Rusya'da Putin’in ne kadar dindar olduğu, dinini ne kadar önemsediği her fırsatta vurgulanır: Onun yönetimi sırasında çok sayıda kilisenin inşa edildiği sık sık hatırlatılır. Ukrayna’ya ait olan Kırım'ın 2014'te Rusya tarafından işgalinin, dinin, dindarlığın bu yarımadaya geri dönüşü anlamını taşıdığı söylenir. Hatta bugün devam etmekte olan Ukrayna savaşının dine bağlılığın sonucu olduğu da telkin edilir.
1988'de Bizans İmparatoru II.Vasilin kız kardeşiyle evlendikten sonra Hristiyanlığı seçmiş olan ilk Rus kralı I.Vladimir, Ukrayna'nın Kiev kentinde yaşayanların tümünü toptan vaftiz olmaları için Dinyeper Nehri kıyısına çağırmış ve Kutsal Rusya bu şekilde doğmuştu. Demek ki geri kalan Ukrayna topraklarını da köklerine kavuşturmak Rusya için ilahi bir görevdi.
2013 yılında Rusya’da düzenlenmiş G2 toplantısını izlemiş olan ABD'li politik bilimler hocası Alexander J. Motyl, Putin’in "Birçok Avrupa-Atlantik ülkesinde Batı medeniyetinin temelini oluşturan Hıristiyan dininin değerleri yadsınmaktadır; bu ülkelerde ulusal, kültürel, dinsel ve hatta cinsel ahlak ilkeleri ve geleneksel kimlikler reddedilmektedir," dediğini, boynunda haç taşıdığını ve babasının ateist olması nedeniyle annesi tarafından gizlice vaftiz edildiği söylentisinin yayıldığını anlatmıştı.
Putin’in dinle bağlantısı konusunda çok sayıda efsanevi öykü üretilmiştir: Bir söylentiye göre, 1990'da çıkan bir yangında Putin ailesinin evi yanmış, ailenin paralarını içeren kasalar ve birçok önemli eşya yok olmuş. Ancak, itfaiyecilerden biri ailenin haçının bir mucize eseri olarak yanmadığını görmüş ve küller arasında bulduğu bu haçı Putin'e vermiş.*
Putin geçen yıl bir basın toplantısında Ukrayna savaşının 2025'te sona ereceğine inanıp inanmadığı sorulduğunda "Tanrıya inanıyorum" demiş ve eklemişti: "Tanrı da bizimledir."
Kısaca Putin, ülkesinde gerçek Hristiyanlığın dünyadaki tek savunucusu, yönetimi de yozlaşmış ve unutulmuş Hıristiyanlığı savunan bir "geleneksel değerler" kalesi olarak tanımlanmaktadır.
Putin'in hükûmeti son 25 yılda yeni kiliseler inşa etmek ve eskilerini onarmak için büyük miktarda para harcamış, dini eğitim, okul müfredatına yeniden eklenmiş ve Rus Ortodoks Kilisesi yetkilileriyle giderek daha yakın bağlar kurulmuştur. Rus Ortodoks Kilisesinin Patriği Kirill, Putin'i "Tanrı'nın bir mucizesi" olarak tanımlamış, onun din severliğini övmüştür.
Birçok araştırmacıya göre, Putin gibi Sovyetler Birliği zamanında KGB (İstihbarat ve Gizli Servisi) eğitimini görmüş, bunu tamamladıktan sonra Leningrad’da KGB ofisinde ve Doğu Almanya’da uzun süreler çalışmış olan bir kimsenin, aşırı dindar olması değil, dine inanması olasılığı bile uzaktır.
Peki Putin neden bu kadar din severdir?
Bir yazımızda bahsetmiştik, tekrarlayalım: Halkının yüzde yüzünün istemediği bir diktatör yerinde oturamaz. Şimdi de bu “yüzde yüz”den geriye doğru giderek “Halkın en az yüzde kaçının istemediği diktatör yerinde kalabilir?” sorusuna cevap arayalım.
Bu sorunun doğru cevabını bulabilmemizi sağlayacak ölçü, kıstas bulmak güçtür ama konuyla ilgisi olanlara sorulduğunda aldığımız ortalama cevap, halkın en az yüzde yirmi beşini yanında tutabilen bir diktatörün iktidarını sürdürme olasılığı vardır sonucuna ulaştırıyor.
Putin bu gerçeği bilir gibi davranıyor ve Rus halkının demokrasi deneyiminin, birçok Avrupa ülkesi vatandaşından az olması, Rusya’daki ekonomik durumun da kötü olmaması gibi iktidarını sürdürmesine yarayacak avantajlarına rağmen her yere kilise yaptırarak, okul programlarına din eğitimin katarak ve her fırsatta çeşitli dindarlık gösterileri sergileyerek ülkesindeki dini bütünleri de afsunlayıp yanında tutmayı yararlı buluyor.
Bunun farkında olan diktatörler tabii ki Putin’den ibaret değildir.
*https://thehill.com/opinion/international/5061278-does-putin-believe-in-god/


