Bıçak sırtında!
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Bıçak sırtında!

20 askerin bir kargo uçağına doldurulduktan sonra “şehit” düşmesini “kahramanlık”la açıklarsanız, unutur gidersiniz. Bunu ihtimallerden ihmallere gidip gelen bir kararlılıkla unutmamak lazım. Bir söz var: “Vahim bir olayda herkes suçlu değildir elbette; ama herkes sorumludur!”

Bıçak sırtında!

Çok şeyin çok pahalı olduğu ülkede bazı hayatlar çok ucuz olabiliyor.

“Bazı hayatlar” milyonlarca ama başına gelene, başa gelene kadar ne onlarla, hatta ne de kendimizle tanışabiliyoruz!

“Askeri kargo uçağı” da o saflara katıldı. “Uyuşturucuyla ilişkili” olduğu söylenen birisinin “köle gibi” çalıştırdığı parfüm imalathanesinde 6 kadının yanarak ölmesinden hemen sonra. “Unutulanlar, unutturulanlar” deposuna kaldırılması için çok erken ama nihayetinde…

“Kargo uçağı”nda kitabındaki “standart beş personel” dışında, 15 asker daha. “Kargo uçağı” bu işe yarıyor. Kazadan sonra bu uçakların uçuşu durdurulmuş. Ne tedbir ama!

1968 ABD Lockheed doğumlu bu uçak Suudi Arabistan’dan alınıp 2010’da filoya katıldığında, Suudilerin 1980 ve 1991’de neredeyse toplam 100 ölülü iki C130 kazası varmış. Onlar durduramamış satın almayı!

Elbette bakımları yapılıyordur ki onca senedir uçuyor; sadece kargo değil, içinde onca canı da taşıyor. Ama işte bir gün geliyor, o gün oluyor.

Yanlış bilmiyorsam 2001 Mayıs ayındaki CASA askeri nakliye uçağının Malatya’da düşmesi sonucu 34 askerin “şehit” olmasından sonra “kargo uçaklarında yolcu taşınmaması” gibi bir karar alınmış, neden sonra “tasarruf” gerekçesiyle bundan yine vazgeçilmişti.

Ne “tasarruf ülkesi” ama! Bir yanda debdebe, bir yanda körlemesine körebe! Kim bilir kaç askeri kargo uçağıyla kaç bin asker oradan oraya nakledildi, naklediliyor. Son kazayı “şanssızlıkla” açıklıyorsak, onları da “şanslı” mı saymalıyız!

Uçağın, açık havada, iki yandan alevlerle, bir top gibi düşüşünün benzerleri var. ABD’de de... Pervane bıçağı kopuyor, gövdeyi veya kanadı, yakıt deposunu yarıyor. Uçak kontrolden çıkıyor. “Şehit” oldular ama bir de o saniyeler boyunca ne hissettikleri, hayatla, sevdikleriyle nasıl vedalaştıkları var. Bunu düşünmek bile katlanılmaz bir şey.

ABD’deki benzeri 2017 kazasından sonra yoğun incelemelerle varılan sonuç özetle, “Metal yorgunluğu, bakım ihmali.” İkisi de nihayetinde insan eseri. İlki, “yaşlı” uçakların söküğünü dike dike kullanma kararını veren insanlar. İkincisi bakımdan sorumlu olanlar ve uçuş emrini verenler.

Fakat “kaza” dediğinde, bu ülkede “sorumluluk silsilesi” en alt kademelerde kalıp yukarıya çıkmadan buharlaşıyor. Pilotların dışında çoğu astsubay olan “şehitler”in ölümünden de kendileri gibi “ast” sayılan birileri sorumlu tutulur büyük ihtimalle. Ne bu uçakların alınmasına ne de uçurulmasına karar verenlere değer “kopan pervane bıçağı!”

Bir uçak, 20 “şehit” ve bir dolu hatırlama:

Önce Lockheed. Gazetecilikte ilk yıllarımın büyük skandalı. Rüşvetler, komisyonlar, aracılar, üst kademeler, iş insanları. Bütün dünyada az çok aydınlanan skandal, burada yaptığımız haberlerle arşivde kalmıştı; o kadar.

