02 Ekim 2021

O şehrayini kaçırmak istemem!

Ömrümün en unutulmayacak şenliğini izleyebilmek, vatandaşlarımla kutlayacağım en neşeli günü yaşamak için 17 yıl beklemişim, o güne az kaldığını gösteren bu kadar çok alamet belirmişken, beş-on ay, bilmedin bir sene daha beklerim ne olur?

Dört kızım var.  Biri Londra’da oturur, “Gelip burada kalsana!” der arada sırada. “Ziyaret ederim, ama kalamam” derim. Basel’de yaşayan kızım da davet eder. Ona da aynı şeyi söylerim.

Tabip Odası başkanıyken Kürt sorununun çatışarak değil, sulh yoluyla, uzlaşmayla çözülmesi gerektiğini söylediğimde mahkemelere gitmiş gelmiştim. O sıralarda Los Angeles’de yaşayan kızım “Ülkenin hali iyi değil; evim çok geniş, gel burada yaşa!” demişti. Zaman zaman bu önerisini tekrar eder. Her defasında ona da burada kalmak istediğimi söylerim.

- "Güvende değilsin, yaşamın saçmalıklarla cebelleşmeyle geçiyor. Giderek çoğalan bir baskı havası; insanlar, bugünden de, yarınından da emin değiller. Endişe ediyoruz."

Bütün bunlar doğru ama ben yine de burada kalmak istiyorum, burada kalacağım.

Neden mi?

O şehrayini kaçırmak istemiyorum da ondan!

O gün ne mi olacak?

Demokrasiye yeniden kavuşmamızı kutlayacağız: Bu kutlama, 3. Ahmed'in oğlunun Okmeydanı’nda yapılmış, 15 gün 15 gece sürmüş sünnet düğününü bile gölgede bırakacak. 

Münih’den Oktoberfest ’in, İrlanda’dan St.Patrick Günü’nün nasıl kutlandığını öğretecek elemanlar gelecek. Çin'de yeni yıl törenlerinde kullanılan, bin kişinin taşıdığı ve sokakları ine kalka, kıvrıla, yalpalaya dolaşan rengarenk kumaşlardan yapılmış dev canavarlardan biri ithal edilecek. 

Yeni Zellanda’nın  yüzleri boyalı Maorileri gelip kurslar açacaklar; bu kurslarda, yurt bulamayıp parklarda yatmış en az bin üniversite gencimiz, KHK ile işlerinden uzaklaştırılmış kıymetlerimiz Maori “Haka” dansını öğrenecek ve bu bayramda uygulayacaklar.

İnsanların yüzünde sonsuz bir mutluluk, bir Nirvana’ya ulaşmışlık gözlenecek. Dünyanın dört bir yanındaki ülkelerden gelen kutlama mesajları hoparlörlerden sürekli olarak okunacak ama şenliğin gürültüsünden, atılan kahkahalardan  bunları pek az kimse duyacak: Hüsnü Şenlendirici, Kangalın Karacaören köyünden zurnacı Karabayramla düet yapacak, düzinelerle davulcunun gümbürtüsüne ayak uydurup Kürt halayları çekecek, sonra doksan kemençeci refakatında horon tepeceğiz.

Güneş battığında Boğaz’dan 100 tane Venedik gondolu geçecek, en güzel sesli kayıkçılar bir ağızdan şarkılar söyleyecekler. Gökyüzü, sabaha kadar havai fişeklerle renklenecek: Önce deniz yıldızları, dev şemsiyeler ve fırıldaklar görünecek, sonra bu yıldızlar, şemsiyeler ve fırıldaklar, giderek büyüyüp patlayınca oluşan ve kayarak gözden kaybolan kuyruklu yıldızlar sabaha kadar izlenecektir.

Her ilimizin her ilçemizin sokakları böyle kutlamalarla şenlenecek.

Brezilyada profesyonel bekleyiciler varmış: “Despachantes” denen bu kimseler, vize, pasaport maç, tiyatro bileti kuyruklarında, saatlerce hatta günlerce adınıza beklermiş. Karşılığını, bekledikleri süreye göre alırlarmış. Ben bu ülkede iş bulamayıp, ümidini kesip başka yerlere göçmüş gençlerin, politikadan, baskıdan bunalmış, kapağı demokrasinin hüküm sürdüğü ülkelere atmış yurttaşlarımın tümüne gönüllü, bedelsiz despacanteslik yapacağım. Şehrayin başlar başlamaz numarasını bildiklerimi hemen arayacağım. Olmayanlar da o zamana kadar iletirlerse da -o sırada internet, WhatsApp kapatılmış olsa bile ödemesiz- ararım.

Biri, Bob Dylan’ın 1989’da Londra’da verdiği konsere bilet almak için 17 saat beklediğini anlatmıştı:
“Sabah 6'da gittim ve biletlerin satılacağı yerden 1/3 mil uzaklıktaki Chancellor's Road'a kadar uzanan kuyruğa katıldım. Biletlerin gün ortasında satışa çıkması gerekiyordu. Gün ortası gelip geçti ve insanlar ümitlerini kesip sıradan ayrılmaya başladılar. Bu nedenle yavaş yavaş ilerledik.  Biletler Odeon’da saat 22'de satışa çıktı. Dişimi sıktım, bekledim: Gece yarısı dört biletle eve döndüm.”  

Adam, bir konsere, Bob Dylan’ın konserine bilet alabilmek için 17 saat beklemiş. Ben ömrümün en unutulmayacak şenliğini izleyebilmek, vatandaşlarımla kutlayacağım en neşeli günü yaşamak için 17 yıl beklemişim, o güne az kaldığını gösteren bu kadar çok alamet belirmişken, beş - on ay, bilmedin bir sene daha beklerim ne olur?

Yazarın Diğer Yazıları

Operanın hayaleti mi, hayaletin operası mı?

Taksimdeki Opera Binasının (AKM) kaderinin Paris'te, Palais Garnier olarak anılan opera binasınınkine, bu bina konusunda bilinenlere nasıl da benzediği bu güne kadar gözlerden kaçmıştır.

Sınavlarda kopya çekmek

Covid salgını  nedeniyle  uzaktan eğitim,  uzaktan sınav yapmak yaygınlaşınca kopya çekenler  çoğaldı, sayıları baş edilmesi güç boyutlara vardı; bazı ülkelerde sınavlara cevap yetiştiren birçok çevrimiçi şirket gelişti. Ayda 9,95 dolara akıllı telefon aracılığıyla gönderilen soruları  yanıtlayan ve  çözüm sağlayanlar var.

Siz neyin tanrısıydınız Sayın Telepinu?

Dinler, günümüze kadar bu kadar çarpıcı biçimde değiştilerse, bu konuda gelecekte ne olur? Uygarlığımız ve teknoloji giderek daha karmaşık hale geldikçe yeni tapınma biçimleri mi ortaya çıkar?