28 Haziran 2022

Tarhan Bey...

Tarhan Bey, Türk siyasetinin "akıllı adamı" ve bir demokrasi pusulasıydı. Bu nedenle aramızdan ayrılması, doldurulması güç bir boşluk yarattı

Telefonuma gelen mesajları karıştırırken, Tarhan Bey'in geçen yıl attığı mesaja rastladım. Tarhan Bey ile geçen yaz eşlerimizle birlikte yediğimiz akşam yemeğinden sonra gönderdiği bir mesajdı bu. Bir mesaj ancak bu denli incelikle ve güzel yazılabilirdi. İçimdeki henüz taze acıyı tazeledi. Mesajın bir yerinde "Sevgimiz onlarca yılda saygıyla derinleşerek pekişti" diyordu. Bu sözcükleri beni onlarca yıl öncesine götürdü.

Tarhan Bey ile tanışmamız 1970'lerin ikinci yarısına gider. O yıllarda bir grupla birlikte Marmaris Tatil Köyü'nde yaz tatili yapardık. Grupta kimler yoktu ki? Milli Eğitim Bakanı Necdet Uğur, eski Büyükelçim Osman Olcay, tez hocam Prof. Dr. Seha Meray, Prof. Dr. Hicri Fişek, Büyükelçi Özdemir Benler. Tarhan Bey'in kardeşi Kaya Erdem, Tarhan Bey, eşler ve biz. Bir de dünyanın en sevimli insanı, herkesin çok sevdiği Marmaris'in yerlisi Muharrem Erden. O yıllar ben Dışişleri Bakanlığı'nda Daire Başkanı'ydım. Gruptaki en genç çift bizdik, sonra Tarhan Bey ve Gülsevil Hanım. Bu yaz tatilleri benim için keyifli olduğu kadar öğretici de olurdu. Zihnen beslenirdim. Gruptaki herkesten öğrenecek pek çok şeyim vardı. Tatilin sonunda kendimi zenginleşmiş hissederdim.

Tarhan Bey'in Necdet Uğur ile çok yakın ilişkisi vardı. Tarhan Beyi adeta Necdet Uğur keşfetmiş, ne değerli insan olduğunu anlamıştı. Ben Tarhan Bey ile konuşmaya bayılırdım. Konuşmak için fırsat kollardım. Uzun siyaset konuşmaları yapardık. Zekasına, zihninin berraklığına, Türkiye'nin sorunlarına bakış açısına, bütün bunların yanında alçak gönüllülüğüne, karşısındakine değer vermesine, her söyleneni büyük bir dikkatle dinlemesine hayran kalırdım.

Tarhan Bey ile dostluğumuz sonraki yıllarda da sürdü. Meslek nedeniyle yurtdışında olsam da Türkiye'ye geldiğimde kendisini ziyaret eder, Türkiye'deki duruma ilişkin görüşlerini öğrenirdim. CHP Genel Sekreteriyken yaptığım bir ziyaret sırasında partide değişimin ne denli önemli olduğunu, parti içi demokrasinin yerleştirilmesi için parti tüzüğünün değiştirilmesinin gerektiğini, ancak bu konuda büyük güçlüklerle karşılaştığını anlatmıştı.

Tarhan Bey siyasetçiydi. Siyasete önem verirdi. CHP Gençlik Kolları'ndan gelmişti. Türkiye'nin değişimi için önce CHP'nin değişmesi gerektiğine inanırdı. Ama Tarhan Bey aynı zamanda mühendisti. Siyasete mühendis gözlüğüyle bakardı. Onun için önemli olan sonuç almaktı. CHP'yi değiştirme çabaları sonuç vermeyince, umudunu yitirince çok emek verdiği CHP'den istifa etti. Türkiye'yi demokratikleştirme çabalarını sivil toplum alanında sürdürdü.

AİHM'deki görevim sona erip 2008 yılında Türkiye'ye döndüğümde Tarhan Bey'in kafasında yeni bir parti kurma projesi vardı. Bu projede benim de rol üstlenmemi istiyordu. Manifestolar yazıldı, bu konuda bazı temaslar yapıldı. Ancak görüldü ki bu öyle kolay bir iş değildir. Zamanlama bakımından da ortam uygun değildi. Vazgeçildi.

Tarhan Bey İstanbul'da, ben Ankara'da olduğumdan sık sık yüz yüze görüşemesek bile telefonla konuşuyorduk. Benim CHP'den siyasete girmemde Tarhan Bey'in önemli bir rolü olmuştur.

Tarhan Bey her şeyden önce gerçek bir demokrattı. Demokrasi, Tarhan Bey'in kimliğinin bir parçasıydı. Türkiye'de demokrasinin yerleşmesi için yapılması gerekenler konusunda düşünceleri çok açıktı. Her şeyden önce parti içi demokrasinin sağlanması gerektiğine inanırdı. Parti başkanlarının partinin önünde gitmesinden, siyasetin parti başkanlarına bırakılmasından şikayetçiydi. Bir yazısı şöyle biter:

"Bizi güdecek bir adam mı arıyoruz, yoksa halk idaresi mi?"

