İnsanı her baktığında kendine yeniden aşık edecek kadar güzeller. İlk yaklaştığınızda bakışlarındaki merakı gidermek istiyorsunuz fakat ne mümkün, öyle takıl peşime kaçışları var ki…
Evimizin bahçesini daha çok gözlemliyorum son zamanlarda. Buna vakit bulabildiğim için mutluyum. Vakit bulabildiğim demeyelim de buna; bunu artık fark edebildiğim için mutluyum.
Göremediğim detayları aralıyorum kendimde ve yaşadığım çevrede... O aralıktan gördüğüm garip, yabani bir dünyayla da tanışıyorum böylece.
Ne kadar Bodrum’da yaşıyor olsanız da iş güç ve meraklarınız şehirli kültüründen kurtulamıyorsa bir türlü, öz dünyanızdan da o denli kopuk yaşıyorsunuz...
Gürece’ye taşınalı 10 yıl oldu. Bizimle kendisi de Güreceli olan güzel küçük kızımız Leyla, ilk kez tanıştı evimizin bahçesindeki o yaban dünya ile.
İlk kaçışlar, izinsiz gelmeyişler, geceyi ilk dışarda geçirmeler...
Bodrum’un en yüksek yerleşimlerinden olan Gürece’de yaşamaya başladı ilklerini Leyla.
Şimdi göründüğünden daha romantik ve tutkulu bir genç adam olan küçük oğlumuz Ada, annesiyle yürürken bir akşam vakti peşlerine takılmıştı Leyla.
Minicik, korumasız ama sağlıklı bedeniyle enerjik adımlarla takip etmişti anne ve oğulu.
Kendine aile seçmişti güzel kızımız, kim bilir daha önce kimler geçmişti o yoldan, takılmış mıydı peşlerine ya da takılmış da bırakmış mıydı sonra; sevmeyip… Kim bilir?
Eve getiren Ada olmuştu, adını Leyla koyan da...
Gürece’deki ilk kaçışlarından sonra çocukları dünyaya geldiğinde, çok ilginç ve güzel olan; yine başında Ada vardı, üç çocuğunu bir kutu içinde yeni taşındığımız evimizin hediyesi gibi sunmuştu Leyla.
Onu kaybedeli iki ya da üç yıl oluyor. Bahçemizin artık yeni sahipleri var.
Burcu daha birkaç gün önce, bahçemizin yeni sahiplerinden genç bir annenin çocuklarıyla oynamasını çekerken, hayrete düşer:
Annesinin yanı başında minik kedi, cüssesiyle baş edebileceği kadar bir yılanı yakalamış oynuyor.
İnsanlığın inşa ettiği medeniyetin yanı başında süren yabani hayat, kendi amansız kurallarıyla işlemeye devam ediyor; tuhaf bir gerçeklik bu.
Dönüp bakmadığımız, normal hayatın içinde olağan bir akışla süren bir vahşilik gibi geldi önce bana bu kayıt.
Bir kuşu izlediğimi hatırladım… Balkon küpeştesine ekmek kırıntılarını dizdiğimde gelir nasılsa yer diye düşünürken, ne korkuyla gelip ürkerek kırıntıları aldığını ve daha güvenli bir yerde eşi ve çocuklarıyla o kırıntıyı nasıl paylaştığını izlemiştim.
İlk bakışta sizi mutlu edebilecek bu manzara, serçenin her kırıntı için yaşadığı aynı korku ve ürkeklikle devam edince; evimin etrafındaki vahşi düzenin içindeki canlılar için hala nasıl bir tehdit olduğunu da gözlemlemiş oldum.
Şaşıranlar olabilir ya da ne var bunda diyenler de…
Dedim ya öz dünyama döndükçe hemen yakınımdaki doğal yaşamın acımasız kuralları da belirgin ve rahatsız edici geliyordu.
Minik kedi hala oynuyor yılanla, annesi daha dik bir pozisyonda Burcu’nun bu sahneyi kayda alışını izliyor, çevreyi kolaçan etmeyi bırakmadan ve usta çırak ilişkisindeki başarısının keyfini çıkardığını da göstermek istercesine.
Doğal, yaban hayat, tüm kurallarıyla sürüyor. Bize bazen minik, sevimli gelirken; güçlü ise yakalayıp oynuyor, güçsüzse ya teslim oluyor ya kaçıyor o yaşam içindeki her canlı.
Her canlı diye bitirdim cümleyi çünkü yazarken günümüzde güçlünün güçsüze yaşattığı zulmü düşününce:
İnsanı ayrı tutamazdım bu vahşi yaşamın içinde…
Eyvallah.


