Önümüzdeki eğitim yılı için üniversite kontenjanları açıklandı. Eğitim kalitesi ile ilgilenmeyip sadece kontenjanlara bakıldığında bile nasıl bir planlama yapıldığını kestirmek güç oluyor.
Elbette konumuz tıp. 2024 yılında 18 064 olan tıp fakültesi kontenjanı (kamu ve vakıf üniversiteleri birlikte) bu yıl yüzde 3’lük bir artışla 18 665 olmuş.
Buna karşılık 2024 yılında 17 931 olan hemşirelik kontenjanı yüzde 6.2’lik bir düşüşle bu yıl 16 820 olmuş.
Halen ülkede 91’i devlet, 37’si vakıf olmak üzere toplam 128 tıp fakültesi bulunuyor. Bu yıl kamu üniversitelerindeki toplam kontenjanlar önemli ölçüde azalırken, vakıf üniversitelerinin kontenjanları artmış.
2023 yılı verilerine göre de Türkiye’de 205 000 civarında hekim mevcut. Bu sayı ile bin kişiye düşen hekim sayısı 2.3 çıkıyor ki bu oran OECD ortalaması olan 3.7’nin çok altında. Türkiye’deki hekim sayısının azlığı yıllardır gündeme geliyor, ancak, hekim sayısını arttırmak için kadroları yetersiz, eğitim kalitesi şüpheli tıp fakülteleri açmaya devam ediliyor.
Oysa ki sorunun daha derin olduğu alan hemşirelik. OECD ülkelerinde bin kişiye düşen hemşire sayısı 9.2 iken, bizde bu oran sadece 2.9.
Bir diğer sorunumuz da diğer ülkelere göre çok yüksek olan hekime başvurma sayısı. Türkiye’de yıllık hekime başvurma sayısı 11.4 ve her yıl da artmaya devam ediyor. Durum böyle olunca da hastanelerde randevu bulamayan hastaların feryatları yükseliyor.
Bu yığılmanın önüne geçmenin yollarından biri birinci basamağın güçlendirilmesi olmalı. Halen ağır aksak yürüyen aile hekimliği sistemi öncelik almalı. İyi eğitimli hemşire sayısının artması da çözüme yardımcı olur. Birçok ülkede iyi eğitimli hemşireler hekimin yükünü azaltmakta çok başarılı oluyorlar. Hastaların “minör” denilebilecek sorunlarını ve sorularını bu hemşireler rahatça karşılarlar.

Mevcut AKP hükümeti bu sorunu yıllar önce fark ettiğinde eğitimin önemini göz ardı ederek, sadece sayıyı arttırmak amacı ile hemşirelik eğitimini üniversiteden lise düzeyine indirdi. Ancak buralardaki eğitimin yetersizliği net bir şekilde ortaya çıkınca bu işten, neyse ki, vazgeçildi ve oradan mezun olanlara hemşire yardımcılığı adı altında bir unvan oluşturuldu. Şimdi ise azalan hemşirelik kontenjanlarına bakınca sorun rafa kaldırılmış gibi görünüyor.
Vakıf üniversiteleriyle ilgili en önemli sorunlardan biri de artan eğitim ücretleri. Ücretlerin diğer fakültelerden daha fazla olduğu tıp fakültelerinde yıllık eğitim ücretleri en az 500 bin TL seviyesinden en yüksek olan iki buçuk milyon bandı arasında seyrediyor. Öyle ki, yüzde 50 burs alınsa bile bazı vakıf tıp fakültelerinde ödenecek ücret milyon liranın üzerinde olabiliyor.
ABD’de bu sorun yıllardan beri tartışılmakta. Bugün ABD’de tıp fakültesinden mezun olan hayata 200 bin dolar borçla başlıyor. 1970’li yıllara kadar eğitim ücretleri ağırlıklı olarak aileler tarafından karşılanırken sonraki yıllarda borçlanmalar başlamış ve bugüne gelinmiş.
Türkiye’de ise bu şekilde uzun vadeli, düşük faizli kredi ile borçlanmak mümkün olmadığından bütün yük ailelere kalıyor. Ayrıca yıllık bir milyon ortalama ücret düşünürsek altı yıl sonunda biriken toplam kredi miktarı ve faizi ile birlikte altından kolay kalkılamayacak bir yük haline gelecektir ki, bugünkü gelirlerle bunun geri ödemesi imkansıza yakın.
Benzer sorunlar ABD’de de gündemde. Yapılan araştırmalara göre yıllar içinde hekimlerin gelirleri düşerken borçlanma oranları artmış.
Gözüken o ki mevcut sağlık sistemimizin düzeltilmesi gereken birçok yeri var. Yurt dışına hekim göçünün devam etmesi, bazı uzmanlık alanlarının tercih edilmemesi, sağlık ortamının bozukluğu ve ticari bir nitelik kazanması önümüzdeki yıllarda bu alanda sorunların daha da derinleşeceğini gösteriyor. Sağlıkta uzun vadeli reformu düşünüp hayata geçirecek bir yönetime gereksinim var.