Tarhan Bey gerçek bir demokrasinin kurulması için yerelde katılımcı bir demokrasiye gereksinim olduğuna inanırdı. Bir yazısında şöyle der:

"Yerinden yönetim sistemini kurup çalıştırılmadan ve merkezi yönetimi yeniden düzenlemeden karşılaşacağımız hiçbir sorunla baş edemeyiz."

2003 yılında Demokratik Değişim Derneği'nin düzenlediği yuvarlak masa toplantısının açılış konuşmasında Tarhan Bey bu görüşlerini daha ayrıntılı dile getirir:

"Geleceğimizi yönetim sistemimizdeki değişim belirleyecektir. Türkiye'nin bütün yerleşim birimlerinde oturanların demokratik seçimlerle oluşturduğu meclisler, kendi sorunları, ihtiyaçları ve imkanları hakkında kendi sınırları içinde geçerli […] yasama ve yürütme kararları alabilmelidirler. Yerleşim yerleri birimlerinin her biri ayrı tüzel kişilikler olmalıdır. Birimlerin vergi salma hakkı bulunmalıdır."

Tarhan Bey demokrasinin önündeki engellerin kaldırılması için yeni bir anayasa gerektiğini düşünürdü. Ona göre "Anayasa, bireyi devlete karşı koruyan ve sivil toplumun gelişmesinin koşullarını gerçekleştiren bir öz ve içerik taşımalıdır."

Tarhan Bey, Türk siyasetinin "akıllı adamı" ve bir demokrasi pusulasıydı. Bu nedenle aramızdan ayrılması, doldurulması güç bir boşluk yarattı.

Bu boşluğu doldurmanın en iyi yolunun yazılarının derlenerek basılması olduğunu düşünüyorum.

Tarhan Bey, gerek insan olarak ve siyasetçi kimliğiyle, gerek Türkiye'de demokrasinin yerleştirilmesine ilişkin görüşleriyle anımsanacaktır.

AKP iktidarının yaptıkları tahammül sınırlarımı aştığı zamanlar şöyle bir düş kurarım. Tarhan Bey'in Cumhurbaşkanı ya da Başbakan olduğu bir Türkiye nasıl olurdu, bunu düşlerim. Bana iyi gelir. Size de tavsiye ederim.

Rıza Türmen kimdir?

Türkiye’nin önde gelen insan hakları hukukçularından ve diplomatlarından olan Rıza Türmen İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.

Kanada Montreal McGill Üniversitesi'nden hukuk yüksek lisansı, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden Siyasal Bilimler doktorası aldı.

Avukatlık stajını yaptıktan sonra, 1966 yılında Dışişleri Bakanlığı'na girdi. Dışişleri Bakanlığı'nda çeşitli görevlerde bulundu.

1985’de Singapur’a ilk Türk Büyükelçisi olarak atandı.

1993 Birleşmiş Milletler Dünya İnsan Hakları Konferansı'nda ve AGİT, İnsani Boyut Toplantıları’nda Türk Heyeti Başkanlığı'nı yaptı.

1994’te İsviçre'ye Büyükelçi olarak atandı. 1996'da Türkiye'nin Avrupa Konseyi Daimi Temsilcisi oldu.

1998 yılında Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlığına seçildi. 2008 yılına kadar bu görevi sürdürdü.

2008'de Türkiye'ye döndükten sonra 10 yıl Milliyet gazetesinde köşe yazıları yazdı.

2011 seçimlerinde CHP İzmir Milletvekili olarak parlamentoya girdi. TBMM Adalet Komisyonu ile Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda görev yaptı.

2009 yılında Türkiye Barolar Birliği Yılın Hukukçusu Ödülü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü Ödülü, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Üstün Hizmet Ödülü, 2010 yılında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin Cumhuriyet Ödülü Rıza Türmen’e verildi.

İnsan Hakları ve hukuk konularında yerli ve yabancı dergilerde yayınlanmış çok sayıda makale ile kitap bölümleri kaleme aldı. "Güçsüzlerin Gücü-Türkiye'de İnsan Hakları" ve "Türkiye'de Demokrasi Arayışı" adlı iki kitabı yayımlandı.

Halen demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti alanlarında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarında çalışmalarını sürdüren Rıza Türmen, Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi’nin eş sözcülüğünü yapıyor.

Sanata yakın ilgi duyan ve yaklaşık 40 yıldır çello (viyolonsel) çalan Rıza Türmen, T24’te 2013 yılından beri, ağırlıklı olarak temel haklar, insan hakları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, genel hukuk ve politika konularında yazılar yazıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Yeni anayasa (I)

Anayasanın demokratik olması yapım sürecinin demokratik olmasına bağlı. Bunun için halkın sürece katılması büyük önem taşıyor. Halkın benimsemediği bir anayasa uzun ömürlü olmayacağı gibi meşruiyeti de tartışmaya açık hale geliyor

Zorunlu din dersi ve Anayasa Mahkemesi kararı

AYM kararı olumlu bir adım olmakla birlikte, AİHM kararlarının gerisinde kalıyor

İstanbul Sözleşmesi: Danıştay kararı ve sonrası

Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesi kadınların şiddete karşı korunmasında büyük bir gedik yaratıp korumanın eşiğini düşürmüş ve bir yaşam hakkı sorunu doğurmuştur. Bu durumda Danıştay kararı kesinleştikten sonra AYM ve AİHM'e bireysel başvuruda bulunulması kapısı açılmıştır