25 yıllık meslek hayatımda birçok duruşma izledim.
Çoğu, devletin karanlık yüzü ile temas eden, temas ettiği yapıyı da gayet iyi tanıyan insanlara ilişkin davalardı.
Hâliyle politik davaların politik muhatapları olur.
Bu defa farklı, Ayşe Barım politik bir insan olmadığı gibi, politik hassasiyetlerin de farkında değil.
Başına bir şekilde bir iş gelmiş, nedeni de hâlâ tam anlaşılamadı bence!
Kimi diyor ki, “Sektörde büyük dilimi o yiyordu, üzerine çöktüler…”
Kimi diyor ki; “Ekrem İmamoğlu’ndan önce Ayşe Barım’ı aldılar ki oyuncular, şov dünyası korksun ve ses çıkartamasın…” “AK Partili bir yapımcıya kötü davrandığı için” bile bunun başına geldiğine inanlar var.
Sonuçta Ayşe Barım işinde çok başarılı, müşterilerini (oyuncular) fazlasıyla memnun eden bir menajer.
Burada hemen dış sesler devreye giriyor, “Katı bir insanmış” diyorlar.
Sözüm ona, “birçok ayağını kaydırmış…” Burada da devreye ben girmek istiyorum ve “Bize ne bunlardan” deme gereği hissediyorum.
Konumuz bu değil ki!
Konumuz sadece Ayşe Barım’ın dev bir hukuksuzlukla, dev bir suçlamayla karşı karşıya olması.
Tıpkı tüm politik davalarda olduğu gibi!
Aniden önce sosyal medyada başlayan bir linç sürecinin finalinde Gezi dosyasına eklenmiş.
Birileri istemiş, birileri de yapmış.
Olaya bak!
Ha diyeceksiniz ki, Gezi dosyası tamamen kurmaca değil mi zaten!
İşte ben de diyorum ki; dosya zaten -bir ara yerel mahkeme de beraat ve tahliye kararları vermişti- bomboştu, işin Ayşe Barım kısmı o boşluğun da ötesinde.
Ayrıca kadın ağır hasta, kalbi ve beyninde ciddi sorunları var. Acilen tahliyesi gerekiyor.
Üstüne basa basa ve tekrar söylüyorum; konunun Ayşe Barım’ın iyi veya kötü, şöyle ya da böyle bir insan olmasıyla ilgilisi yok.
Türkiye’de devletle hiç temas etmemiş, ederse neler yaşayacağından da bîhaber biri…
İnsan savunmasını dinlerken, gözyaşlarını tutamadığına tanıklık ederken hakikaten utanıyor.
Herkes politik olmak zorunda, herkes asgari bir politik söylemi tutturmak zorunda mı? Misal, sözüm ona “iyi biri değil” iddiasıyla nitelenen birinin hakkı yenebilir mi?
Türkiye komuoyunu anlamak da güç…
Ayşe Barım’ı genç bir muhabirken tanıdım, hep en iyi oyuncuları elinde tutan sert mizaçlı biriydi. İşi de buydu gerçi; oyuncularının menfaatini gazeteciler karşısında en yüksekte tutan biri… Çok başarılıdır işinde diyorum ya, tamamen gerçeği yansıtıyor bu ifade.
Ama gelin görün ki Ayşe Barım yargılanırken çok az sayıda ve sadece kendisiyle çalışan oyuncu, çok az sayıda film ve dizi yapımcısı, az sayıda gazeteci vardı.
Bir davet verse eminim en az beş-on katı katılım sağlardı.
Koca bir sektör korkmuş, sinmiş ve Ayşe Barım’ı terk etmiş görünüyor.
Oysa hâlâ anlayamadılar; yalnız bıraktıkları her hikâyenin sonunda kendileri de benzer bir şekilde bu sistemin, bu iktidarın, bu düzenin hedefi olabilir ve yapayalnız kalabilirler.


