iki kişilik tarih ve talih” bir de böyle bir şey, 80 milyonluk ülkede! Marx yaşasaydı, buna “fars” mı derdi yoksa “böyle tarih ve talihe fars bile az” mı, bilemeyiz...

İki diploma, iki cezaevi arası Türkiye talihi!

Marx’ın “tarihte tekerrür”ü yerli yerine koymak isteyen bir sözü var: “Tarih önce trajedi, sonra fars olarak tekerrür eder!”

Bunu “yeğen” Louis Napoleon’un, kralı ve hanedanlığı deviren ama nihayetinde “proletarya”yı burjuvazinin altına deviren 1848 Devrimi’nden sonra (Avrupa’da 1848 devrimleri dalgasının da ana kaynağı) yazmıştı. “Yeğen” Napolyon, “oy hakkı olanlar”ın oylarıyla cumhurbaşkanı seçilmiş, bir sonraki seçimde adaylığı mümkün olmayınca 1851’de bir “darbe” ile imparator ilan etmişti kendini.

“Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i”ydi Marx’ın hemen yazıp önce ABD’de yayımlanan metni. (Bizde bazen “18’inci Brumaire” diye çevrilse de, esasında 1789 Fransız Devrimi Takvimi’ne göre kasıma denk düşen ayın 18’i ve Fransız Devrimi’nin subaylarından “esas” Napolyon’un, 1799’daki imparatorluk darbesinin tarihine atıftı.) Açıkçası iyi bir tarih ve ibret kitabıdır!

Önce cumhurbaşkanı seçilip sonra “darbeyle imparator” olan Louis, yani 3. Napolyon, bizim tarihimize, savaşlar dışında ilk Avrupa gezisini yapan Padişah Abdülaziz’i Paris’teki Uluslararası Sergi’ye davet edip ağırlayan imparator olarak yazılır… Bir de Kırım Savaşı’nda, esasen pek hoşlanmadığı Osmanlı’ya İngiltere’yle birlikte desteği var tabii. Darbeyle imparator olanın da darbeyle padişahlıktan ölüme gönderilenin de sonları trajiktir tarihte.

Louis Napolyon, Fransa tarihinde ise “Son İmparator.” İlk Napolyon’a heveslenip henüz Almanya olmayan Prusya ile savaşa kalkışmış, ama en azından savaş meydanında bulunarak yenilmiş, esir düşmüş, sonra sürgünde ölmüş; imparatorluk da bitmişti. Tam küllerinden bir devrim, “sosyalist devrim ruhu”na en yakın devrim “Paris Komünü” doğmuştu ki, onu da Prusya ve Fransız ordusu kanla boğmuştu. 1789, 1830, 1848, 1871… her devrim bir istibdat deviriyor ama sonra boğuluyordu işte! Tabii tarih tam eskisi gibi akmıyordu, o başka. “Burjuva devrimleri” için bile “çalışan halkın, yoksulların kanı” iki biçimde şarttı… Hem devrimi yaparken hem devrimi yıkarken!

Dipkoma!

“Tarihin trajedi ve farsı”nda fazla dolaştık. Gelelim bizim buralara! Önce “fars”ın resmi tanımı: “İlkel, sıradan ve kaba güldürme öğelerinden yararlanılarak, kimi kez de inanırlığın sınırlarını zorlayarak oluşturulan, ciddi bir havası ve iletisi bulunmayan, yalnızca güldürme ereğini güden, incelikten yoksun güldürü”ymüş!

Bizim “fars”ta şöyle bir tarih ya da talih var:

1. Cezaevi: Belediye başkanı iken cezaevine giren, kendi genel başkanı Erbakan’ı ofsaytta bırakarak yeni parti kurup-kurdurup genel başkan, başbakan, cumhurbaşkanı olan çeyrek asırlık tarihimiz ve talihimiz, belediye başkanı iken cezaevine alınan bir cumhurbaşkanlığı rakibini tarihe gömmek istiyor.

2. Diploma: 1974’te girip 1981’de “mezun olduğu” Aksaray İktisadi ve Ticari İlimler Yüksek Okulu diploması “1982 Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi” olarak “imzalanmış görünen” Cumhurbaşkanı’nın avukatları, bu diplomayı mahkemeye sunmayı reddediyor. CHP Genel Başkanı’na açtıkları “diplomasız hakareti” davasında.

