Güven, huzur, onur ya da Antalya Arkeoloji Müzesi
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Güven, huzur, onur ya da Antalya Arkeoloji Müzesi

Şimdi korku, Antalya’daki müzenin başına Isparta’da olanların gelmesi. Isparta müzesi yaklaşık 10 yıl önce tadilat amacıyla kapatıldı; süreçte binaya yönelik yıkım kararı da alındı ve müze yapısı tamamen ortadan kaldırıldı. Bugün itibarıyla müzenin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili bir ışık yok

Güven, huzur, onur ya da Antalya Arkeoloji Müzesi
Fotoğraf: Hilmi Uysal

Nöroloji uzmanı, Akdeniz Üniversitesi Öğretim Elemanları Derneği Onursal Başkanı Prof. Dr. Hilmi Uysal, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden okul arkadaşım benim. Hatırlarsınız belki, geçtiğimiz yıl yine bu köşede yayınlanan Otantik ve deneyimsel eğitimin öncüsü Köy Enstitüleri ve sağlık ekseni yazımda Hilmi’nin, Mualla Aksu ve Pakize Türkoğlu ile birlikte Temmuz 2023'te Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği'nce kitap olarak da yayımlanan köy enstitülerinin sağlık eksenini inceleyen önemli bir araştırmaya imza atmasını konu etmiş, Hilmi’yle bir söyleşi yapmıştım.

Geçtiğimiz günlerde önce Hilmi’yi Instagram’da bir videoda gördüm... Hasan Hüseyin’inki gibi çılgın beyaz saçlarıyla Antalya Arkeoloji Müzesi’nin yıkımına karşı temmuz ayında üçüncüsü düzenlenen buluşmadan sesleniyordu, “Burası sadece bir mücevher kutusu değil, burası belleğiniz...” Onurla seyrettim Hilmi’yi. Sonra, konuyla ilgili özel olarak hazırladığı bir videoyu izledim. Hiç beklemedim, açtım telefonu, konuştuk uzun uzun... Hilmi aradığımda İstanbul’daydı, torunlarını görmek için... Ama boş da durmayıp, kalkıp yollara düşüp, Antalya Arkeoloji Müzesi’nin yıkımıyla ilgili sokak röportajlarına giriştiğini anlattı bana. Aşiyan ve sonra Beşiktaş’taki Şairler Sofası parkını ziyaret edip Orhan Veli, Necati Cumalı, Cahit Külebi ve Neyzen Tevfik’e müzenin yıkımıyla ilgili ne düşündüklerini sormuş. Orhan Veli, müzenin yıkılmasına karşı olduğunu söylemiş, “Ağlasam sesimi duyar mısınız?” diye eklemiş. Necati Cumalı, hafızanın mekana, toprağa ve yapıların sürekliliğine bağlı olduğunu belirtip “Müze yıkmak da ne!” derken, Cahit Külebi de “Yıkılamaz, o bir sevda bahçesidir” demiş. Hilmi, Neyzen Tevfik’in cevabını biraz küfürlü olduğu için aktaramayacağını söyledi.

Fotoğraflar: Orhan Veli (Hilmi Uysal), Necati Cumali, Cahit Külebi (sol alt) ve Neyzen Tevfik (Gençer Yurttaş)

Antalya Arkeoloji Müzesi binasının, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca 20 Mart 2025 tarihinde yıkılacağı açıklanmış; bu kararın gerekçesi olarak binanın depreme dayanıklı olmaması ve artan depolama ihtiyacı gösterilmişti. Aralarında Prof. Dr. Gül Işın liderliğindeki Müze Çalışma Grubu, Akdeniz Öğretim Elemanları Derneği, Antalya Barosu ve Antalya Kültürel Miras Derneği (ANKA) gibi uzman kişi, kurum ve 13 sivil toplum kuruluşunun da bulunduğu çok sayıda aktör, bu kararın bilimsel ve hukuki bir temele dayanmadığını savunarak yıkımın derhal durdurulmasını talep etmişti. Pek de beklendiği bir biçimde süreç bakanlıkça şeffaf yürütülmemiş, 5 Haziran’da müzenin taşınma ve yıkım ihalesi gerçekleştirilmişti. Müze ana giriş kapısı 15 Temmuz 2025 Salı günü zincirlenerek ziyarete kapatıldı.

