Yazının başlığını yadırgadıysanız bir itirafta bulunayım, eski dünyada yaşarken böyle bir başlık atmaya cesaret edemezdim. Bugünün dünyasında şaşırtan ve merak uyandıran bir başlığın daha çok ilgi çekeceğini düşündüğüm için böyle bir başlık kullanmaya karar verdim.
Bu başlığın ne anlama geldiğini merak edenler varsa onlara bir ipucu vereyim. İngiltere'de yayınlanan The Economist dergisinin 42 ülkenin başlıca ekonomik göstergelerini karşılaştıran tablosuna göre Türkiye'deki 12 aylık tüketici fiyatları artışı %85.5. Enflasyonda Türkiye'yi geçmeyi başaran tek ülke %88 ile Arjantin. The Economist'e göre son 12 ayda parası ABD dolarına karşı en yüksek oranda değer kaybına uğrayan ülke de, en yakın rakibine fark atan Türkiye. Futbolda Dünya Kupası finallerine katılamadık ama enflasyon ve devalüasyonda dünya şampiyonluğuna adayız evelallah.
Çizgi: Tan Oral
Enflasyon neden panik yaratıyor?
2002 yılının başından itibaren "eyvah enflasyon yükseliyor" diye paniğe kapılan gelişmiş ülkelerdeki 12 aylık enflasyon oranlarına bakıyorum, ABD'de %7.7, Euro alanı ülkelerinde %10.7, Almanya''da %10.4, İngiltere'de %11.1. Enflasyonu ciddiye alan ülkelerde yıllık enflasyon bizdeki aylık enflasyona yaklaşınca panik başlıyor ve faiz silahı çekiliyor. Gene böyle oldu ve başta ABD Merkez Bankası(FED) olmak üzere AB Merkez Bankası'nın ve 70 dolayında ülkenin merkez bankaları faiz artırdı. Şimdi bundan sonraki faiz artışlarının dozu ve seyri tartışılıyor.
Faizi yükseltmenin ve para arzını kısıtlamanın büyümeyi ve istihdamı olumsuz etkileyeceğini, hatta resesyona yol açabileceğini biraz ekonomi bilgisi olan herkes biliyor ama enflasyonun ekonomiye vereceği kalıcı zararı önlemek için bu silahı kullanmak gerekiyor. Ekonominin ateşi yükselince acı veren ilaç kullanılıyor.
AKP'nin 20 yılı
Türkiye yüksek bir enflasyon yaşarken bile Merkez Bankası'nın faiz artırmasını yasaklayan ve faiz oranlarını aşağı çekerek büyümeyi hızlandırırken enflasyonu da düşüreceğini iddia eden bir Cumhurbaşkanına sahip. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kendisinin ekonomist olduğunu iddia ediyor ve enflasyon azgınlaşırken faizleri indirme inadını sürdürüyor. Finans piyasaları da bu ‘tek adam' gösterisini hayretle izliyor. Bu ortamda akıntıya karşı kürek çekmeye devam eden Türkiye ekonomisi de bir çıkmaz sokakta bocalıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan aynı zamanda, 2001 yılında kurulan ve tam 20 yıl önce, 2002 yılının Kasım ayında iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi'nin(AKP) genel başkanı. AKP de çok partili sisteme geçildikten sonra Türkiye'de en uzun süre iktidarda kalan parti. Halen AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan da Cumhuriyet döneminde en uzun süre ülke yönetimine yön vermiş olan bir siyasetçi. 2018 yılından beri uygulanmakta olan Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi sayesinde şu anda Türkiye'yi tek elden yönetiyor.
Türkiye son 20 yılda nereden nereye geldiyse hatasıyla sevabıyla bunun baş sorumlusu tabii ki Sayın Erdoğan. Ekonomiyi siyasete alet etmeyi çok seven Erdoğan'ın bundan sonraki hedefi 2023 yılında yapılacak seçimler öncesinde ekonomiyi paraya boğarak seçimi kazanmak.
TOBB'un 21 yılı
Türkiye'nin 20 yıllık AKP iktidarı sonrasında bugün bu noktaya gelmesinde toplumun ve iş dünyasının önemli rolü olduğunu da unutmamak gerekiyor. AKP iktidarının ilk döneminde, ekonominin gelişmesine olanak veren politikalar izlenmesi sayesinde Türkiye 1970'lerden beri ilk kez tek haneli enflasyonla tanıştı, parasındaki sıfırları attı, yabancı yatırım sermayesi çekti. Kişi başına gelirimiz 10 bin doların üzerine çıktı. İş dünyası da bu gidişattan memnundu kuşkusuz. İş dünyasının üst örgütü sayılan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin (TOBB) başında AKP'nin kurulduğu 2001 yılında, yani 21 yıl önce bu göreve seçilmiş olan Rıfat Hisarcıklıoğlu vardı.
Şimdi 21 yıl sonra, Sayın Hisarcıklıoğlu kırılması zor bir rekorun sahibi olarak hâlâ TOBB Başkanı ve iktidarla tam bir uyum içinde. Sayın Erdoğan'ın Türkiye ekonomisini vahim bir enflasyon çıkmazına sürüklemiş olması onu pek ilgilendirmiyor. Oysa azgın enflasyon toplumsal ahlakı da sarsan bir fiyat anarşisi yaratıyor ülkemizde. Türk Lirası yerlerde sürünürken gelir eşitsizliği büyüyor, doktorlarımız yabancı ülkelerde iş buluyor, geleceğini kurtarmak isteyen gençler kendini yurt dışına atmanın yolunu arıyor. Özel sektör firmalarına ve bankalarına günlük kararlarla tepeden talimat verilmesi ve adeta bir komuta ekonomisine geçilmiş olması da TOBB'un umurunda değil.
Önümüzde önemli bir seçim yılı var. Bakalım Türkiye bu fırsatı iyi kullanabilecek mi? Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yılında silkinip doğru yolu bulabilecek mi?
|
Osman Ulagay kimdir? İngiltere'de, Manchester Üniversitesi'nde "Kemalizm ve Ulusal Kalkınma" konulu tez çalışmasıyla siyasal bilimler dalında master derecesini aldı. İngiltere'de bulunduğu dönemde Cumhuriyet gazetesine gönderdiği "İngiltere Mektupları" ile gazeteciliğe ilk adımını atan Ulagay, Türkiye'ye döndüğünde Cumhuriyet gazetesiyle ilişkisini sürdürdü. 1981'de Ekonomi Servisi Şefi olarak Cumhuriyet'te çalışmaya başladı, ekonomi sayfasını yönetmenin yanı sıra, haftalık söyleşilerle ve köşe yazılarıyla ekonomi gazeteciliğinin gelişme sürecine katkıda bulundu. Kitapları - Küreselleşme Korkusu ve 2001 Krizi - Küreselleşme Korkusu - Küresel Çöküş ve Kapitalizmin Geleceği - Türkiye Kime Kalacak / Başbakan'ın Yazdırdığı Kitap |


