
Matematik, sayıların dili... Pek çok zihinsel beceriyi aynı anda barındıran bir bilim dalı. Dünyayı ve düzenini anlamanın en keskin ve en kısa yolu.
Ne havalı bir giriş değil mi? "Matematik nedir?" sorusuna matematikçiler böyle yanıt veriyor. Delirmişler tabii. Acıyı sevmek olur mu? Bence, matematik üzerimize oynanan büyük oyun. İnsan aklının yarattığı en komplike sorun. Sorunu bulmak falan da ne, matematik sorunun ta kendisi!
Sokak röportajlarını sever misiniz? Gelmiş geçmiş en iyi talk şovlar zamane gençleri tarafından sokaklarda çekiliyor. Arada çok basit sorularla -sıcaktan, hayat pahalılığından, aşktan, trafikten bunalmış- insanların ağzının içine mikrofonu sokarak tuzağa düşürseler de -verilen ilk yanıtlar aklımızın nasıl çalıştığını gösterdiği için- fevkalade bir deney. Geçen yine çıkmışlar sokaklara, rastgele "6 kere 9 kaçtır" diye soruyorlar. Dakikalarca sürüyor ama kendinden emin "54" deyip, devamında daha komplike bir soru bekleyen dahi insan profili iki üç kereden fazla arz-ı endam etmiyor. Milli yanıtımız, "Dur öyle ani sordun, kafam karıştı"larla dolu bir video. Kalanların çok büyük bir bölümü ne diyor biliyor musunuz? 49! Hayır, bir iki değil, çoğunluk sessizce anlaşmış gibi 49 diyor! Üşenmeyin, içinizden "6 kere 9 – 49" deyiverin hızlıca. Kulağa 54'e nazaran daha uyumlu gelmiyor mu? Gerçekten fonetiği var! Biz sesleri, sayılardan çok seviyoruz! Bakın bu üstün bir değerdir. Kimse matematik bilgimizi küçümsemesin. Bilmediğimizden değil, beğenmediğimizden…
Bilmediğimizden değil, demişken... İspata gidelim, içimiz açılsın. Lise Giriş Sınavı'nda (LGS) 20 matematik sorusu var. Tamamı müfredattan. Öğretmediği konuyu soracak halleri yok ya! O yüzden hiçbir sene "Bu sorulamaz" kavgası çıkmıyor. "Böyle sorulamaz" yaygarası kopuyor - milli itiraz: kesin soru yanlış. Sorularda ekstra beceri, üstün zekâ falan da aranmıyor. Peki, bu yıl Türkiye'nin matematik ortalaması kaç: 20'de 5.95 net. Yarım puanla 6'yı kaçırdık yani -milli teselli: Kıl payı kaçırdık süsü. Ama sonuç buz gibi ortada: Berbat! Bu sene sınav çok kolaymış. Geçen sene zormuş mesela; ortalama 4.75'te kalmış. Yani çok kolay ve çok zor sınavlar arasında sadece "1" doğruluk fark var, buna özellikle dikkat çekelim.
Çocukları matematik bilmeden ortaokuldan mezun ettik, peki... Tabloyu görüp, lisede durumu toparlarız değil mi? Umut her şeydir. Hemen bu senenin YKS matematik oranlarına bakalım, toparlamışlar mı? Birinci aşamada 40 matematik sorusu var. Kolay mıymış sorular? Kolaymış. Net ortalaması kaç; 8,2! Yani, yanlışlar doğruyu götürdükten sonra yapılan hesaba göre, 25.44 hata. Hakikaten kolaymış! Ayrıca tam 100 bin adayın sıfır net çıkardığını da söyleyelim, eksiye düştüklerinden puanları bile hesaplanamamış tam Yüz! Bin! Lise Mezunu!
"Sınav kolaydı" diyen eğitim uzmanlarının da matematik ve mantık bilgisinden şüphelenme vakti… Bu kadar fazla sayıda yanlışın her sene değişmeden tekrar ettiği bir ülkede hangi sorular tam olarak kolay acaba..? Kesin bu soruyu da onlar yanlış anlıyorlar. Biz "sınav soruları kolay mı" diye sorarken, bizim çocukları kastediyoruz, onlar hangi çocuklara göre yanıt veriyorlar, muamma.
Türkiye bağırıyor, matematik bilmiyoruz, anlamıyoruz, zorlanıyoruz, çuvallıyoruz, diye bağırıyor. Duyun!
Uluslararası arenada da matematik puan ortalamamız o kadar düşük ki, çoğu yazılı sınavlarda başarısızlığımız adeta bir filtre gibi eliyor bizi. Bizim çocuklar test sistemine alışık ya, ondan: PISA çoktan seçmeli olsa, Türkiye, OECD ortalamasını geçer yahu! -bu da milli halüsinasyon: bizim çocuklar cevabı bulmak için, şıkları görmeli, öyle öğrendiler… Bir çocuğa bir gün "Sinekli Bakkal'ın yazarı kim" diye sormuş, "seçenekler ne" yanıtı almıştım. PISA, akıllı ol!
