18 Aralık 2019

Judith'ler ve Holofernes'ler

Merak sardım "Judith ve Holofernes"lere ve dünyanın çeşitli müzelerinde, kitaplarda ve sonra internet bahçelerinde bir dedektif gibi araştırdım. Boticelli'den Vasari'ye, Michelangelo'dan, Artemisia Gentileschi'ye, Caravaggio'ya, Goya'ya, Rubens'e, Titian'a, Veronese'ye, Klimt'e, 20. ve 21. yüzyıl sanatçılarına uzanan bir süreçte tekrar tekrar pek çok ünlü sanatçı, bu müthiş sahnenin resmini yapmıştı

Bir önceki yazıda, kesik başlardan söz etmiş ve Judith'le Holofernes'in öyküsünü bu yazıya bırakmıştım. Sanırım ilk dikkatimi çeken Judith ve Holofernes eseri, Floransa'da Palazzo Vecchio'nun önünde duran Donatello'nun heykeliydi (meydanda duran kopyası, bronzdan yapılmış olan aslı Palazzo Vecchio'nun zambaklar salonunda bulunuyor). Bir kadının heybetli bir adamın başını gövdesinden ayırmasını gösteriyordu heykel.

Donatello

Sonra merak sardım "Judith ve Holofernes"lere ve dünyanın çeşitli müzelerinde, kitaplarda ve sonra internet bahçelerinde bir dedektif gibi araştırdım. Boticelli'den Vasari'ye, Michelangelo'dan, Artemisia Gentileschi'ye, Caravaggio'ya, Goya'ya, Rubens'e, Titian'a, Veronese'ye, Klimt'e, 20. ve 21. yüzyıl sanatçılarına uzanan bir süreçte tekrar tekrar pek çok ünlü sanatçı, bu müthiş sahnenin resmini yapmıştı.

Bu vahşi sahne, yani Judith'in Holofernes'in başını kesmesi sahnesi, ilham alınan bir dini öyküden, erotik yanlar içeren bir öykü haline dönüşmüştü. Aslında erotizm daha ilk başlarda bile, örneğin Jan Massijs'in 16. yüzyıl tablosunda ya da Giovanni Baglione'nin 1608'de yaptığı resimde de vardı.

Jan Massijs

Ama zaman içinde Caravaggio'nun, kadın ressam Artemisia Gentileschi'nin ve Alman ressam Johann Liss'in resimlerinde olduğu gibi ürkütücü sahneyi bütün canlılığıyla yansıtan eserler öne çıktı.

Caravaggio

Boticelli 'Venüs'ün Doğuşu'nda çıplak bir kadını bütün güzelliğiyle resmetmişken 'Judith'in Dönüşü' isimli yapıtında muhafazakar bir Judith yorumu yapmıştı.

Boticelli

Michelangelo'nun Sistina Şapeli'nin tavanında yarattığı muazzam dünyada ise küçük bir Judith vardır. Orada yardımcısının Holofernes'in başını taşıdığı sıradan bir kasabalı kadın olarak görürüz Judith'i, hatta Michelangelo yorumunda arkası dönüktür, saçına bağlamış olduğu aksesuarlardan anlarız süslenmiş olduğunu, ürkütücü olan çadırın içinde başsız yatan Holofernestir.