“Rakip” İmamoğlu da, cumhurbaşkanı adayı olamayacak şekilde mahkum edilmek istenirken, bir yandan da “diplomasız” kılınıyor ki sağlam olsun! Diplomasının sağlam olup olmadığını bilemem, diğerinin gerçek olup olmadığını bilemeyişim gibi. Fakat bu “ikinci diploma” KKTC’deki iki üniversite yılından sonra “denklikle” gelip İstanbul Üniversitesi’nden mezun olmuş, üstüne üstlük epey sonra yine aynı üniversitede “yüksek lisans yani master”a da uygun bulunup bir af sonrası oradan da mezun edilmiş. Fakat aynı üniversite şimdi “yok, geçerli değil” demiş!

Marx’ın “tekerrür eden tarih”le söylediği, belki bizim “tekerrür eden talih” olarak da tercüme edebileceğimiz “fars”ı biraz böyle bir şey işte!

Bir “demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olan cumhuriyet” düşünün ki, önce bir gün cumhurbaşkanlığına gidecek kişiyi, cezaevinde dört ay kalsa da, 10 aya mahkum ederek seçilme hakkını almış… (Baykal ve CHP sayesinde de o hakkı kazandı kısa sürede) O cumhurbaşkanı da ana muhalefetin en güçlü cumhurbaşkanı adayını, yani müstakbel rakibini cezaevinde tutarak seçilme hakkını yok etmek istemiş! Hepsi de “hukuk diplomalı”lar eliyle, tabii “hukuk devleti” olunduğu, “bağımsız yargı” bulunduğu için.

Bir “cumhuriyet ve anayasa” düşününki, cumhurbaşkanlığı için “üniversite, yüksek okul diploması”nı şart koşmuş… (yani aslında hayatını emeğiyle kazanmış ama kendini yetiştirmiş, fakat yüksek okul diploması olmayana zaten bu kapı kapanmış.) Lakin ana muhalefet nezdinde halihazırdaki Cumhurbaşkanı’nın diploması “şüpheli” ve iktidar ile Cumhurbaşkanı nezdinde de rakibi aday adayının diploması “yok” hükmünde!

Biri Rize’den biri Trabzon’dan, biri İmam Hatipli biri Kuran Kursu eğitimli, biri ANAP ve Özal’ı anan, biri siyasete ANAP’la başlamış, biri Camialtı, İETT, Erokspor (bu arada süper lige gelmek üzere) futbolcusu; biri Trabzon Lisesi ve Lefkoşa Türk Ocağı kalecisi, biri girdiği ilk üç seçimde yenilmiş, biri önce partisi tarafından ilçe belediye başkan adayı yapılmamış, ikisi de İBB başkanı seçilmiş, ikisi de o koltuktan cezaevine gitmiş “iki kişilik tarih ve talih” bir de böyle bir şey, 80 milyonluk ülkede!

Marx yaşasaydı, buna “fars” mı derdi yoksa “böyle tarih ve talihe fars bile az” mı, bilemeyiz. Bildiğimiz şu: Onu hayıflandıran ve en güzel metinlerinden birini yazdıran; tanık olduğu ve onu umutlandırmış devrimlerin “farslar” marifetiyle boğulmasıydı herhalde. Bizimki tam öyle de değil belki! Bir de buna mı hayıflanalım?

Ancak siz de mutlaka hayıflanacak bir şeyler bulursunuz! Bulursanız söylersiniz de.

Nitekim Cumhurbaşkanı da “hiç kimsenin hayatına müdahale edilmeyişin” 24’üncü yılında “gençler”e hitaben, “artık kimse size parmak sallayamaz” diyor, garanti olarak! Ama “oradaki gençler”e mi diyor sadece, onu da bilirsiniz mutlaka!


Not: Diploma fiilen 8-9’uncu yüzyıllarda Arap-Müslüman dünyasında uygulanmış, çok şey gibi oradan Avrupa’ya ulaşmış bir uygulama. Kelime kökeni ise Eski Yunanca “ikiye katlanan kağıt”tan. Oradan Avrupa’ya aktarımı bir zamanların İslam medeniyetiyle! Sadece “mezuniyet” için değil, “asalet, kudret” kaynağı olarak da verilmiş. Yine öyle zaten! Öyle ya da böyle varsa, en tepede olabiliyorsun… Varsa bile ama öyle ya da böyle yoksa, en tepeye gitmen mümkün olmayabiliyor! Üniversiteler çoğalarak kayyım düzeniyle yok olurken, “diplomalı işsizlik” yaygınlaşırken, şu kağıt kadar kıymetli, ikiye katlanmış, beli bükülmüş talihe bak!

İlgili İçerikler