Sivil anayasa tartışmasının iki olası amacı
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Sivil anayasa tartışmasının iki olası amacı

Bu girişim, sıradan bir reform/ıslahat arayışının ötesinde artık bir karşı-devrimci/karşı-inkılapçı atılımın adını koyma girişimidir.

Çizgi: Tan Oral

Gündemdeki "sivil anayasa" tartışmasının biri kısa vadeli, diğeri uzun vadeli olmak üzere iki amaç taşıdığını düşünüyorum.

Kısa vade için kullanacağımız kavram "Bonapartist Anayasacılık" olabilir.

Bu kavram, Napolyon Bonapart'ın (i) kendi güdümündeki bir heyete hazırlattığı Anayasa'yı, (ii) etraflı biçimde tartıştırmadan ve muhalefet edilmesine olanak tanımadan, (iii) halkın hoşuna gidecek türden bazı makyaj yükümlerle, (iv) toplumu evet-hayır ikilemine hapsederek oylatması esasına dayanır.

Güven krizi yaşayan iktidarlar ve kişiler, bu türden manipülatif yollarla meşruluk devşirirler. Kürtaj yasağı, ölüm cezası, din istismarı, homofobi vb. türden, toplumun geri bilincine dönük konular bu türden oylamalarda iş görür.

Önümüzdeki süreçte bunu göreceğiz.

Uzun vade için kullanacağımız kavram "Karşı-İnkılap" olabilir.

Biliyorsunuz "ıslahat", bir düzeni değiştirmeden, düzen içinde değişiklikler yapmayı ifade eder. Buna "reform" diyebiliriz. Biliyorsunuz "ihtilal", bir yönetimi, güç kullanarak alaşağı etmek ve iktidarı ele geçirmeyi ifade eder. Buna "politik devrim" diyebiliriz. Bunlardan başka, bir de "inkılap" kavramı vardır. Bu kavram "ıslahat"tan, köklü kopuş niteliği uyarınca ayrılır. İhtilalden ise anlık olmayıp sürece yayılmasıyla ve toplumsal yapıda köklü değişiklikler getirmesiyle ayrılır. Ben buna "sosyal devrim" demeyi yeğliyorum.

"Türk İnkılabı" dediğimiz süreç, 1908'den başlayıp 1923 ve sonrasına kadar uzanır kanımca. İhtilal (politik devrim) anının zirvesi, hiç kuşku yok ki 29 Ekim 1923'tür. Bu inkılapların bazıları birer kanunla düzenlenmiş ve Anayasa'da (md. 174) da sayılmıştır.

Örnek olsun diye sıralayalım;

Tevhid-i Tedrisat Kanunu, eğitimde dinsel/dinsel olmayan biçimindeki çokluğu kaldırmış, tekil ve laik bir eğitim getirmiştir. Bugün imam-hatiplerin sayısına baktığımızda, bunların bir meslek okulu olmanın ötesine geçtiğini, laik eğitime alternatif dinsel eğitim kurumları olduğunu görüyoruz. Din derslerinin tüm eğitimi kuşatması, sorunu sadece Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersiyle değil, haftada on altı saati bulan Hz. Peygamberimizin hayatı, Kur'an-ı Kerim vb. zorunlu seçmeli derslerle de gerçekleşiyor. Örgün eğitim derslerine imamların da katılması sağlanarak okullar bir bakıma camiye çevrilmiş bulunuyor. Fiili olarak harem-selamlık eğitimi uygulanıyor, şimdilerde bu iyice kurumlaştırmak isteniyor. Artık laik Cumhuriyet'in eğitiminden eser yok.

Medeni Kanun da bir inkılap kanunu. Bu Kanun, özellikle imam nikâhına karşı resmî nikah kurumu ile aile yapısına dönük sosyal bir devrim getirmiştir. Kadınların aile içinde güvencesiz kalmasına veya çocukların evlendirilmesinin imam nikâhı adı altında meşrulaştırmasına karşı işlev gören bu kanunun da altı oyulmuş bulunuyor. Bu birkaç adımda gerçekleşti.

