17 Mayıs 2020

Normalin üstünlüğü

Normalin kesif dumanı hakikati öyle gizliyor ki, herkes inanmak istediğini gerçek sanıyor. Yaralar sunileşti, çabucak kabuk atıyor, geride oyuk bile bırakmadan…

Hayatın kendi normaline dönmesi için pandemi kuralları yavaş yavaş esnetiliyor son günlerde.

Adaletten ziyade tüketim odaklı bir "normalleşme" süreci bu.

Hukuksuzluğun menfi kasırgası hak anlayışını yerle bir ettiğinden, suç kapsamına giren kötülükler, haksızlıklar sadece failler değil, çoğunluk tarafından da olağan karşılanıyor epeydir.

Vaziyet böyleyken, her şey normaldi de sırf Korona mı olağan dışı hale getirdi hayatı?

Sokakla ilişkiyi salgın mı kesti, hayatı Korona mı darlaştırdı sahiden? Ne kadar, nereye kadar?

Başkalarının derdiyle hemhal olmayanların dünyası kendi yaşamlarından ibaret değil miydi aslında?

Görmezden geldiklerinin uzağındaki konforlu hayatlarında etliye sütlüye karışmadan yaşayıp gitmenin huzuruyla güvenli alanlarında kalırken sokakla ilişkileri var mıydı, eğer varsa, ne kadardı?

Normale mi dönmeyi bekliyoruz biz şimdi dört gözle? Hangi normale?

Ne çok şeyi normalleştirdik halbuki. Gereğinden fazla normalleştirdik üstelik. Normal fazlalığı var hatta.

Sevgi, dayanışma, paylaşım, diğerkâmlık gibi hasletler giderek köreldi. Anlık tepkiler bir gün sonrasına bile kalmıyor artık. Normalin kesif dumanı hakikati öyle gizliyor ki, herkes inanmak istediğini gerçek sanıyor. Yaralar sunileşti, çabucak kabuk atıyor, geride oyuk bile bırakmadan…

Her şeyin sahtesi var. Sahtenin alıcısı daha çok üstelik. Normalin de sahtesi mevcut.

Normalleştirdiklerimizin altında kalıyoruz her gün. 

18 yaşından küçük kızların yetişkinmiş gibi evlendirilmesi, daha kendi çocukken çocuk doğurması normalleştirilmeye çalışılıyor.

Kadınların her gün cinayete kurban gitmesi, tecavüze uğraması çoktan normalleşti bile.

Pedofiliyi, ensesti teşvik eden beyanlarda bulunulması hür ifade kapsamına alındı alınacak neredeyse.

Şiddetin her türlüsü hayatın olağan akışının bir parçası kabul ediliyor epeydir. Ölüm listeleri hazır kimilerinin.

Ekonomik darboğaz nedeniyle canına kıyanların yası üç gün bile tutulmuyor artık. Ya atanamadığı için hayatına son veren öğretmenler?

İşçilerin usulsüz işten çıkarılması, iş kazasında sakatlanmaları ya da canlarını kaybetmeleri mi dersiniz?

Sadece işinin gereğini yapan gazetecilerin, ayrım gözetmeden tüm mağdurlara omuz vermeyi şiar edinmiş insan hakları savunucularının, millet iradesiyle seçilmiş siyasilerin tutuklanması, hapsedilmesi mi dersiniz?

Barışı, kardeşliği, eşitliği savunan akademisyenlerin ihraç edilmesi mi dersiniz?

Muhaliflerin hemen terörle ilişkilendirilmesi mi dersiniz?

Adil yargılanma, özgürlük ve güvenlik, mülkiyetin korunması haklarının defalarca hiçe sayılması mı dersiniz?

4,5 katına çıkan saray harcamaları mı dersiniz?

İnsanın cinsiyetine, etnik kökenine, diline, dinine, mezhebine, derisinin rengine, siyasi görüşüne göre ötekileştirilmesi mi dersiniz?

Her şey o kadar normalleşti ki: Yalan, riya, sahtekârlık, hırsızlık, dalkavukluk, cinsel istismar, kaba kuvvet, küfür, linç nefret, ayrımcılık…

Normal normal geçip gidiyor hayat ne yazık ki!

Yazarın Diğer Yazıları

Affetmek

Bu kararı ister aleni ya da örtük baskı altında ister kafa ya da gönül karışıklığıyla alsın, yeniden şiddet görürse her koşulda kapıyı açık tutmanın gerekliliğini içselleştirmeyip onu hemen dayanışma alanının dışına itenler, emeklerini haram edenler, halden anlamayıp sırtını dönenler yüzünden Berfin'in yardım çığlığı atmayabileceği ihtimali beni daha çok korkuttu

Ne hayat eve sığıyor ne ölüm kalbe

"Hayat bu işte, kader böyle" diye diye kendi yapıp etmelerinin sorumluluğunu taşıyamayanların yüzü hangi aynaya sığar?

Bize her gün 8 Mart

Kadın olmanın sınavını her gün veriyoruz. Söyleyeceklerimiz de yapacaklarımız da bir güne sığmaz