Devlet büyüklerimizin de matematiğine bakarak aklımızın sayılarla mesafesini hesap edebiliriz. "2009'un sıfırlarının üzerine çarpı koyun, atın. Ne kalır, 2 ile 9. 2 ile 9'u toplayın 11 eder. Şimdi de 29'la 11'i toplayın, 40 eder" iktidar formülüyle akıllara kazınan Devlet Bahçeli'nin de dediği gibi: "Bunlar tesadüf olamaz..."
Matematikle ilgili bir sürü film olacak hikâye dinledim. Benimkisi trajikomik. Hayatım boyunca sayılar Çince gibi göründü bana. Ortaokulda denklemlere geçince kendime sayısal öğrenme güçlüğü teşhisi koymuştum. Üniversite sınavında sayısal teste hiç bulaşmadım. Zaten iddiam şudur ki, küçük bir istisnai grup hariç, Türkiye; Edirne'den Van'a sözelcidir. 6 kere 9; 49. Nokta!
Dananın kuyruğu elbette koptu. Meselenin, soruyu çözmekle ilgili değil, soruyu anlamakla ilgili olduğu en temel bilgisini ben kapı gibi diplomalara sahipken öğrendim. Akademi için ALES diye bir sınava girmek zorunda kaldım. Yarısı Türkçe, yarısı Matematikten oluşan bir yöntemi olduğunu bir hafta kala öğrenince de "ölçme sistemi hatalı, hiç adil değil" artistliğine sığınıp sinsice geri çekildim. Markette toplama yapamıyorum, ne matematiği? İTÜ mezunu, ileri matematik görmüş bir mühendisle evlenmiş olduğumu da araya sıkıştırayım. "Ben seni çalıştırırım" dedi. "Sen çalıştırırsın da bende çalışmaz" dedim; "Ben geri zekalıyım…" Kafam sadece harflere çalışıyor, sayılara değil. İkna etti, tabii ki bir test (!) kitabı aldık, oturduk derse, ilk soruda boşanmaya karar verdik. "Çok basit başlamışlar, ilkokul dört seviyesi, çöz şunu" dedi, ben soruya zehir içecekmişim ve orada ölecekmişim gibi baktım. "Hakikaten geri zekâlı olman lazım, bunu çözememen için" dedi. Çünkü milli motivasyon anlayışımız nedir: "Geri zekâlı değilsin ya, yaparsın…" Kendimle yıllar önce çözmüşüm bu mevzuyu, sıfır alınganlık, "Aynen" dedim, kapattım kitabı. Hırs yapmış (matematikçiler böyledir), sınavdan önceki iki akşam boyunca, ilkokul bir seviyesinden başlayarak anlata anlata soru çözdü. Ben sadece dinledim ve çuvallama bahanemi hazırlayıp, sınava girdim (sözelciler de böyledir). Sonuç: 50 soruda 40'a yakın net!
"Nasıl oldu bu, acaba beynimdeki frontal-lob çalışmaya mı başladı?" dedim, yemin ederim böyle dedim. Anlamamak için yıllarımı vermişim, bir gün beynim tersini kanıtlıyor diye geçmişimi çöpe atacak değilim. "Saçmalama" dedi, "İyi bir öğretmene denk gelmemişsin. Hem de hiç gelmemişsin..." Ama şöyle bir gerçeklik var; matematik eğitimi, herhangi bir noktadan yakalayabileceğin gibi bir şey değil. Yani aradan bir konuyu kaçırmış bir öğrencinin dersi artık takip edebilmesi mümkün değil. Bir tuğla bile eksik kalsa üstüne binayı çıkamıyorsun.
Şimdi uzun uzun anlattığım kişisel hikâyeme bakın ve elinizi vicdanınıza koyup söyleyin: Ben, iki akşamda öğrendiğim temel matematikle 20 yıldır idare ediyorum. Demek ki matematik kolayca öğrenilen bir ders, tek dişi kalmış canavar falan değil!
Peki, neden matematik öğrenemiyoruz?
Yapılan çalışmalara göre, özgüven, motivasyon, matematiğe ilgi ve matematikten zevk alma kriterleri başarının anahtarı sayılıyor. İyi de özgüvenimiz olmasa çarpım tablosunu kafamıza göre değiştirir miyiz? Demek sorun bu değil. İkinci konu, öğrencilerin bir alanda kendisini yeterli hissetmiyorsa, kaygı ve stres nedeniyle öğrenmeyi durdurabileceği... Burada biraz durmakta fayda var: İçinizden şu geçmiyor mu; her şey olması gerekene o kadar yakın ki, bizim matematikle ne derdimiz var acaba?
