15 Eylül 2023

Gülümsemenin gölgesi

Hep böyle oluyor, kalbimi sarıp sarmalayan bir şarkı tam da Gezi Parkı'ndan bisikletle geçerken kulaklarıma düşüyor. The Shadow of Your Smile (Gülümsemenin Gölgesi) parçasını ilk kez o sabah Dexter Gordon'un saksafonundan dinledim, enstrümantal halini. Sonra ne kadar çok sanatçının bu Johnny Mandel bestesini seslendirdiğini fark ettim. Sözlerini Paul Francis Webster yazmış. Barbara Streisand'dan, Frank Sinatra'ya, Andy Williams'tan, Engelbert Humperdinck'e onlarca sanatçı... Benim favorim ama Tanju Okan'ın yorumu, insana hayaller kurduran o buğulu, ağdalı sesiyle ağır ağır söylemesi şarkıyı. Bu ayın dolunay öyküsü, beni ne zamandır peşinden sürükleyen bu parça kulaklarımda, uzaklardaki bir gülümsemenin gölgesine yağmur yağarken başladı...

Fotoğraf: Talat Kırış

Sular çekilmişti. Sularla birlikte sanki bütün dünya da çekilip gitmişti. Orada uzakta, suların terk ettiği denizde bir sen vardın. Sanki gelgitin getirip götürdüğü suların içinde yaşayan bir melektin. Saçların uzundu bir zaman, şimdi kısacık kesilmiş. Bir an yağmur mu beni aldatıyor dedim ama değil. Ne zaman kestirdin saçlarını, hep kestirsem derdin. Sahil uzayıp gidiyor biteviye, kimsesizler yurdunun bahçesi gibi. Sen kimsesizlerin kimi gibisin, hep öyle oldun.

Gözlerim dürbün gibi, teleskop gibi, ne kadar uzaklaşsan da seni buluyor. Gözlerim giysilerinin kokusunu almış bir köpek gibi, nefes nefese peşinden koşuyor. Sen dünyayı unutmuşsun, belki de bu gezegenden değilsin; bunu da zaman zaman düşünmüşlüğüm var. Suların terk ettiği denizin çamurlu kumlarında küçük yengeçlerle beraber yürüyorsun. Yağmur bazen şiddetleniyor. Ayın kendine doğru çektiği suların yerini doldurmak ister gibi; bazen yavaşlıyor, seni gökkuşağına sarmak için.

Geçmişe mi, geleceğe mi yürüyorsun diye bakıyorum ardından. Belki de mümkün geçmişlerinden ya da geleceklerinden birine. Görmüyorsun, duymuyorsun, rüyada gibisin. Acaba rüya gören sen değil de ben miyim, sen şu an benim rüyamda mısın? Rüya gibi ortalık çünkü; gerçeküstü renkler, yerden beş on santim yüksekte uçar gibi yürüyen sen ve suya düşmüş bir damla kan gibi yeryüzüne yayılan gülümsemenin gölgesi.

Daha seni tanımadan, bilmeden, gülümsemenin gölgesine aşık olmuştum. Yunusların geçici ikametgâhının kıyısındaydık. Daha 'çiçek pasajında kadeh tutmalarına' çok vardı. Bir öğle vaktiydi. Bardağında rakın susuzdu. Sanki ben rakıyı, sen denizi içer gibiydin. Ne zaman tanışmıştık, nasıl gelmiştik bu denizin kıyısına, hangi rüzgâr üflemişti bizi oraya, o kısımları meçhul hafızamda. Güneş yana doğru kayıyordu, bir martı pike yaptı denize doğru, dizlerinin üstüne bir tekir kedi yerleşti, cilveli iki yunus sıçradı. Bütün bunların hepsi aynı anda oldu ve o anın içine senin gülümsemenin gölgesi de sığdı. Sana aşık olmaktan başka çarem yoktu. Kaderimde bu vardı, istesem de başka türlüsü olamazdı. Fazlaca düşünmedim ben de, atıverdim kendimi o sükûnlu kurşunî grinin içine.

İnce bir ses, pirinç bir çana pirinç bir tokmakla vurulmuş gibi bir ses çınladı içimde. Kalbim kış uykusundan uyandı. Kum saatini o zaman döndürdü felek. Ya biterse daha başlamadan, diye korktuğumu biliyorum. Gözlerimi kum saatinden alamadan, geçen her saniyenin kıymetini bilmeliyim diyerek bıraktım kendimi senin gözlerine ve gülümsemenin gölgesine. Böyle başlamıştı her şey sanki.