Öteden beri imam nikâhı serbestti ama önce resmi nikah kılınması zorunluluk sayılıyordu. Türk Ceza Kanunu'ndaki bu hüküm iptal edildi. Resmî nikah kıymadan da imam nikahı yapmanın önü açıldı. Sonra devamı geldi. Bizzat imamların resmî nikah kıyabilmesinin önü açıldı. Ardından çocukların cinsel istismarına dair hüküm, çocuk ile onu istismar edenin evlenmesi durumunda cezanın ağır kaçacağı söylenerek iptal edildi. Bu yolla, çocuk gelinlerin imam nikâhı adı altında meşrulaştırılmasına karşı getirilen hükümler tartışmalı kılındı. Devrim Kanunu zedelendi.

Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Seddine ve Türbedarlar ile Bazı Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun, Türkiye Cumhuriyeti'nin "şeyhler dervişler, müritler ve mensuplar memleketi" olmayıp çağdaşlaşmasına katkı sunmak için çıkarılan bir kanundu. Bugün bu kanunun geldiği yer üzerine yeniden yazmayacağım. 15 Temmuz'un kendisi yeterince çok şey anlattı. Bugün devlet kurumlarının cemaatler arasında nasıl paylaştırıldığını hemen herkes biliyor ve konuşuyor. Cemaatleşme hiç olmadığı kadar yaygınlaştı…

Dil Devrimi bağlamında Latin harfleri kaldırılmış değil ama bunun uzantıları gündelik yaşamda görülüyor. Kılık kıyafet devrimine karşı istismarcı bir tutum hayli yaygın…

Uzatabiliriz ama burada duralım. Bu ve benzeri türden örnekler, inkılapların imha edildiğini, dolayısıyla aslında bir "karşı-inkılap" sürecinin yaşandığını gösteriyor. Her devrimci "an" gibi, karşı-devrimci anlarda da aktörler "kurucu iktidar" iddialarıyla sahneye çıkar.

Şu anda sürdürülen "sivil anayasa" tartışması için de biraz provokatif bir cümle kurmak gerekiyor: Bu girişim, sıradan bir reform/ıslahat arayışının ötesinde artık bir karşı-devrimci/karşı-inkılapçı atılımın adını koyma girişimidir. Saltanatın veya hilafetin ilanı gibi bir ihtilal (politik devrim) adımı değildir belki ama zaten gerçekleşen karşı sosyal devrimin temel metninin konmak istendiğini söylemek için fazlasıyla nedenimiz var.

İşin tuhafı bu, devrimin örgütü Cumhuriyet Halk Partisinin umurunda değil…

Tolga Şirin kimdir?

Tolga Şirin, İzmir'de doğdu. İstanbul Barosu'na kayıtlı avukat ve Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı'nda doçent olarak çalışmaktadır.

Hukuk alanındaki lisans ve lisansüstü eğitimini Marmara Üniversitesi'nde tamamladı. Lisans eğitimi sonrasında Londra Birkbeck Üniversitesi'nde insan hakları hukuku eğitimi aldı; doktora ve doktora sonrası aşamalarda Köln Üniversitesi Doğu Hukuku Enstitüsü'nde araştırmacı olarak görev yaptı.

TÜBİTAK Sosyal Bilimler Programı ve Raoul Wallenberg Enstitüsü bursiyeridir.

Aybay Vakfı (2010) makale yarışması ödülünün sahibidir. 

2006-2008 yılları arasında İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi yürütme kurulu üyeliği yaptı.

Ondan fazla kitap ve çok sayıda makalesi olan Şirin, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

Geçmişte Radikal ve BirGün gazeteleri ile Güncel Hukuk dergisinde güncel yazılar yazan Şirin, haftalık yazılarını 2020'den beri T24'te yayımlamaktadır.

 

İlgili İçerikler