Hilmi, Antalya Arkeoloji Müzesi’nin sıradan bir yapı olmadığını, ülkede yarışma projesi ile gerçekleştirilen ilk müze olma özelliği taşıdığının altını çiziyor. Antalya Arkeoloji Müzesi, 1964 yılında Bayındırlık Bakanlığı tarafından açılan “Antalya Bölge Müzesi Mimari Proje Yarışması” sonucunda birinci seçilen Doğan Tekeli, Sami Sisa ve Metin Hepgüler’in projesine göre inşa edilmiştir. 1968-1971 yılları arasında Antalya’nın yeni gelişim aksında inşa edilen yapı, 1972 yılında hizmete açılmıştır. Yaklaşık 40 projenin değerlendirildiği bu yarışma, yakın dönem Türk mimarlığında önemli isimlerin buluştuğu bir döneme işaret eder.

Jürinin değerlendirme raporları, seçilen projede müzenin çevresiyle kurduğu güçlü ilişki, insan odaklı yaklaşımı ve sergi mekanlarının işlevselliği gibi nitelikleri öne çıkarmaktadır. Müzenin konumu, güneydeki sahil şeridi ve kuzeydeki Beydağları manzarasıyla uyumlu olacak şekilde seçilmiş; yerleşim planı, iç ve dış sirkülasyon, doğal ışık ve havalandırma gibi özellikler titizlikle tasarlanmıştı. Jüri, müze girişinin konumundan başlayarak mekanın ziyaretçide yarattığı deneyimi ve yapının kendini anlatma biçimini özellikle takdir etmişti.

Antalya Arkeoloji Müzesi sadece arkeolojik eserleriyle değil, aynı zamanda insanı yormayan, onunla iletişim kuran bir mimari anlayışla da öne çıkıyor. Yurtiçi ve yurtdışı çok müze gezen biri olarak bunu birebir deneyimlemiş, yaşamışımdır. Bu yönüyle Antalya binası günümüzde inşa edilen, daha çok iktidarın kendini göstermeyi hedeflediği anıtsal kamu yapılarından farklılık göstermekte. Yeni müze projelerinde sıkça rastlanan abartılı ölçek ve temsil kaygısının tersine, Antalya Müzesi hafıza, çevre ve insan arasında uyumlu bir denge kurmayı başarmış bir yapıdır. Bu yönleriyle Antalya Arkeoloji Müzesi, yalnızca kültürel bir miras değil, aynı zamanda Türkiye’nin planlı kalkınma döneminde ortaya çıkan modern mimarlık anlayışının yaşayan bir örneğidir.

Antalyalılar Antalya Arkeoloji Müzesi önünde protesto gösterisinde

On üç sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu Müze Çalışma Grubu, 13 Temmuz’da yaptığı çalıştay ve forum sonrası yayınladığı sonuç bildirgesinde de müzenin tarihsel, mimari ve kültürel özgünlüğü ve önemine dikkat çekmiş, müzenin kişisel ve toplumsal belleğinin, kent bilincinin oluşmasında önemli bir hafıza mekanı görevi üstlendiğini belirtmiştir. Hilmi, Müze Çalışma Grubu’nun bildirgesinde belirtilen yönleri şöyle özetliyor:

“Müzenin depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkılacağı belirtilse de bu iddiayı destekleyen rapor kamuoyuyla paylaşılmamış, şeffaf bir analiz sunulmamıştır. Mühendislik odaları, binanın güçlendirme ile kolayca korunabileceğini ve bu yapının yıkılmasının mantıklı olmadığını vurgulamaktadır.”

Kurul, binanın tescile değer olmadığı yönünde karar verse de bu, yapının yarışmayla seçilmiş ve mimarlık tarihinde önemli bir yeri olan özgün tasarımıyla çelişmektedir. Tadilatların özgün değeri tamamen yok etmediği, uzman restorasyonla yapı özgün haline döndürülebileceği ifade edilmektedir.”

“Müze bahçesindeki müze ile bir bütün olarak tasarlanan anıt ağaçlar tescilli iken, yapı ısrarla tescilsiz bırakılmıştır. Benzer yapılar koruma altına alınırken Antalya Müzesi’ne yönelik bu çifte standart, karar süreçlerinin çelişkili olduğunu göstermektedir.”

“İlgili raporların kamuoyuna sunulmaması, sivil toplum ve meslek örgütlerinin sürece dahil edilmemesi ciddi eleştiriler doğurmuştur. İhale süreci bile kamuoyundan gizli yürütülmüştür.”