Michelangelo

Judith'in hikayesi Eski ve Yeni Ahit arasına sıkışmış Apocrypha kitabında anlatılır. Asur orduları komutanı Holofernes, bir Musevi kenti olan Bethulia'yı kuşatır. Şehrin su kuyularını toprakla doldurur, şehirde kuraklık başgösterir. Bir süre sonra ahali, Bethulia'yı Holofernes'e teslim etmeyi tartışmaya başlar. Tanrı yağmur yağdırmadığına göre şehrin teslim edilmesini istemektedir. Bethulia'da yaşayan, kocası bir süre önce vefat etmiş bulunan genç dul Judith (evli kaldıkları sürece kocasıyla birlikte olmamıştır, bakiredir) kendini tamamen dine vermiştir. Aslında çok güzel bir genç kadındır, ancak evden dışarı çıkmadan bütün gün dua eder. Şehrin Holofernes'e teslim edilme düşüncesi Judith'i çok kızdırır. Tanrının ne isteyip istemeyeceği üzerine nasıl fikir yürütürsünüz, Tanrı'ya nasıl şart koşarsınız der ve bir plan yapar. Gece yarısı, en güzel ve dekolte (burası kitapta dekolte diye geçmiyor elbette ama öyle olduğu anlaşılıyor) giysilerini giyer, süslenir, takılarını takar, makyajını yapar, kaleden çıkıp hizmetçisiyle birlikte Holofernes'in karargâhına gider. Hizmetçi kadın sepetinde güzel yemişler, meyveler taşımaktadır. Bethulia halkının tanrıya karşı geldiğini, günah işlediklerini, Holofernes'in gelişinin tanrının gazabı olarak Bethulia halkını cezalandırmak üzere olduğuna inandığını ve kentin anahtarını ona vereceğini söyler. Holofernes Judith'i konuk eder, kampında üç gün geçirir, dördüncü gün Holofernes bir şölen verir. Şölen sırasında epeyce içer, akşam herkes gittikten sonra, çadırda Judith ve Holofernes baş başa kalırlar ve birlikte olurlar. Gecenin ilerleyen saatlerinde Holofernes uyuduktan sonra Judith, onun kılıcıyla başını keser, hizmetçinin yemiş sepetine koyar ve Bethulia'ya geri dönerler. Oradaki askerlere sabah erkenden Holofernes'in ordusuna saldırmalarını söyler. Baskın başladığında komutanın çadırına giden Asur askerleri başsız gövdeyle karşılaşınca panik başlar ve bozguna uğrarlar. Böylece kent kurtulur ve Judith de dualarına geri döner.

Judith daha en baştan Holofernes'le birlikte olmayı kafasına koymuştur. Friedrich Hebbel'in* Judith isimli tiyatro oyununda, kendi kendine "Ona bir erkek olarak kapılmam umarım" der, Holofernes'le seviştikten sonra başını kesebilmek için onun kötülüklerini, günahlarını düşünmeye çalışır. "Dudaklarımda kalan onur kırıcı öpücük lekelerini onun kanıyla yıkayacağım" der. Uyuyan Holofernes'e yaklaşır, Holofernes uykusunda gülümser. Judith "Gülümsüyor, bu lanet gülümsemeyi tanıyorum, böyle gülümsemişti beni kendine çekip de sonra… Öldür onu Judith, bekaretini bu kez de uykusunda bozuyor" der ve kendi kılıcıyla keser başını Holofernes'in.

Aslında Holofernes Judith'e tecavüz etmemiştir. Tam tersine Judith onu baştan çıkartmıştır. Dini öyküde nasıl yas giysilerini çıkartıp süslendiği, takılar taktığı, yüzünü renklendirdiği anlatılır. Birlikte geçirdikleri birkaç gün boyunca da cilve yapmıştır Judith. İşte tam da bu noktadan tutarlar öyküyü erotik boyutuyla yorumlayan sanatçılar. 1928 de Franz von Stuck'ın yaptığı tabloda çıplak bir Judith adeta sadist bir zevkle başını kesmeye hazırlanmaktadır Holofernes'in.


Franz von Stuck

Erotik yorumlarda en öne çıkan iki tanesi, Gustav Klimt'in 1901 ve 1909 yılında yaptığı Judith I ve Judith II'dir. Klimt'in neredeyse bütün resimlerindeki o altın renginin çeşitlemeleri arasında yarı çıplak hülyalı bir Judith'i yanında kesik bir Holofernes kafasıyla görürüz. Hele de Judith I'de, adeta az önceki sevişmenin etkisinden çıkamamış gibidir.