Şimdi uzaklardaki sana bakarken başka başlangıçlar da hatırlıyorum. Bir tepeyi tırmanıyoruz. Yürüyüş çubukları var elimizde. Oraya nasıl gelmişiz? Bir yürüyüş ekibiyle birlikteydik de ayrı mı düştük, yeni mi tanışmıştık, daha tanışacak mıyız? Biz yükseliyoruz ama oksijen azalmıyor, dağ havası öyle bereketli. Kenarda inekler otluyor, sarı bej bir tanesi var, keyifle geviş getiriyor. Ortam romantik değil, kesif bir tezek kokusu genzimizde. Sen yoldan çıkıp ineğin yanına gidiyorsun. Kulaklarının arasını okşayıp burnuna bir öpücük konduruyorsun ve o anda gülümsemenin gölgesi yayılıyor yaylalara, güneş tepenin arkasında siper almış, seni gözlüyor sinsice. Ben sana sonsuza kadar aşık olacağımı anlıyorum o anda.

Böyle başka anlar, o kadar çoklar ki. Ne zaman, nasıl başladı; her şey birbirine karışıyor, ama her birinde, istinasız her sahnenin bir köşesinde gülümsemenin gölgesi var. Zaman tünelinde gidip geliyorum. Bir tarihten başka bir tarihe atlıyorum. Coğrafya değişiyor, insanlar değişiyor, dünya değişiyor bir tek o an, gülümsemenin gölgesinin bana değdiği an değişmiyor. Ben sanki bu dünyada başka türlü aşık olmadım hiç. Dönüp duran bir girdabın içinden gülümsemenin gölgesiyle çıktım her seferinde dışarı.

Fazlaca kafa yormuyorum. Yalnızca bakmak ve görüntülerin beynime girerken yarattığı o ılık nefes olsun istiyorum, onun için de sana bakıyorum. Sen hâlâ yürüyorsun. Sular geri döndüğünde bacakların pullu bir kuyruğa dönüşür mü diye kaygılanıyorum. O an o kadar eminim ki senin denizden çıkmış bir deniz kızı olduğuna ve kum saatinin son taneciklerinin ince cam borudan düşmekte olduklarına, denize dönmene bir lahza kaldığına. İçimden bir ses diyor ki. Eğer ona sonsuza kadar bakabilirsen kum saatinin o son taneciği havada asılı kalacak ve o uzun pullu kuyruk hiç bir zaman uzamayacak.

Ben pencerenin gerisindeyim, seni gözden kaybetmeden yanına gelmenin bir yolunu bulmalı sonsuza kadar sana bakmalıyım. Daha alacakaranlık bile değil ama ay doğuyor mavi bir portakal gibi. Mihrimah Sultan'ın camilerinden bakarcasına güneşle ay birbirini dengeliyor. O ışık huzmelerinin arasına katılıyor gözlerim. Gözlerim bedenimden ayrılıyor. Gezegenimiz bize hissettirmeden dönüp duruyor ezelden ebede doğru. Onun dönüş çizgisinde buluyor gözlerim gözlerini. Sonsuzluk başlıyor. Sen hâlâ yürüyorsun suların çekildiği kumsalda, küçük yengeçlerle birlikte. Ben senin gülümsemenin gölgesine sığınıyorum. İstanbulda da yağmur başlıyor sonunda. İkimiz iki ayrı denizin kenarında, küçük bir yağmurun saçak altında...

Talat Kırış kimdir?

Talat Kırış, 1961 yılında İstanbul'da Süleymaniye Doğumevi'nde dünyaya geldi. Sırasıyla Ataköy İlkokulu, İstanbul Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirdi.

Öğrenciliği sırasında yurtiçi ve yurtdışında kaza cerrahisi ve beyin cerrahisi kliniklerinde staj yaptı. Prof. Dr. Türkan Saylan'la birlikte Van'da lepra hastalığı üzerine saha çalışmalarına katıldı. Konya Devlet Hastanesi Acil Bölümü'nde mecburi hizmetini; 1986-1992 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi Nöroşirurji Anabilim Dalı'nda ihtisasını tamamladı. Uzmanlık tez çalışmasıyla Beyin Araştırmaları Derneği ve Japon Nörotravma Derneği'nden ödül aldı. Uzmanlık sonrası Kartal Eğitim Araştırma ve Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanelerinde çalıştı.