Hilmi, müzenin yıllarca kapalı kalacağını da belirterek, bunun hem kültürel erişimi kısıtlayacağını hem de eserlerin taşınması ve depolanması sırasında büyük riskler doğuracağını belirtiyor. Uluslararası koruma ve iklimlendirme standartlarına uyulmadığının görüldüğünü, sigorta, zimmet ve personel güvenliği gibi konularda da ciddi belirsizlikler bulunduğunu söylüyor.

Şimdi korku, Antalya’daki müzenin başına Isparta’da olanların gelmesi. Isparta müzesi yaklaşık 10 yıl önce tadilat amacıyla kapatıldı; süreçte binaya yönelik yıkım kararı da alındı ve müze yapısı tamamen ortadan kaldırıldı. Bugün itibarıyla müzenin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili bir ışık yok. “Düşünsene” diyor Hilmi, “Prehistorik dönem dahil, Hitit, Frig, Lidya uygarlıkları, Persler, Helenistik dönem, Roma İmparatorluğu, Bizans dönemi, Selçuklu ve Beylikler dönemi ile Osmanlı dönemlerine ait toplam 17.976 parça eserin bulunduğu müzenin geleceği bilinmiyor. 1960’lardan itibaren Anadolu’daki pek çok kentte inşa edilen ve dönemin mimarisini yansıtan müze binaları ya yıkıldı ya da terk edildi. Cumhuriyet dönemine ait kamusal yapılar birçok kentte yok olma noktasına geldi. Oysa bu yapılar, kentlerin toplumsal hafızasında önemli bir yere sahipti; yıkılmaları, kolektif hafızanın ve geçmişle bağların da silinmesi anlamına geliyor.”

Yeni yapılacak müze ile ilgili açık havada antik heykellerin kalıcı sergilenmek istendiği duyumu üzerine, uzmanlar bunun mimari tercihin ötesinde bir koruma ihlali olduğunu söylüyor. Bu tür sergilemenin Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO ve Uluslararası Müzeler Konseyi ICOM ilkelerinin açık ihlali olduğu belirtiliyor.

Antalya’daki müze binasının yapılan ulusal bir yarışma ile belirlendiğini hatırlatarak Hilmi, önceki binanın inşa edildiği dönemdeki özenin aksine, yeni projenin içeriğinin kamuoyundan gizlendiğini söylüyor. “Bakanlığın görevlendirdiği firmanın, Bakan Mehmet Nuri Ersoy ile ilişkili olduğu iddia ediliyor. Görseller, çok katlı olmayan ama dağınık bir proje izlenimi veriyor. Oysa böyle bir proje, Antalya’nın kültürel dokusuna uygun biçimde, meslek odaları, belediyeler ve sivil toplumla birlikte, belki de uluslararası bir yarışma yoluyla belirlenmeliydi. Bunun yerine, bakanlık ‘biz yaptık’ diyerek basının karşısına çıktı.”

Psikiyatrist Dr. Oya Saldı Özgür de Antalya’da yaşayan bir arkadaşım. Bugün, mekanlar, korunan, saklanan şeyler ve hikayelerle ilgili konuşurken, bana şehri dolaşırken insanı en etkileyen mekanların anlatacak öyküsü olanlar olduğunu söyledi. “Bazen insanlık için anlam taşıyan bir buluşun laboratuvarına yalnızca bakabilmek, çok sevdiğimiz bir müzisyenin piyanosuna dokunabilmek üzere oralarda olmak istersiniz. Pek çok şehirde bir romanın kaleme alındığı köşeler korunmuştur. Bir arada yaşarken, yarına kendi hikayeni oluştururken, çocukluğunuzda yaşadığınız yerde, aynı köşede aynı göze aşina mekanın olduğunu bilmek, belki her gün göz göze gelmek, belki yıllar sonra o şehre döndüğünde elinle koymuş gibi orada bulacağını bilmek kişiye güven, huzur verir. Dostluklar bile böyle tariflenir; bıraktığın yerden devam edebilmek...  Böylesi mekanları konuklarınıza gösterirken de içten içe onur duyarsınız. Tarih, kişisel tarih de böyle oluşur. Bunlar silinirken yok edilen aslında güven, huzur ve onurdur.

İlgili İçerikler