Çok acayip zamanlardan geçiyoruz.
‘Tarihe tanıklık’ etmek kavramı bugünlerde ‘çürümeye şahitlik etme’ye dönmüş durumda ve bu gördüklerimiz-duyduklarımızla yaşamaya aynen devam etmeye çalışmak da güç.
İktidarın yarattığı ve dayattığı rejimin sonucu olarak yaşanan çürümenin etkileri ülkenin gözlerimizin önünde acı veren bir çöküş yaşamasına sebep oldu.
Eğitimin düşürülen kalitesinden dert yanarken, beyin göçünün ülkede yarattığı sosyal-kültürel kısırlığı anlatmaya çalışırken çok daha derin, çok daha yaygın bir rezaletten haberdar olduk ki, ülkenin tespiti mümkün olmayan bir miktarda ve üst düzey sahte diplomalısı var!
Siyasetçisinden doktoruna, öğretmeninden savcısına sahte diplomalılar aramızda!
Meali şu; Türkiye’de yeteri kadar güce yakınsan hiçbir alanda gerçek bir başarı elde etmene veya bu başarı için çabalamana, emek vermene gerek olmadan sahte diploma, sahte kimlik, sahte imza vb ile gerçekleştiremeyeceğin hayal yok!
Para kazanmak zor mu, güce yakınsan ‘kolay para’ ya giden tüm illegal yolları da sana legal kılıyorlar işte bir şekilde.
Diğer yandan; uyuşturucu, kaçakçılık, suç çeteleri, suçun ve suçluların hâline bakınca yeni Türkiye’nin yeni illegal yapısının da bu çürümeden beslendiğini düşünebilmek mümkün.
Küçücük bir çocuğun pazar yerinde kendisi gibi çocuklarca bıçaklanarak öldürülmesi olayında yaşananlar, ‘suça bulaştırılmış çocuklar’ın da bu çürümenin sonucu olarak oluşan ve güçlenen yapılarca kullanıldığını da yeterince gözler önüne serdi bence.
Evet çürüme bir kere başladı mı her alana yayılır ve önüne geçmek zordur!
Hatırlarsınız belki Selahattin Demirtaş 2021 yılında Türkiye’deki mücadelenin iyiler ve kötüler arasında yaşandığını yazmıştı, çok haklıydı. Fakat işler Demirtaş’ın içeriye girdiği o karanlık yıllardan da çok daha karanlık şimdi!
Noam Chomsky mesela Türkiye’de yaşanan ‘şeyler’e tanık olsa nasıl adlandırırdı diye merak ederken buluyor insan ister istemez kendini.
Mesela yine son derece tartışmalı bir olaya daha seyircilik ettik son günlerde; işleri, ilişkileri ve kendisi de tartışılan bir isim olan, yargıdaki bazı güç odaklarıyla da yakın ilişki içinde olduğu konuşulan bir avukat gözaltına alındı ve ardından tutuklandı.
Tutuklamaya giden yolda AK Partili isimlerin ortaya dökülmesi de pek enteresandı.
Açıkçası o operasyon neden yapıldı, bende hâlâ net bir cevabı yok ama önümüzdeki günlerde o konunun da netleşeceğini düşünüyorum.
Bir diğer yandan ülkede siyaseten cezaevine düşen grupların cebinden parasını almak için birtakım borsalar kurulduğu iddiası var. Bu iddia yeni değil ve başta Genel Başkanı olmak üzere CHP’nin sık sık dile getirdiği bir konu. Tıpkı ‘FETÖ borsası’ gibi borsalar kurulduğu ve belli avukatların cezaevindeki belediye başkanlarına ve beraberinde tutuklanan bazı kişilere “Çıkmak istiyorsan şunu şunu söyle ve şu kadar para ver, gerisi tamam” dediği iddia ediliyor.
Sanki hapis bir koz olmuş Türkiye’de. Canını sıkanı içeri atmakla tehdit edenlerin varlığı gibi ‘istenen yönde davranana’ da tahliye ödülü verebileceğini iddia edenler var!
Buna şimdi bir de “benim partime katıl hapisten kurtul”cuların katıldığı iddiası var.
Aydın’da yaşananlara bakınca insan resmen başkası adına utanıyor.
Koca koca roketlerin, mermilerin üzerine adını yazdıran cesur yürekler hapishaneden, hücreden korkarmış meğer!
Açıkçası ben Türkiye adına bu gidişin, daha doğrusu bu koşuşun bir sonu olduğu görüşündeyim. Bu düzen bu çürüme hızıyla böyle devam edemez. Etmemesi için de çalışmalıyız zaten!
Bu süreçte yaşananlardan endişeli olduğunuzu, aklınızdaki sorunun da “Türkiye çöküyor mu” olduğunu biliyorum.
Çünkü hep benzer endişelerle benzer sorulara muhatap oluyoruz.
Aslında bu konuya verilebilecek tek bir cevap var; kurtuluş yok tek başına, mücadeleye devam!