1995-1996 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri, Arizona, Phoenix'te bulunan Barrow Nöroloji Enstitüsü'nde burslu olarak, kafa kaidesi tümörleri ve beyin damar hastalıkları üzerine üst ihtisas yaptı. İstanbul Tıp Fakültesi Nöroşirurji Anabilim Dalı'nda 1999 yılında doçent, 2006 yılında profesör oldu.

2006 yılında 9. Uluslararası Serebral Vazospazm Kongresi'nin başkanlığını yaptı. Türk Nöroşirurji Derneği Yeterlik Kurulu kurucu üyeliği, Nörovasküler Eğitim Öğretim Grubu başkanlığı, Nöroonkoloji Eğitim Öğretim Grubu başkanlığı, Temel Kurslar eş başkanlığı, yönetim kurulu üyelikleri, Türk Nöroşirurji Dergisi ve Turkish Neurosurgery dergileri baş editörlüğü, Nöroonkoloji Derneği ikinci başkanlığı ve Türk Nöroşirurji Derneği başkanlığı yaptı.

Avrupa Nöroşirurji Dernekleri Birliği Araştırma Komitesi üyeliği görevinde bulundu. Akdeniz Beyin Cerrahları Derneği Eğitim Komitesi Başkanı olan Kırış, 2017-2021 yılları arasında Dünya Nöroşirurji Dernekleri Federasyonu Beyin Damar Hastalıkları Komitesi Başkanlığı yaptı.

Dünya Nöroşirurji Dernekleri Federasyonu'nda Türk Nöroşirurji Derneği'ni temsil eden delege olan Prof. Dr. Talat Kırış, meslek yaşamını Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi ve Koç Üniversitesi Hastanesi Beyin Cerrahisi bölümlerinde sürdürüyor.

Kırış'ın editörleri arasında bulunduğu İngilizce iki kitabı, 100'den fazla kitap bölümü, ulusal ve uluslararası dergilerde makaleleri yayımlandı; çok sayıda ülkede beyin cerrahisinin çeşitli alanlarında eğitim kursları ve konferanslar verdi, yurtiçi ve yurtdışında eğitim amacıyla çok sayıda beyin cerrahının izlediği canlı ameliyatlar yaptı.

Tıbbiye öğrenciliği yıllarından itibaren 40 yılı aşan öğretim üyeliği ve hekimlik hayatını, 2021'de yayımlanan "Beyne Giden Yol / Bir Beyin Cerrahının Anıları" adını verdiği kitabında anlattı. TEDx ve farklı sosyal platformlarda konuşmaları yayımlanan Kırış, aynı zamanda kıdemli bir denizci olarak Güney Amerika'dan Antarktika'ya kadar uzanan yelkenli seyahatler yaptı, Grönland'da kanoyla Kuzey Kutup dairesi geçiş yaptı. Anılarında hayalini, "Bir Şehir Hatları Vapuru'na ismimin verilmesini isterim. Kimbilir, kısmet..." sözleriyle paylaştı.

Gençlik yıllarından itibaren yazın dünyasıyla ilgilendi, 1984 yılında Düşün dergisi masal yarışmasında mansiyon kazandı. Argos sanat dergisinde öykü ve denemeleri, Cumhuriyet ve Radikal gazetelerinde yazıları yayımlandı. 2012 yılından Yacht Türkiye dergisinde yazmaya başladı.

Ağustos 2019'dan itibaren T24'te düzenli yazılar yazıyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Bir devlet görevlisiyle bir vatandaşın diyaloğu

"Yok Can Atalay, yok Osman Kavala, yok Selahattin Demirtaş... Onlar ne isterse, nasıl isterse öyle oluyor, olacak"

Mert katillerin ülkesi

Mamafih Sabahattin Aliler de, Uğur Mumcular da, Abdi İpekçiler de, Bedrettin Cömertler de, Bahçelievler'de katledilen yedi genç de, 1 Mayıs 1977'de üzerlerine ateş açılıp vurulanlar ve saymakla bitmeyecek pek çok vatansever gibi Hrant Dink de, birilerinin gözünde mert olan katillerce katledilmişlerdir

Gökkuşağı bebekler

Artık yağmurlar renkli yağıyordu dünyaya...