Sonra, mesela Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in de öldüğü uçak “kazası.” ABD’nin bölgedeki oyunlarının karşıtı, Genelkurmay başkanı olması bile beklenen, “Kürt sorununda barışçı, yerli çözüm yanlısı” komutanın ölümüne yol açan “kaza”dan yarım saat sonra, ortada bir araştırma yokken alelacele yapılan “buzlanma, pilotaj hatası” açıklaması. 1993. Bitlis’e yakın subayların Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü, Özal ve Kahveci’nin “şüphelerle” öldüğü, PKK pususunda 33 askerin katledildiği, Sivas ve Başbağlar katliamları yılı!

O uçak Ankara Kara Havacılık Okulu’ndan kalkmıştı. Ve Genelkurmay’la birlikte o açıklamayı yapan okul komutanı, yıllar sonra bir TV programında karşıma çıkmıştı. Ben ordunun alt kademelerinin maruz kaldığı insanlık dışı her şeyi sorguluyordum; o da “emekli paşa” olarak bana yüklenip aklınca buyruk vermeye kalkışmıştı. Orada o an ona Eşref Bitlis’in uçağını sorunca, rengini tam hatırlamıyorum ama, sanırım mosmor olmuştu!

Mosmor olsalar ne yazar. Birileri alımlara, birileri uçuşlara, birileri içini doldurmaya karar veriyor ve şurada komutan, burada 34, orada 20 asker ölüyor. Meselenin bir yüzü bu. İkinci yüzünde, bu tür alımlarda neden o ülkenin tercih edildiği, arada kimlerin olduğu meselesi de var. Neden 1968 doğumlu bir uçağı 2010’da Suudi Arabistan’dan almak gibi!

“Neden İsrail’e tank ihalesi” sorusunu yıllar önce, defalarca yazarak sormuştum. “Tankın ezemediği sorular” başlığıyla bulursunuz, merak ederseniz. AKP’den önceki hükümetin, Genelkurmay ısrarıyla verdiği karardı ve “tankların modernizasyonu” işi İsrail’e verilmişti. Hem de İsrail’in can çekişen savunma sanayii firmasını da kurtararak, hem de İsrail tankları o zaman da Gazze’yi, Filistinlileri yine ezerken.

Zamanın Genelkurmay Başkanı, çok milliyetçiler ya hep, “anti semitizm”le suçlamıştı. Aracıları, İsrail şirketinin halini, Gazze’yi filan yazıyordum, hayır ben “ırkçı”ydım! Yine o dönemin bir Hava Kuvvetleri Komutanı kendi kullandığı uçakla İsrail’e uçmuş, ben bunları yazınca, olmadığım bir gün gazeteye gönderdiği bir albayla beni tehdit ettirmişti.

O dönemin AKP’si iktidar olmadan hemen önce “Tank ihalesini iptal edeceğiz” demiş, o sırada başta Abdullah Gül ve başkaları da beni kutlamıştı ya… İktidar oldular ve ihaleye devam kararı aldılar. Gazze bugün birden ölmedi yani! Bunu bilen Trump ABD’si de zaten “İsrail’le anlaşmalar” dayatmakta beis görmüyor.

Hatıralar unutmamak, unutturmamak içinse bir manası var. 20 askerin bir kargo uçağına doldurulduktan sonra “şehit” düşmesini “kahramanlık”la açıklarsanız, unutur gidersiniz. Bunu ihtimallerden ihmallere gidip gelen bir kararlılıkla unutmamak lazım.

“Ateş düştüğü yeri yakar” mevsimleri çoktan geçti, bitti. Atölyelerdeki kadınlar, madenlerdeki işçiler, sokaktaki çocuklar ve gençler, kumpir-midye yiyen minikler, evlerdeki eşler, kargo uçağındaki askerler hep aynı ateşin kenarında, içinde. Hayat tam “bıçak sırtı” değil mi! Ne zaman kimi parçalayacağı belirsiz.

Bir söz var: “Vahim bir olayda herkes suçlu değildir elbette; ama herkes sorumludur!” Siyasetten cinayete, kazadan ezaya, uçaktan sokağa kadar sanki öyle!

İlgili İçerikler