Klimt

O kadar değişik kültürden ve çağlardan sanatçılar, yazarlar, müzisyenler bu öyküyü yorumlamışlardır ve yorumlamaya devam etmektedirler ki, belki de sanat tarihinde en çok işlenen konulardan biri olmuştur Judith ve Holofernes. Örneğin Isfahanlı müslüman sanatçı Muhammed Zaman'ın 1680'de yaptığı Judith ve Holofernes ya da yakın zamanda dijital sanatçı Ben Agnotti'nin photoshop kullanarak yaptığı, uzakdoğulu Judith ve Holofernes ya da Augusto Rendon'un www.museoarteeroticoamericano.org'da bulabileceğiniz çırılçıplak bir Judith'in bacaklarının arasındaki kesik Holofernes başı, Japon sanatçı Kei Kobayashi'nin Gentileshi'nin resminin çizgilerinden devşirdiği bir uzay karakteri olarak Judith ya da porno bir çizgi roman fasikülünde hikâyenin ortaya konması ya da Thomas Theodor Heine'nin, yukarda sözünü ettiğim Hebbel'in tiyatro oyunu için  yaptığı Art Nouveau tarzı Judithleri...

Ben Agnotti

Hebbel'in oyunu, Schumann, Wagner ve von Reznicek tarafından bestelenen Judith ve Holofernes operalarına da esas teşkil etmiştir. Freud da oyunu okumuş, esere atıfla bakireliğin tabu olması meselesiyle ilgili yorum yapmıştır.

Daha yüzlerce örnek verebilirim, bitmemiştir bu konuya olan ilgi. Tam tersine büyüyerek sürmektedir. Bu ilham kaynağının nedenini, teologlar, psikologlar, sanat tarihçileri açıklayabilir belki. Benim için yeni bir Judith ve Holofernes keşfetmek eğlenceli bir oyun.

Günümüz Türkiye'sinde bunca kadın cinayeti olurken, bu yazı da iki kadının bir erkeği boğazlama sahnesini en korkutucu hâliyle resmetmiş olanlardan kadın ressam Artemisia Gentileshi'nin resmiyle bitsin.

Artemisia Gentileshi

Artemisia bu resmiyle adeta binlerce yıldır süren ve kendinden sonra da devam edecek erkek egemen toplum düzenine bir mesaj yollamıştır. Biz de bayramlarda kart olarak yollayalım kadın katillerine.


* Friedrich Hebbel Judith: Türkiye İşbankası Kültür Yayınları, Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi, 1. Baskı Ekim 2019.

Yazarın Diğer Yazıları

Üniversitelerimiz, kızlarımız, kadın vatandaşı döven polislerimiz ve kayyım rektörümüz

İki haberi alt alta koyduğumuzda üniversitelerimizin kızlarımızı emanet ettiğimiz kurumlar olduğu, sokaklardaysa kızlarımızın kendilerini koruması gerekenler tarafından sille tokat dövülebildiği ve bu durumun da kılıfına uydurulup meşru gösterilebileceği gibi, tuhaf bir durum ortaya çıkıyor

Ankara Rüzgarı*

Mayıs ayının on beşi geldi. Kapalı günlerde şarkılara, romanlara, şiirlere sığınıyoruz. Hayallerimiz gerçeklerin önünde at koşturuyor. Ankara Rüzgarı bütün yolculuklarımın hiç bitmeyen şarkısıdır, "bütün kara parçalarında, Antarktika hariç değil". Mayısın dolunay öyküsü...

İçki satışını neden yasakladınız?

Taraftarınızın en radikal, en köktendinci, en yobaz kısmına hoş görünmeye çalışıyorsunuz. O mahalledeki tribünler bizi alkışlasın yeter diyorsunuz. Ben de soruyorum tabii, neden?