Matematik, dünyadaki zengin ülkelerin en güçlü araçlarından biri. Matematiği iyi ve ileri düzeyde öğrettiğin nesiller akıllanıyor, anlıyor, güçleniyor, üretiyor. Demek ki matematik belli bir zümrenin gizli anahtarı gibi korunuyor. Stratejik akıl gerekiyor, bir yol haritası bulmak gerekiyor. Peki, bizim eksiğimiz ne?
Bence, zihnen ve madden yoksuluz.
Zihnen yoksuluz çünkü matematiği anlamanın ne anlama geldiği anlaşılsa ülkede milli seferberlik ilan edilir. Zihnen yoksuluz çünkü bazı öğretmenler de dersi anlayan küçük bir grup öğrenciye meylediyorlarmış mesela. Geride kalanlarla değerli vakitlerini harcamak istemiyorlar demek!
İstisnalar hariç (çobanlık yapan gencin YKS birincisi olması gibi) ekonomik anlamda yoksulluk artıkça da matematik becerisi düşüyor. Basit düşünelim, en pahalı okullar sınav ve matematik başarısı en iyi olan okullar değil mi? Sınavlarda en yüksek dereceyi Ankara, Eskişehir, İstanbul, İzmir gibi iller yapmıyor mu? Niye en düşük başarı Hakkari ve Şırnak'ta? Öğretmenler Ankara'da daha iyi öğretirken, Şırnak'ta mı öğretemiyor?
Bir veri daha: Anne ve babası ilkokul mezunu olan çocukların matematik başarısı, eğitimli ve sosyoekonomik düzeyi yüksek ebeveynlerin çocuklarına göre çok ama çok daha düşük kalıyor. Bir de duygusal yoksunluk boyutu var. Baba ilgisi ile matematik arasında doğrudan ilişki var mesela. Peki, babanın yaşam ve çalışma şartları buna imkan sağlıyor mu?
Paran varsa konfor, konfor varsa matematik vaat ediliyor yani. Ne ayıp!
Matematiğin kendisini bir problem haline getirmişiz, bravo bize! Matematik bizi sınayacağına, biz matematiği sınıyoruz.
Geçen yıl çoğunluğu eğitimli ve mesleğinde uzman on binlerce genç yurtdışına göç etmiş. "Matematik öğretemiyorlar benim ülkemde, yazıklar olsun" diye değil tabii, kendilerine Türkiye'de gelecek görmedikleri için... Tahminler bu yıl göçte rekor kırılacağına yönelik.
İçimden bir ses, hep iyi matematik bilenlerin gittiğini söylüyor. Biz kalanlar da üstün matematik bilgimizle, "gerekirse soğan ekmek yeriz, yine de vazgeçmeyiz!"
|
Şükran Pakkan kimdir? Doç. Dr. Şükran Pakkan, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunudur. Birkbeck University Morley College'de Medya ve Gazetecilik eğitimi almış, yüksek lisans ve doktorasını İstanbul Üniversitesi'nde tamamlamıştır. Mesleğe İzmir'de politika ve ekonomi muhabiri olarak başlayan Pakkan, London Weekend Television (Channel 5), Women's Journal, Milliyet Gazetesi, Al Jazeera Türk TV, Al Jazeera English, HaberTürk TV gibi ulusal ve uluslararası medya kuruluşlarının haber merkezlerinde 25 yılı aşkın süre aktif gazetecilik yapmıştır. Akademik ve medya kariyeri boyunca başta Türkiye, Amerika, İngiltere ve Katar'da olmak üzere ulusal ve uluslararası çapta medya ve editoryal program, eğitime, sunum ve seminerlere konuşmacı ya da eğitimci olarak katılan Pakkan, "Bülent Dikmener Gazetecilik Ödülü” ve “Sedat Simavi Belgesel Ödülü” başta olmak üzere birçok haber ödülünün de sahibidir. Gazeteci Hrant Dink'e yönelik suikast sürecinde medyayı konu alan “Neler Yapmadık Şu Vatan İçin” ile dijitalleşmenin gazeteciliğin üzerine etkilerini inceleyen “Gazeteciliğin Geleceği” isimli kitapların yazarıdır. “Unutmak ya da Unutmamak: Unutulma Hakkının Gazetecilik Perspektifinden Uygulanabilirliği” başlıklı kitabın da ortak yazarıdır. Uzun yıllardır üniversitelerde medya, televizyonculuk ve gazetecilik dersleri vermekte, kurucusu olduğu Newsroom Media'da kariyerine yapımcı ve yayıncı olarak devam etmektedir. |


